aradığınız tüm ödevler bu mekanda!!!Doğru yerdesiniz!!! - Blogcu





ÖDEVİSTAN.........ARADIĞINIZ TÜM ÖDEVLER BURDA!!!... ..HOŞ GELDİNİZZZZ...ÖDEVİSTAN!!!.....

Yaylar ve yayların özellikleri ve kullanım alanları

5/11/2009 · Kategori: İlköğretim 7.Sınıf

http://www.turk-cad.com/inventor_ozel/coil.h6.jpg

Kuvvet uygulandığında bazı cisimlerin şekillerinde değişiklikler olduğunu, uygulanan kuvvet ortadan kalktığında ise bu cisimlerin ilk şekillerine döndüklerini fark ettiniz mi? Bu tür cisimlere, esnek cisimler dendiğini biliyor musunuz?
Örneğin, giydiğimiz bazı tişört ve çoraplar esnektir. Onları, giyebilmek için gereriz. Çıkardığımızda ise bu giysiler, ilk şekillerine döner. Oyun hamuru ve cam macunu gibi maddeler esnek değildir. Onlara kuvvet uyguladığımızda şekillerini değiştirebiliriz. Fakat uyguladığımız kuvvet ortadan kalktığında bu maddeler eski hâllerine dönmezler.
Yay gibi cisimler esnektir. Gererek ya da sıkıştırarak onların şekillerini değiştirebiliriz. Uyguladığımız kuvveti ortadan kaldırdığımızda ise yay eski hâline döner.
Bir yaya uygulanan kuvvetin büyüklüğü, yayın gerilmesini veya sıkışmasını nasıl etkiler? Yandaki şekle baktığınızda iki kat büyük kuvvetin yayın iki kat, üç kat
büyük kuvvetin de yayın üç kat uzamasını sağladığını fark ettiniz mi?
Bir cismi, yayın ucuna astığımızda cismin ağırlığından dolayı yay uzar. Fakat yay da asılı olduğu cisme yukarı doğru bir kuvvet uygular. Bu yüzden cisim asıldıktan sonra, yayın ucu bir müddet aşağı ve yukarı hareket eder ve bir süre sonra durur. Bu durumda cismin ağırlığı ile yayda oluşan kuvvet dengede olur. Yandaki şekilde görüldüğü gibi, cismi yaydan ayırdığımızda yayın ucu yukarı doğru hareket eder. Eğer yayın ucundan ayırdığımız cisim daha ağır olursa yay yukarı doğru daha hızlı hareket eder. Bu durum yayın, kendisini geren cisme, eşit büyüklükte ve zıt yönde bir kuvvet uyguladığını gösterir. Acaba, bir yaya çok büyük bir kuvvet uygularsak
ne olur? Yaya gereğinden fazla kuvvet uygulandığında yay, esneklik özelliğini kaybeder ve eski hâline dönemez. Yapımında yay kullanılan aletler tasarlanırken yay ile
bu yaya uygulanacak kuvvetin uygun özellikte olmasına dikkat edilir. Bir cismin ağırlığını ölçmek için dinamometre (yaylı el kantarı) kullanıldığını öğrenmiştik. Yandaki fotoğrafta görüldüğü gibi bir elmayı dinamometreye astığımızda elmanın ağırlığı dinamometrenin içindeki yayı uzatır. Eğer aynı dinamometreye bir paket elma asarsak yay bu kez daha fazla uzar. Çünkü bir paket elmanın ağırlığı daha fazladır. Kuvvet biriminin Newton (Nivton) olduğunu ve “N” ile gösterildiğini biliyoruz. Newton biriminin kullanılışını şu şekilde örneklendirebiliriz:
Söz gelişi 100 g’lık bir çikolatanın ağırlığı yaklaşık 1N iken 1 kg’lık şeker paketinin ağırlığı yaklaşık 10N’dur. Aşağıdaki resimde de görüldüğü gibi ağırlık ölçmek için kullanılan dinamometreler farklı şekillerde tasarlanır. Yaylarının inceliğinden ya da kalınlığından bu dinamometrelerin farklı ağırlıktaki cisimleri ölçmek için yapıldıklarını anlayabiliriz. Örneğin, ince yaydan yapılan bir dinamometre 0 – 1 N arasında ölçüm yaparken kalın yaydan yapılanı 0 – 10 N arasında ölçüm yapabilir. Aşağıdaki resimlerden de anlaşılacağı gibi, yaylar birçok alette kullanılır. Yayların bu aletlerde hangi amaçlarla kullanılmış olduklarını açıklayalım. Yapımında yay kullanılan aletlere çevremizden başka örnekler verelim.
Fen bilimleriyle uğraşan bilim insanları için ölçme çok önemlidir. Bilim insanları yaptıkları gözlem ve araştırmalarını, uygun ölçme araçlarını kullanarak anlamlı hâle
getirirler. Örneğin, bir mühendis metre ve gönye gibi araçları kullanırken bir doktor da hastasının ateşini ölçmek için termometreden yararlanır. Gözlem ve ölçümlerin sonucunda elde edilen veriler, yorumlanarak değişkenler arasındaki muhtemel ilişkiler belirlenir. Elde edilen veriler tablo, grafik, resim, çizim ve yazılı metin gibi çeşitli yöntemlerle kaydedilir. fiimdi bir lastiğe ya da yaya farklı büyüklükteki ağırlıkları asarak bir dinamometre yapmaya ne dersiniz?
Lastikteki uzama miktarı uygulanan kuvvet ile doğru orantılıdır. Yani bir lastik ya da yaya uygulanan kuvvet ne kadar artırılırsa uzama miktarı da aynı oranda artar. Günlük hayatta kullandığımız el kantarı, baskül gibi tartı araçları yayların bu özelliğine göre ölçüm yapar. Ancak uygulanan kuvvetin artırılması sonucunda lastiğin kopabileceğini veya yayın esnekliğini yitirebileceğini ve uzamanın kalıcı hâle gelebileceğini dikkate almak gerekir.
Önemli not:
*Esneklik potansiyel enerjisi sıkıştırma veya gerilme miktarına ve maddenin esneklik özelliğine bağlıdır.
*Her yayın esneklik potansiyel enerjisi farklıdır. Bu enerji yayın esnekliği , sertliği , yapıldığı maddenin cinsine ve yayın helozon sayısına bağlıdır.
*Esnekliğini kaybeden bir yay eski haline dönemez.
Yay gibi cisimler esnektir. Gererek ya da sıkıştırarak onların şekillerini değiştirebiliriz. Uyguladığımız kuvveti ortadan kaldırdığımızda ise yay eski hâline döner.
Bir cismi, yayın ucuna astığımızda cismin ağırlığından dolayı yay uzar.Örneğin bir lastik yada yaya uygulanan kuvvet ne kadar artırılırsa uzama miktarı da aynı oranda artar.
YaYlAr iLe iLgİlİ ÖnEmLi nOtLaR

*****Her yayın esneklik potansiyel enerjisi farklıdır. Bu enerji yayın esnekliği , sertliği , yapıldığı maddenin cinsine bağlıdır.*****
*****Esnekliğini kaybeden bir yay eski haline dönemez.******

Yaylar esnek cisimlerdir. Yayların şeklinin değiştirilmesi yani gerilmesi veya sıkıştırılması için kuvvet uygulanması gerekir. Yayların şeklinin değiştirilmesi için uygulanan kuvvetler germe ve sıkıştırma kuvvetleridir. Yaylara uygulanan kuvvetler ortadan kalktığında yaylar eski haline yani denge durumuna geri dönerler.
Günlük hayatta kullanılan yayların esneklik özelliği farklıdır. Farklı kalınlıkta ve uzunluktaki yaylar farklı esneklik özelliğine sahiptir. (Amortisörlerdeki yaylar kalın ve sert, kalemdeki yay ince ve yumuşaktır).

F → Yaya uygulanan germe veya sıkıştırma kuvveti
k → Yayın yapıldığı maddeye bağlı olan yay sabiti
x → Yaydaki gerilme (uzama) veya sıkışma miktarı

• k yay sabiti ile yayın esnekliği ve hassaslığı doğru orantılıdır.
• Yaydaki gerilme (uzama) veya sıkışma miktarı, yaya uygulanan germe veya çekme kuvveti ile doğru orantılıdır.

Sembol Birim (SI) Birim (CGS)
Kuvvet F Newton (N) Dyn
Yay Sabiti k N/m dyn/cm
Gerilme veya Sıkışma Miktarı x m cm

F = k . x

Yayların Oluşturduğu Kuvvetler

Bir yaya germe veya sıkıştırma kuvveti uygulandığında etki – tepki prensibine göre yayda uygulanan kuvvete zıt yönde ve eşit büyüklükte itme ve çekme kuvveti uygular.
Yayları sıkıştırmak veya germek için uygulanan kuvvet arttırıldığında yayda oluşan itme veya çekme kuvveti ile yayların sıkışma veya gerilme miktarları da artar. Bu nedenle yayları sıkıştırmak veya germek için uygulanan kuvvet ile sıkışma veya gerilme miktarı doğru orantılıdır.
(Yayın sıkıştırılması veya gerilmesi için uygulanan kuvvetler ortadan kalktığında yayların eski hallerine dönme hızları artar).

a) Germe ve İtme Kuvveti :
Yayları germek için kuvvet uygulandığında etki – tepki prensibine göre gerilen yay esneklik özelliğinden dolayı eski haline geri dönebilmek için itme kuvveti uygular. Yayları germek için uygulanan kuvvet arttırıldığında yayda oluşan itme kuvveti de artar.

b) Sıkıştırma ve Çekme Kuvveti :
Yayları sıkıştırmak için kuvvet uygulandığında etki – tepki prensibine göre sıkışan yay esneklik özelliğinden dolayı eski haline geri dönebilmek için çekme kuvveti uygular. Yayları sıkıştırmak için uygulanan kuvvet arttırıldığında yayda oluşan çekme kuvveti de artar.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN IŞIĞI ALTINDA ÇOCUĞUN EĞİTİM HAKKI-7.Sınıf Türkçe Konu Anlatımı

12/10/2009 · Kategori: İlköğretim 7.Sınıf

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme
Madde 29 (1) Çocuk Haklarına Dair Sözleşme
"1. Taraf Devletler çocuk eğitiminin aşağıdaki amaçlara yönelik olmasını kabul ederler;
(a) Çocuğun kişiliğinin yeteneklerinin zihinsel ve bedensel yeteneklerinin mümkün olduğunca geliştirilmesi;
(b) İnsan haklarına ve temel özgürlüklere Birleşmiş Milletler Şartı’nda benimsenen ilkelere saygının geliştirilmesi;
(c) Çocuğun ana-babasına kültürel kimliğine dil ve değerlerine çocuğun yaşadığı veya geldiği menşe ülkenin ulusal değerlerine ve kendisininkinden farklı uygarlıklara saygının geliştirilmesi;
(d) Çocuğun anlayış barış hoşgörü cinsler arası eşitlik ve ister etnik ister ulusal ister dini gruplardan isterse yerli halktan olsun tüm insanlar arasında dostluk ruhuyla özgür bir toplumda yaşantıyı sorumlulukla üstlenecek şekilde hazırlanması;
(e) Doğal çevreye saygının geliştirilmesi."
EK
GENEL GÖRÜŞ 1 (2001):EĞİTİMİN HEDEFLERİ
Madde 29 (1)’in önemi
1. Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 29 ncu madde 1 nci paragrafı geniş kapsamlı bir öneme sahiptir. Tüm taraf Devletlerin üzerinde anlaşmaya vardığı bu madde ile ortaya konulan eğitimin hedefleri; Sözleşmenin temel değeri olan her çocuğun doğuştan sahip olduğu insani saygınlığın ve çocuğun eşit ve devredilemez haklarının geliştirilmesi desteklenmesi ve korunmasıdır. Madde 29 (1)’in beş alt paragrafı ile ortaya konulan bu hedefler çocuğun özel gelişme ihtiyaçları ve farklı yetenekleri dikkate alınmak suretiyle çocuğun insani saygınlığının ve haklarının tanınması ile doğrudan doğruya ilişkilidir. Bu hedefler; çocuğun mevcut yeteneklerinin en üst seviyede geliştirilmesi (29 (1) (a)) insan haklarına saygının geliştirilmesi (29 (1) (b)) çocuğun kimliğine ve değerlerine olan duyarlılığın en üst seviyede arttırılması (29 (1) (c)) çocuğun sosyalleşmesi ve diğer kişilerle etkileşiminin geliştirilmesi (29 (1) (d)) ve çocuğun çevreye olan saygısının geliştirilmesidir.
2. Madde 29 (1) madde 28 (a) ile tanınan eğitim hakkına çocuğun doğuştan sahip olduğu saygınlığı ve haklarını yansıtan kaliteli bir yön eklemekle kalmayıp aynı zamanda eğitimin çocuk merkezli çocuğa yönelik ve çocuğa yetki veren bir eğitim olması gerektiğine duyulan ihtiyacı vurgular ve eğitim sürecinin kendisi tarafından ortaya konulan ilkelere dayanması gerektiğini belirtir (1). Her çocuğun kendisine yaşam becerileri kazandırmaya insan haklarından tam anlamı ile yararlanmasını sağlayacak şekilde kapasitesini güçlendirmeye ve uygun insan hakları değerleri ile desteklenmiş bir şekilde sahip olduğu kültürü geliştirmeye yönelik bir eğitim almaya hakkı vardır. Amaç; yeteneklerini öğrenme ve diğer yetilerini insani saygınlığını kendine olan saygısını ve kendine güvenini geliştirmek yolu ile çocuğu güçlü kılmaktır. Bu anlamda "Eğitim" klasik anlamda okula göndermenin çok ötesine geçer ve çocukların bireysel ve toplu olarak kişiliklerini yeteneklerini ve becerilerini geliştirmelerini ve toplumda tam ve tatminkar bir hayat yaşamalarını sağlayacak geniş kapsamlı hayat tecrübelerini ve öğrenme sürecini içerir.
3. Çocuğun eğitim hakkı sadece eğitime erişim (madde 28) sorunu değil aynı zamanda eğitimin içeriği sorunudur. İçeriği madde 29 (1) ile getirilen değerlere tam anlamı ile dayanan bir eğitim; her çocuğun yaşamı boyunca dengeli küreselleşme süreci ile ortaya çıkan kökten değişim döneminde karşılaşacağı durumlara insan haklarına saygılı bir şekilde yaklaşmasını sağlayacak yeni teknolojilere ve diğer olağanüstü durumlara uyumunu kolaylaştıracak vazgeçilmez bir araçtır. Bu durumlar; diğerlerinin yanı sıra (inter alia) küresel ve yerel; bireysel ve toplu; gelenekçi ve modern; uzun dönemli ve kısa dönemli değerlendirmeler; rekabet ve fırsat eşitliği; bilginin genişlemesi ve bunu özümseme yeteneği ve manevi ve maddi değerler arasındaki çekişmeyi içerir (2) . Buna rağmen eğitim hakkındaki ulusal ve uluslararası programlar ve politikalar madde 29 (1)’de yer alan hususları içeriyor gözükseler bile ya eksik noktalar taşırlar ya da düzenlenen bu hususlar yalnızca bir süs niteliğindedir.
4. Madde 29 (1) Taraf Devletlerin eğitimin geniş kapsamlı değerlere yönelik oldukları hususunda anlaşmaya vardıklarını belirtir. Bu anlaşma dünyanın dört bir yanındaki din ulus ve kültür sınırlarının üstesinden gelmektedir. İlk bakışta madde 29 (1)’de ifade edilen bazı değerlerin belli durumlarda birbiri ile çelişebileceği düşünülebilir. Bu bakımdan paragraf (1) (d)’de belirtilen bütün insanlar arasında anlayış hoşgörü ve dostluğu geliştirme çabaları; paragraf 1(c)’de yer alan çocuğun kendi kültürel kimliğine dil ve değerlerine çocuğun yaşadığı veya geldiği menşe ülkenin ulusal değerlerine ve kendisininkinden farklı uygarlıklara saygının geliştirilmesi doğrultusunda ortaya konulan politikalar ile her durumda doğrudan doğruya uygunluk göstermeyebilir. Ancak gerçekte; bu hükmün önemi eğitime dengeli bir yaklaşım geliştirmeye duyulan ihtiyacı ortaya koymasında ve bir biri ile çelişen değerleri karşılıklı görüşme ve farklılıklara saygı yolu ile uzlaştırmasında yatmaktadır. Ayrıca tarihsel süreç içinde kişi topluluklarının birbirinden ayrılmasına neden olmuş farklılıkları uzlaştırma konusunda çocukların sahip olduğu benzersiz bir yetenek bulunmaktadır.
Madde 29 (1)’in İşlevi
5. Madde 29 (1) eğitimin ulaşmaya çalıştığı farklı amaçları ortaya koyan bir listenin ya da çizelgenin çok ötesindedir. Sözleşme’nin genel çerçevesi içerisinde diğerlerinin yanı sıra aşağıda belirtilen boyutları vurgulamaya yönelik bir işlev üstlenmiştir.
6. Bu madde öncelikle Sözleşme hükümlerinin ayrılamaz bir şekilde birbirine bağlı yapısını ortaya koymaktadır. Madde çeşitli hükümlere dikkati çekmekte bu hükümleri pekiştirmekte birbirine bağlamakta ve yorum getirmektedir; maddenin bu hükümler olmaksızın tam olarak anlaşılması mümkün değildir. Sözleşmenin genel ilkelerine -ayrım gözetmeme (madde 2) çocuğun yüksek yararı (madde 3) çocuğun yaşama hayatta kalma ve gelişme hakkı (madde 6) ve çocuğun görüşlerini ifade etme ve bu görüşlerin dikkate alınması hakkı (madde 12)- ilave olarak aşağıdakilerle sınırlı olmamak kaydı ile diğer pek çok hüküm de belirtilebilir; ana-babanın hakları ve sorumlulukları (madde 18) çocuğun görüşlerini ifade etme hakkı (madde 13) çocuğun düşünce özgürlüğü (madde 14) çocuğun bilgilere erişim hakkı (madde 17) özürlü çocukların hakları (madde 23) çocuğun sağlık hakkı (madde 24) çocuğun eğitim hakkı (madde 28) azınlık gruplarına mensup çocukların dillerine yönelik ve kültürel hakları (madde 30).
7. Çocuk hakları içerikten yoksun ayrıştırılmış ya da bağımsız değerler olmayıp kısmen madde 29 (1) ile Sözleşme’nin önsözünde tanımlanan geniş ahlaki çerçeve içinde yer alırlar. Sözleşme’ye yönelik pek çok eleştiri özellikle bu hüküm ile cevaplanmıştır. Örneğin bu madde; ana-babaya saygının önemini; hakları geniş bir ahlaki tinsel manevi kültürel ve sosyal çerçeve içinde ele almaya duyulan ihtiyacı ve pek çok çocuk hakkının dışarıdan zorlama yolu ile yerleştirilmekten uzak olup yerel toplumun değerleri arasında yer aldığını vurgulamaktadır.
8. İkinci olarak madde eğitim hakkının geliştirilmesi sürecine de büyük önem vermektedir. Bu bağlamda diğer hakların kullanımını geliştirme çabaları hafife alınmamalı tam tersine eğitim sürecinde yer alan değerlerle desteklenmelidir. Bu sadece müfredatın içeriğini değil aynı zamanda eğitim sürecini pedagojik yöntemleri ev okul ya da başka bir yer olsun eğitimin verildiği çevreyi kapsamına almaktadır. Okul kapısından içeri girmekle çocuklar insan haklarını kaybetmezler. Bu bağlamda örneğin eğitim çocuğun doğuştan sahip olduğu saygınlığa saygı göstermeyi sağlayacak ve çocuğun madde 12 (1)’e uyumlu olarak görüşlerini serbestçe açıklamasına ve okul hayatına katılmasına imkan verecek şekilde olmalıdır. Madde 28 (2)’de vurgulanan disiplinin sınırlarına tam anlamı ile uyan ve okullarda şiddet karşıtı olmayı teşvik eden bir eğitim sağlanmalıdır. Komite’nin sonuç gözlemlerinde tekrar tekrar belirttiği gibi fiziksel ceza ne çocuğun doğuştan sahip olduğu saygınlık ne de okul disiplininin katı sınırları ile bağdaşır. Madde 29 (1) ile getirilen değerlere uygunluk okulların tam anlamı ile çocuk merkezli olmasını ve tüm açılardan çocuğun saygınlığına uygun davranmasını gerektirir. Çocuğun okul hayatına katılımı okul topluluklarının ve konseylerinin oluşturulması çocuğa yakın eğitim ve danışmanlık ve çocukların okulun disiplin görüşmelerinde yer alması öğrenmenin ve haklarını kullanmanın bir parçası olarak desteklenmelidir.
9. Üçüncü olarak; madde 28 Taraf Devletlerin eğitim sistemlerinin kurulması ve bunlara erişimin sağlanmasına yönelik yükümlülüklerine odaklanırken madde 29 (1) bireysel ve sübjektif özel nitelikli eğitim hakkını vurgulamaktadır. Çocuğun üstün yararına uygun davranmanın önemini vurgulayan Sözleşme ile uyumlu olarak bu madde ile çocuk merkezli eğitimin önemi vurgulanmaktadır: Buna göre eğitimin temel hedefi her çocuğun kendine özgü karakter özellikleri merakları becerileri ve öğrenme ihtiyaçları olduğu gerçeğini göz önüne alarak bireysel olarak çocuğun kişiliğini yeteneklerini ve becerilerini geliştirmektir (3). Böylece müfredatın çocuğun sosyal kültürel çevresel ve ekonomik içeriğinin yanı sıra hem mevcut hem de gelecekteki ihtiyaçları ile doğrudan ilgili bulunması ve çocuğun gelişen yeteneklerini tam anlamı ile dikkate alması gerekir; öğretim yöntemleri farklı çocukların farklı ihtiyaçları doğrultusunda biçimlenmelidir. Ayrıca eğitim her çocuğun gerekli yaşam becerilerini kazanması ve okulu bitiren her çocuğun hayatta karşılaşacağı çeşitli durumlarla baş edebilme becerisine sahip olmasını güvence altına alma amacına yönelmelidir.
10. Sözleşmenin 2 nci maddesinde sayılan herhangi bir nedenden kaynaklanan açık ya da kapalı ayırımcılık çocuğun insani saygınlığına zarar verir ve çocuğun eğitim olanaklarından yararlanma imkanını ya sekteye uğratır ya da tamamen yok eder. Çocuğun eğitim olanaklarına erişimini engellemek esasen Sözleşme’nin 28 nci maddesi kapsamında ele alınacak bir sorun olmakla beraber 29 (1) maddesi ile getirilen hükümlerle çelişmek de benzer bir etki doğuracaktır. Bu konuya ilişkin uç bir örnek olarak kadın-erkek eşitliği ile bağdaşmayan ilkeler içeren bir müfredat hazırlanarak uygulamalar ile cinsiyet ayrımcılığının yaratılması düzenlemeler ile kızlara sunulan eğitim olanaklarından yararlanma hakkının kısıtlanması kızların katılımının güvenli ya da uygun olmayan çevresel etkenlerle özendirilmemesi verilebilir. Pek çok eğitim sistemlerinde ve ev de dahil olmak eğitim verilen diğer yerlerde özürlü çocuklar bakımından yapılan ayrımcılıkla da sıklıkla karşılaşılır (4). HIV/AIDS virüsü taşıyan çocuklara karşı da her durumda ve her yerde ayrımcılık yapılmaktadır (5). Bütün bu ayırımcı uygulamalar madde 29 (1) (a) ile ortaya konan eğitimin çocuğun kişiliğini yeteneklerini zihinsel ve fiziksel becerilerini en üst düzeyde geliştirmeye yönelik olması gereği ile doğrudan çelişmektedir.
11. Ayrıca Komite madde 29 (1) ile ırkçılığa ırk ayrımcılığına yabancı düşmanlığına ve hoşgörüsüz davranışlara karşı verilen mücadele arasındaki bağlantıya dikkat çekmek istemektedir. Cehaletin; ırksal etnik dinsel kültürel dilsel ve diğer farklılıklara karşı duyulan yersiz korkunun; ön yargıların bulunduğu ya da bu değerlerin öğretildiği veya yayıldığı ortamlarda ırkçılık ve benzeri yaklaşımlar büyük bir artış göstermektedir. Bu durumların güvenilir ve daimi panzehiri 29 (1) maddesi ile ortaya konan değerleri anlayan ve yansıtan farklılıklara saygıyı ve ayrımcılık ile ön yargının her çeşidine karşı mücadeleyi içeren bir eğitimdir. Eğitim ırkçılığın ve benzeri durumların kötü yönlerine karşı düzenlenen bütün kampanyalarda birinci öncelikli konu olarak ele alınmalıdır. Ayrıca tarihsel süreç içinde yaşandığı ve bazı toplumlarda açıkça ortaya konulduğu gibi ırkçılık hakkında öğretime önem verilmesi gerekir. Irkçı davranış sadece "diğerleri" tarafından gerçekleştirilen bir şey değildir. Bu nedenle insan ve çocuk hakları ile ayrımcılık yapmama konularında eğitim verilirken çocuğun içinde bulunduğu topluluğa odaklanmak da çok önemlidir. Böyle bir eğitim ile ırkçılığın etnik ayrımcılığın yabancı düşmanlığının ve diğer hoşgörü içermeyen davranışların engellenmesi yolunda önemli bir katkıda bulunulmuş olur.
12. Dördüncü olarak madde 29 (1) sunulan eğitim olanaklarının eğitimin fiziksel zihinsel ruhsal ve duygusal yönleri ile fikri sosyal ve uygulama boyutunu çocukluğu ve ömür boyu süren yönlerini dengeli bir şekilde geliştirmeye yöneldiği geniş kapsamlı bir eğitim yaklaşımı getirmektedir. Eğitiminin genel amacı çocuğun yeteneklerini geliştirme ve çocuğun özgür bir topluma tam ve sorumlu bir şekilde katılımına fırsat tanımaktır. Ayrıca özellikle bilgilerin öğretilmesine rekabetin körüklenmesine ve çocuk üzerine büyük yük binmesine yol açan bir öğretim tipinin çocuğun yetenek ve becerilerinin en üst düzeyde uyumlu olarak gelişimini ciddi bir şekilde engelleyeceği hususu belirtilmelidir. Eğitim çocuk merkezli olmalı bir birey olarak çocuğa ilham vermeli ve çocuğu güdülemelidir. Okullarda insani bir ortam yaratılmalı ve yetenekleri doğrultusunda çocukların gelişimine olanak tanınmalıdır.
13. Beşinci olarak Sözleşme ile ortaya konan birleştirilmiş ve geniş anlamda barış hoşgörü ve doğal çevreye saygı için eğitimi de kapsayan çeşitli özel ahlaki değerleri geliştiren ve vurgulayan nitelikte geliştirilen bir eğitime duyulan ihtiyacı ortaya koymaktadır. Bu çok yönlü (multidisipliner) bir yaklaşımı gerektirebilir. Madde 29 (1)’deki değerlerin geliştirilmesi ve uygulanması sadece başka yerlerdeki sorunlara değil çocuğun kendi toplumunda yaşanan sorunlara odaklanmak için de gereklidir. Bu bağlamda eğitim aile içinde gerçekleştirilmelidir ancak okulun ve toplumun da önemli bir rol üstlenmesi gerekir. Örneğin; doğal çevreye saygısının geliştirilmesi için eğitimin çevre ile ilgili hususlar ve sürdürülebilir gelişme ile sosyo-ekonomik sosyo-kültürel ve nüfus unsurları arasında bağlantı kurması zorunludur. Benzer şekilde doğal çevreye saygı çocuk tarafından evde okulda ve toplumda öğrenilmeli ulusal ve uluslar arası sorunlar kapsama alınmalı; çocuk yerel bölgesel ve küresel çevre ile ilgili projelere aktif bir biçimde katılmalıdır.
14. Altıncı olarak diğer insan haklarının geliştirilmesi ve birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunun anlatılabilmesi için uygun eğitim olanaklarının hayati bir önemi olduğu vurgulanmaktadır. Çocuğun özgür bir topluma tam ve sorumlu bir şekilde katılma yeteneği sadece eğitime erişiminin engellenmesi ile değil aynı zamanda bu madde ile benimsenen değerlerin geliştirilmemesi ve yaygınlaştırılmaması ile de sınırlanabilir veya yok edilebilir.
İnsan Hakları Eğitimi
15. Madde 29 (1) 1993 yılında Viyana’da toplanan İnsan Hakları Dünya Konferansı’nda insan hakları eğitimine ilişkin çeşitli programların temel taşı olarak görülmüş ve uluslar arası kuruluşlar tarafından teşvik edilmiştir. Bununla birlikte belirtilen faaliyetler esnasında çocuk haklarına her zaman gereken önem verilmemektedir. İnsan hakları eğitiminin insan haklarına yönelik anlaşmaların içeriği hakkında da bilgi sağlaması gerekir. Ayrıca çocukların ister evde ister okulda isterse toplumda olsun insan haklarını insan hakları standartlarının uygulamaya geçirildiğini görerek öğrenmesi gerekir. İnsan hakları eğitimi kapsamlı yaşam boyu süren bir süreç olmalı ve çocukların günlük hayatlarına insan hakları değerlerinin yansıtılması ile başlanmalıdır (6).
16. Madde 29 (1) ile getirilen değerler barış ortamlarında yaşayan çocuklar için önemli olmakla birlikte çatışma ve savaş koşullarında yaşayan çocuklar için çok daha önemlidir. Dakar Eylem Planında belirtildiği gibi; karşılıklı anlayış barış ve hoşgörüyü teşvik ederek şiddet ve çatışmayı önlemeye çalışan eğitim programlarının çatışma doğal düşmanlıklar ve dengesiz durumlardan etkilenen eğitim sistemlerinin içeriğine dahil edilmesi gerekir (7). Uluslar arası insan hakları hukuku hakkında eğitim de önemli olmakla birlikte genellikle madde 29 (1)’in etkisini arttıracak çabalar ihmal edilmektedir.
Uygulama İzleme ve Değerlendirme
17. Bu maddede ortaya konan hedefler ve değerler genel bir ifade ile açıklanmış olup etkileri çok geniş kapsamlıdır. Bu durum bir çok Taraf Devleti ilgili ilkeleri yasal düzenlemelerinde ya da idari yönergelerinde yansıtma gereğini yersiz veya gereksiz görmeye itmiştir. Bu esasen temeli olmayan bir düşüncedir. Ulusal hukuk ve politikada özel yasal düzenlemelerin bulunmadığı durumlarda ilgili ilkelerin eğitim politikalarını gerçek anlamda etkileyecek şekilde kullanılması mümkün gözükmemektedir. Bu nedenle Komite tüm Taraf Devletleri; bu ilkeleri tüm eğitim politikalarına ve mevzuatlarına her düzeyde koymak konusunda gerekli önlemleri almaya davet etmektedir.
18. Madde 29 (1)’in etkili bir şekilde uygulamaya geçebilmesi için okul programlarına eğitimin çeşitli hedeflerinin eklenmesi yolunda ciddi çalışmalar yapılmalı ders kitapları ve diğer öğretim materyalleri ile teknolojiler ve okul politikaları gözden geçirilmelidir. Hedefleri ve değerleri gerçek anlamda değişiklikler yapmaksızın mevcut sisteme katmaya çalışan yaklaşımların yetersiz kalacağı açıktır. İlgili değerlerin genişletilmiş okul programları ile bütünleştirilmesi ve uygulanması bu değerleri başkalarına aktaracak geliştirecek öğretecek kişiler bu değerlerin önemini benimsemedikçe mümkün değildir. Madde 29 (1) ile ortaya konan ilkelerin yaygınlaştırılabilmesi için öğretmenlere eğitimde görev alan yöneticilere ve çocuk eğitimi ile ilgilenen diğer kişilere hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim verilmesi zorunludur. Okullardaki eğitim yöntemlerinin Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin ruhu ile eğitim felsefesini ve madde 29 (1) ile ön görülen eğitim hedeflerin yansıtması gerekir.
19. Ek olarak okul ortamının madde 29 (1) (b) ve (d)’de ortaya konduğu gibi etnik ulusal ve dini gruplar ile yerli gruplara mensup kişiler de dahil tüm insanlar arasında anlayış barış hoş görü eşitlik ve dostluk ruhunu yansıtması gerekir. Şiddete ve ayrımcı uygulamalara izin veren bir okul madde 29 (1) ilkelerine uygun olamaz. "İnsan Hakları Eğitimi" terimi genellikle asıl kapsamından çok farklı bir düzeyde kullanılmaktadır. Klasik insan hakları eğitimine ek olarak ihtiyaç duyulan insan hakları ile değer ve politikaların sadece okullar ve üniversiteler bünyesinde değil tüm toplum düzeyinde yaygınlaştırılmasıdır.
20. Genel olarak bakıldığında Taraf Devletler Sözleşme’den kaynaklanan yükümlülüklerini; madde 42 ile getirilen hükümlere uygun olarak Sözleşme metninin geniş kapsamlı dağılımını gerçekleştirmedikleri sürece tam anlamı ile yerine getiremezler. Bu durum çocukların da günlük hayatlarında çocuk hakları savunucuları ve ilkelerin yayılmasını sağlayan kişiler olması sonucunu doğuracaktır. Geniş kapsamlı bir dağıtımın sağlanabilmesi için Taraf Devletler bu amacı gerçekleştirmek uğruna aldıkları önlemleri bildirmeli ve İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Bürosu Sözleşmenin değişik dillerden kopyasını içeren kapsamlı bir veri tabanı oluşturmalıdır.
21. Madde 29 (1) ile ortaya konan değerlerin ve hedeflerin yaygınlaştırılmasının yanı sıra bu amaçları yaygınlaştıran diğer kişilerin çabalarının göz ardı edilmemesinin sağlanmasında geniş bir açıdan bakıldığında medyanın da kilit bir rol üstlendiği görülür. Hükümetler Sözleşme’nin 17 (a) maddesi uyarınca "kitle iletişim araçlarını çocuk bakımından toplumsal ve kültürel yararı olan bilgi ve belgeyi yaymak için teşvik etmeye" yönelik her türlü uygun tedbiri almak zorundadır(8).
22. Komite Taraf Devletleri eğitime dinamik bir süreç olarak daha fazla bir özen göstermeye ve madde 29 (1) çerçevesinde zaman içinde meydana gelen değişikliklere ayak uydurmaya davet eder. Her çocuğun kaliteli bir eğitim alma hakkı vardır ve bu kaliteli eğitim öğrenimin olduğu ortamın kalitesine öğretme ve öğrenme süreçleri ile materyallere ve ortaya çıkan sonuçlara göre belirlenir. Komite kaydedilen ilerlemeyi gösterecek araştırmaların (anketlerin) yapılmasının önemini vurgular; bu araştırmalar sürece katılan tüm tarafların halen okumakta olsun ya da olmasın çocukların öğretmenlerin ve gençlik önderlerinin ana-babaların eğitim alanındaki eğitici ve idarecilerin görüşlerine dayanmalıdır. Bu bağlamda Komite; çocukların ana-babaların ve öğretmenlerin eğitime ilişkin kararlara katkıda bulunması amacını taşıyan ulusal düzeyde izleme çalışmalarının önemini vurgulamaktadır.
23. Komite Taraf Devletleri madde 29 (1)’de sıralanan amaçları gerçekleştirmek ve izlemek üzere ulusal düzeyde kapsamlı bir eylem planı oluşturmaya davet etmektedir. Bu plan geniş kapsamlı olarak çocuklar için ulusal eylem planı ulusal insan hakları eylem planı ya da ulusal insan hakları eğitimi stratejisi olarak geliştirecek olursa hükümetin bu planda madde 29 (1) ile ortaya konulan tüm konulara değinildiğini ve çocuk hakları açısından bir bakış açısı geliştirildiğini güvence altına alması gerekir. Komite eğitim politikası ve insan hakları eğitimi ile ilgilenen Birleşmiş Milletleri ve diğer uluslar arası kuruluşları madde 29’un uygulanmasını etkin kılmak için daha iyi bir koordinasyon kurmaya teşvik eder.
24. Bu maddede yer alan değerleri yaygınlaştırmaya yönelik yöntem ve programların insan hakları ihlali içeren tüm durumlarda hükümetin göstereceği standart tepkinin bir parçası olması gerekir. Bu bağlamda örneğin ırkçılık ırk ayrımcılığı yabancı düşmanlığı ve benzeri durumların 18 yaşından küçüklere yönelik olduğu durumlarda hükümetin genel olarak Sözleşme ile ve özelde madde 29 (1) ile getirilen değerleri tam olarak yayamadığı düşünülebilir. Bu durumda madde 29 (1) çerçevesinde uygun olan ek tedbirlerin alınması ve Sözleşme ile tanınan haklara sahip çıkmada olumlu rol oynayacak eğitim tekniklerinin araştırılması ve benimsenmesi gerekir.
25. Taraf Devletler madde 29 (1)’e uygun olmayan mevcut politika ve uygulamalar dolayısıyla ortaya çıkacak şikayetlere cevap verecek bir yeniden değerlendirme yöntemi oluşturmayı düşünmelidir. Böyle bir gözden geçirme yöntemi mutlaka yeni hukuki idari ya da eğitici kurumların oluşturulmasını gerektirmez. Bu mevcut ulusal insan hakları enstitüleri ya da idari kurumlar tarafından yapılabilir. Komite bu maddeye ilişkin rapor sunan her Taraf Devletten Sözleşme ile uyumlu olmadığı ileri sürülen tüm mevcut yaklaşımları yeniden gözden geçirecek ulusal ya da yerel düzeydeki olanakları belirlemelerini rica etmektedir. Bu gözden geçirmenin nasıl başladığı ve rapor dönemi boyunca ne kadar gözden geçirme yapıldığına ilişkin bilginin verilmesi gerekir.
26. Madde 29 (1) ile ilgili Taraf Devlet raporlarının incelenmesine daha iyi bir şekilde odaklanmak için ve madde 44’de ön görülen raporların mevcut durumu ve karşılaşılan zorlukları yansıtması gerekliliğinden hareketle Komite her taraf devletten periyodik raporunda devletin kendi yetki alanı içinde bu hükümdeki değerleri yaygınlaştırmak için gösterilen en üstün çabayı ve belirlenen sorunlara geçen beş yıl içinde en uygun çözümü getiren faaliyeti ayrıntılı bir şekilde açıklamasını istemektedir.
27. Komite Sözleşme’nin 45 nci maddesinde rolü belirlenen Birleşmiş Milletler organlarını temsilcilerini ve diğer ilgili organları Komite’nin madde 29 (1) ile ilgili olarak çalışmalarına daha aktif ve sistematik olarak katılmaya çağırmaktadır.
28. Madde 29 (1) ile uyumu gerçekleştirmeye yönelik ulusal eylem planlarının uygulamaya konulması madde 4’de belirtildiği gibi insani ve mali kaynakların mümkün olan en üst düzeyde kullanılabilir olmasına bağlıdır. Bu nedenle Komite Taraf Devletin zorunlu önlemleri almamasının kaynaklardaki kısıtlılığa bağlanmasını bir gerekçe olarak kabul etmemektedir. Bu bağlamda ve Taraf Devletlere yüklenen uluslar arası işbirliğini hem genel olarak (Sözleşme’nin 4 ncü ve 45 nci maddeleri) hem de eğitime ilişkin olarak (madde 28 (3)) teşvik etme ve yaygınlaştırma yükümlülüğünün ışığı altında Komite Taraf Devletleri madde 29 (1) ile getirilen ilkeleri gerçekleştirmeye yönelik programlar hakkında gelişen bir işbirliği sağlamaya teşvik etmektedir.
NOTLAR
1. Bu bağlamda Komite; Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesinin eğitim hakkına ilişkin diğerlerinin yanı sıra (inter alia) Uluslararası Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesinin 13 (1) maddesi gereğince eğitimin hedefleri ile ilgili Genel Görüş No.13 (1999)’u da dikkate alır. Ayrıca Komite Sözleşmenin 44 ncü madde 1 (b) paragrafı uyarınca taraf Devletler tarafından sunulması gereken periyodik raporların şekil ve içeriğine ilişkin genel ilkelere de dikkati çekmektedir. (CRC/C/58) parag.112-116.
2. Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Teşkilatı Learning: The Treasure Within (Öğrenme: İçindeki Hazine) 21 nci Yüzyılda Eğitim Hakkında Uluslararası Komisyon Raporu 1996 s.16-18.
3.BirleşmişMilletlerEğitimBilim ve Kültür Teşkilâtı The Salamanca Statement and Framework for Action on Special Needs Education (Özel İhtiyaçlar Eğitimi Hakkında Salamanca Belgesi ve Eylem Planı) 1994 s.viii.
4. Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesinin özürlü kişiler hakkındaki 5 nolu Genel Görüşüne (1994) bakınız.
5. Çocuk Hakları Komitesi tarafından HIV/AIDS’in bulunduğu dünyada yaşayan çocuklar hakkında 1998 yılında yapılan genel görüşmenin ardından benimsenen tavsiyelere bakınız (A/55/41 parag.1536).
6. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları On Yılını ilan eden 23 Aralık 1994 tarih ve 49/184 sayılı Genel Kurul kararına bakınız.
7. Herkes için Eğitim: Toplu Taahhütlerimizi Kaynaştırma Dünya Eğitim Forumunda kabul edilen Dakar 26-28 Nisan 2000.
8. Komite 1996 yılında çocuk ve medya hakkındaki genel tartışmada ortaya atılan tavsiyeleri hatırlatmaktadır. (bkz.A/53/41 parag.1396).
1996 – 2001
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları
Yüksek Komiserliği Bürosu
Cenevre İsviçre

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

BİREY VE TOPLUM-İLETİŞİM VE İNSAN İLİŞKİLERİ-SOSYAL BİLGİLER DERSİ 7.SINIF

12/10/2009 · Kategori: İlköğretim 7.Sınıf

İnsanların sahip oldukları bilgileri, duyguları ve düşünceleri çeşitli yöntemler kullanarak başkalarına aktarmalarına iletişim denir.

BAŞLICA İLETİŞİM YOLLARI:

1-SÖZLÜ İLETİŞİM:  Karşılıklı konuşmaya dayalı iletişimdir.


2-YAZILI İLETİŞİM: Yazı yoluyla sağlanan iletişimdir. Not, mektup, gazete, dergi ve kitaplardaki yazılar veya yazılı işaretler aracılığı ile yapılan iletişimdir.


3-HAREKETLERLE İLETİŞİM: Jest, mimik ve çeşitli hareketlerle sağlanan iletişimdir. Sözsüz veya Beden dili ile iletişim de denilebilir. Hareketlerle iletişim sağlarken insanlarla aynı kültürden olmamız gerekir.Aksi takdirde yapacağımız hareketlerin yanlış anlaşılması kaçınılmazdır.Bu tür iletişim yolunu genellikle işitme engelli insanlarımız kullandığı gibi işitme problemi olmayan insanlarımız da kullanabilmektedir.Selam veren bir insana başımızı sallamamız gibi .

ETKİLİ BİR İLETİŞİMİN TEMEL ŞARTLARI:

1-Bireyin Kendini Tanıması: Kendisini tanıyan ve sahip olduğu özelliklerin farkında olan bir kişi çevresindeki insanları daha kolay algılar ve tanır, onlarla daha kolay ve uyumlu bir iletişim sağlar.


İlim, ilim bilmektir, İlim, kendin bilmektir, Ya kendin bilmezsen, Bu nasıl okumaktır? (YUNUS EMRE)

2-Etkili Anlatım: Karşımızdaki insanlarla konuşurken;


-Yorgun bir şekilde topluluk önüne çıkmamalıyız,


- Konuşurken doğal olmalıyız, yapmacık konuşma ve hareketlerden kaçınmalıyız,


- Dinleyici ile göz teması kurarak onun zihnine ve gönlüne girmeye çalışmalıyız, ona pozitif enerji vermeye çalışmalıyız,


- Ses tonumuzu sürekli olarak konuşmamızın içeriğine göre ayarlamalıyız, tek düze bir konuşma insanın dikkatini çekmez.


- Kullandığımız kelime ve cümlelerin karşımızdaki insanların anlayabileceği düzeyde olmasına dikkat etmeliyiz,


- Jest ve mimiklerimizi, bedenimizi konuşmamızın içeriğine uygun olarak kullanmalıyız,


- Konuşma süresini uzun tutarak dinleyenleri sıkmamalıyız.


Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.(TÜRK ATASÖZÜ)


Öğrenilmesi gereken ilk dil tatlı dildir.(BARIŞ MANÇO)


Bir kimsenin, ne söyleyeceğini bilmesi yeterli değildir; nasıl söyleyeceğini de bilmesi gerekir.(ARİSTO)


Düşüncelerini tam ve yerinde belirtmeyen insan yanlış tartılarla tam iş görmeye çalışan satıcıya benzer.(GOETHE)

3-Etkili Dinleme: Etkili bir dinleme yapabilme için;


- Konuşmacı ile göz teması sağlamalıyız,


- Kendimizi rahat ve hafif tutmalıyız,


- Karşımızdaki insan konuşurken “evet”,”demek öyle”,”gerçekten mi?”gibi tepkiler vererek onu dinleme isteğimizin olduğunu ona hissettirmeliyiz,


- Konuşmacıyı dinlerken empati kurmalı, kendimizi onun yerine koymalıyız,


- Asla konuşmacının sözlerini kesmemeliyiz, sorularımızı ve eleştirilerimizi sona saklamalıyız,


- Dikkat dağıtacak davranışlardan kaçınmalıyız, dikkat dağıtacak unsurları da ortadan kaldırmalıyız.


Söz dinlemeyi bilmeyen söz dinletmeyi bilemez.(ARİSTO)


Söz gümüş ise sükut altındır. (TÜRK ATASÖZÜ)

4-Empati Kurma:Dış dünyayı karşımızdaki insanın penceresinden,yani onun penceresinden görmeye çalışmak demektir.Bir başka deyişle kendimizi onun yerine koymak demektir.Empati kurmak başka insanlarla iletişimimizin gücünü artırır.Normal zamanlarda bile kullanmamız gereken bu düşünce etkinliğini özellikle herhangi bir insanla çatışmaya düştüğümüzde onunla aramızda bir sorun yaşanmaması  ve iletişim kopukluğu olmaması için muhakkak kullanmamız gerekir.

NOT: Araştırmalara göre, insanların yüz yüze kurdukları iletişimde kelimelerin %7,ses tonunun %38, beden dilinin ise %55 önem taşıdığını, iletişimin yaklaşık %93’ünün sözcük kullanılmadan yapıldığını biliyor muydunuz?

İLETİŞİMİ ZORLAŞTIRAN DAVRANIŞLAR:

1- Karşımızdaki insanı yönlendirmeye çalışmak.


2- Karşımızdaki insanı eleştirmek, suçlayıcı davranmak ve yargılamak.


3- Çok veya alakasız sorular sormak.


4- Teselli etmek, konuyu değiştirmeye çalışmak.


5- Teşhis, tanı koymak.


6- Konuştuğumuz kişinin adını öğrenmeye çalışmamak veya adını hiç kullanmamak.


7- Karşımızdaki insanlara takma isimleriyle hitap etmek,


8- Argo(Düşük seviyeli sokak ağzı) ve hakaret içerikli konuşmalar yapmak.


9- Kendi düşünce ve fikirlerimizi tek doğru olarak kabul etmek, başkalarının duygu ve düşüncelerini önemsememek ve saygı göstermemek.


10- Ön yargılı davranmak. İnsanları oldukları gibi kabul etmemek.


11- Sözünden dönmek, alay etmek, oyalayıcı davranmak.

ÇATIŞMA NEDİR, UZLAŞMA NASIL SAĞLANIR?

Çatışma, bir ya da birden çok kişinin herhangi bir konu üzerinde anlaşamadığı zaman ortaya çıkar. İnsanların gereksinimleri, istekleri birbirleriyle ters düştüğü zaman çatışma yaşanır. Bazı çatışma durumlarında çatışma içerisinde yer alan kişilerin söylemleri ve davranışları birbirinden farklıdır ve bireyler bunu farklı algılarlar. Bu farklı bakış açıları algılamalarda çatışmaya yol açar. Hepimiz zaman zaman farklı düşündüğümüz için çatışma yaşarız. Aslında bu insan olmanın özelliğidir aynı zamanda. empati yaparak, karşımızdakileri anlayabilir ve kurduğumuz etkili bir iletişimle çatışmalarımızı uzlaşma zeminine kaydırabiliriz. Siyaset, Futbol, Kültürel farklılıklar, Kuşak çatışması, İnanç ayrılıkları en çok çatışma yaratan konulardır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Geometri-DOĞRULAR VE AÇILAR-7.SINIF MATEMATİK

12/10/2009 · Kategori: İlköğretim 7.Sınıf

AÇI :  Aynı doğru üzerinde olmayan, başlangıç noktaları ortak olan iki ışının birleşim kümesine Açı denir.

  Açıyı oluşturan iki ışının kesişim kümesine AÇININ KÖŞESİ, bu ışınlara ise AÇININ KOLLARI denir.                                                                                                 

Açılar iki şekilde okunur
                                                 

1) Işınların nokta adları alınarak:

         ABC  açısı veya  CBA  açısı

2) Sadece başlangıç noktası alınarak:

B açısı şeklinde okunur.


Bir açı, bulunduğu bölgeyi üç bölgeye ayırır; (Yukarıdaki şekildeki gibi)

1) Açının Kendisi

2) Açının Dış Bölgesi

3) Açının  İç Bölgesi

Açı ölçüsü DERECEDİR.  Açıların ölçüsünü bulmak için AÇI ÖLÇER veya İLETKİ kullanılır.


ÖZEL AÇILAR

1) Dar Açı: Ölçüsü 0º `den büyük ve 90º`den küçük açılara Dar açı denir.

2) Dik Açı: Ölçüsü 90º olan açıya Dik Açı denir.

3) Geniş Açı: Ölçüsü 90º`den büyük 180º`den küçük olan açıya Geniş Açı demir.

4) Doğru Açı: Ölçüsü 180º olan açıya Doğru Açı denir.

5) Tam Açı: Ölçüsü 360º olan açıya Tam Açı denir.

6) Tümler Açı: İki açının ölçüleri toplamı  90º  olan açıya Tümler Açı denir.

7) Bütünler Açı: İki açının ölçüleri toplamı 180º  ise bu açılara Bütünler Açı denir. 

8) Bir Noktada Kesişen İki Doğrunun Oluşturduğu Açılar:

    a) Komşu Açılar: Başlangıç noktaları aynı iki veya daha fazla açıya Komşu Açılar denir.

    b) Komşu Tümler Açılar: Başlangıç noktaları aynı, ölçüleri toplamı 90º olan iki farklı açıya Komşu Tümler Açılar  denir.

   c) Komşu Bütünler Açılar: Başlangıç noktaları aynı, ölçüleri toplamı 180º  olan açıya Komşu Bütünler Açılar denir.

    d) Ters Açılar: Köşeleri ortak ve kenarları birbirine zıt ışınları olan iki açıya Ters Açı denir. Ters açıların ölçüleri birbirine eşittir.

9) Paralel İki Doğrunun Bir Kesenle Yaptığı Açılar

 a) YÖNDEŞ AÇILAR: Şekildeki A ve F, D ve G,

E ve C, B ve H gibi konumlanan açılara

Yöndeş Açılar denir. Yöndeş açılar                                 

 birbirine eşittir.                                                                                                                           

                                                                                                                        

  b) TERS AÇILAR: Köşeleri ortak ve kenarları

birbirine zıt ışınları olan iki açıya Ters Açı denir.

Ters açıların ölçüleri birbirine eşittir.

  c) DIŞ TERS AÇILAR: Şekildeki G ve A, H ve C açıları gibi konumlanan açılara Dış Ters Açılar denir. Dış ters açıların ölçüleri birbirine eşittir.

 d) İÇ TERS AÇILAR:Şekildeki B ve E, D ve F açıları gibi konumlanan açılara İç Ters Açılar denir.

 e) KARŞI KONUMLU AÇILAR: Şekildeki B ve F, E ve D açıları gibi konumlanan açılara Karşı Konumlu Açılar denir. Karşı konumlu açıların toplamı 180º`dir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

7.Sınıf Fen ve Teknoloji-Vücudumuzda Sistemler-Boşaltım Sistemimiz Vücudumuzdan Atıkları Uzaklaştırır (Konu Anlatımı)

10/10/2009 · Kategori: İlköğretim 7.Sınıf

http://www.med.gazi.edu.tr/egitim/donem1/dersler/Hucrebolunmeleriaekmekci_dosyalar/image032.jpg
Hücreler belli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra; hücre yüzeyi, hücrenin besin alınımı, artık maddelerin atımı ve gaz alış verişi gibi ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelir.Çünkü hücre bir küre olarak düşünülürse; hacim yarıçapın küpüyle, yüzey ise karesiyle doğru orantılı olarak büyür.

Ayrıca hücre büyüdükçe sitoplazma / çekirdek oranı büyüyeceğinden, çekirdeğin etki alanı küçülecektir.Bu durum hücre için tehlikelidir.Bu nedenlerden dolayı hücre, yüzeyini artırmak ve sitoplazma / çekirdek oranını küçültmek için bölünmeye başlar.Hücrenin hücresel, materyalini eşit olarak yavru hücrelere aktardığı bölünme tipine “Mitoz Bölünme” denir.

Mitoz bölünme; bir hücreli canlılarda üremeyi sağlarken, çok hücrelilerde zigottan itibaren büyümeyi ve gelişmeyi sağlar.Mitoz bölünme farklı hücrelerde farklı sıklıkta meydana gelmekle birlikte kas ve sinir hücrelerinde görülmez.

Bir hücrenin hayatı interfaz evresi ve bölünme evresi olarak 2’ye ayrılır ve buna “Hücre Siklusu” (Hücre döngüsü) adı verilir.İnterfaz evresinde hücre; DNA Replikasyonu için hazırlık yapar(G1 fazı), DNA’sını repike eder(S fazı) ve bölünme sırasında metabolizma durduğu için ATP depolayarak bölünmeye hazırlık yapar.(G2 fazı)

Bu bölümde mitoz bölünmeyi safha safha değilde bir hikaye gibi kesintisiz anlatmaya çalışacağız;

Hücre hazırlık evresi olan interfazdan çıkıp, mitoz bölünmeye başladığında ışığı kırma gücü artar ve akışkanlığını büyük ölçüde kaybeder.Sitoplazma jelleşir.Çekirdek içinde kromozomal proteinlerle birleşmiş olan DNA, kromatin ipliği şeklinde görülmeye başlar.Buna “Kromonema” denir.Bölünme ilerledikçe kromatin iplikleri kendi üzerine kıvrılarak kısalıp kalınlaşmaya devam eder.İnce uzun yapılı iken nukleus içine gelişi güzel dağılan kromozomal iplikler, kısalıp kalınlaştıkça nukleusun çevresine doğru çekilirler ve nukleus zarı parçalanır.Bu evrede kromozomların( kısalıp kalınlaşan kromonema’ya artık kromozom diyebiliriz) birbirine eşit iki kromatidten oluştuğunu ve bir sentromerle bir arada tutulduğunu görmek mümkündür.(Bu kromatidler, DNA’nın replikasyonundan sonra oluşmuşlardır.) Nukleus zarının parçalanmasıyla hücrenin merkezi daha akışkan bir hâl alır ve kromozomlar merkeze doğru hareket ederek merkezde bir dizi oluştururlar.Ekvatoral tablada dizilen kromozomlar sentromerlerinde ki kinetokorları ile iğ ipliklerine bağlanırlar.Daha sonra bütün kromozomların kardeş kromatidleri aynı anda birbirlerinden ayrılarak karşı kutuplara çekilmeye başlarlar.Bu devreye kadar kısalıp kalınlaşmaya devam eden kromozomlar; sentromerleri önde, kolları arkada olacak şekilde kutuplara çekilirler.Kutuplara erişen kromozomlar spirallerini(katlanmalarını) çözerek kromonema iplikleri haline gelirler.Daha sonra bunların etrafında nukleus zarı şekillenmeye başlar.Bu arada sitoplazma da 2’ye bölünmeye başlamıştır.Sitoplazmanın da bölünmesinin tamamlanmasıyla yavru hücreler oluşur.Bu yavru hücreler birbirinin ve kendisini oluşturan anaç hücrelerin birer kopyasıdır.Yeni oluşan bu hücreler artık birer yeni anaç hücrelerdir ve bölünme gerçekleştirebilmek için interfaz evresindedirler.

Bölünme olayını bir hikaye gibi öğrenmenin ardından şimdi ise bölünme safhalarının hangi olayla başlayıp hangi olayla bittiğine değinelim;

Profaz: Kromonemanın görülmesi ile başlar.Kromozomların nukleus çevresine çekilip, nukleus zarının kaybolması ile sona erer.

Metafaz: Nukleus zarının kaybolması ile başlar.Kromozomların ekvatoral tablada dizilip, kardeş kromatidlerin sentromerlerinden ayrılması ile sona erer.

Anafaz: Kardeş kromatidlerin birbirinden ayrılması ile başlar.Kromozomların kutuplarda kümeleşmesi ile sona erer.

Telofaz: Kromozomların kutuplara erişmesi ile başlar.Kromozom kümelerinin etrafında nukleus zarının oluşmasıyla sona erer.

Sitokinez: Telofazda nukleus zarının oluşmaya başlaması ile birlikte başlar.Yavru hücrelerin oluşumuyla sona erer.

9/10/2009

8.Sınıf Fen ve Teknoloji-Hücre Bölünmesi ve Kalıtım Ünite Ders Notu

Bir hücreden yeni hücrelerin oluşmasına hücre bölünmesi denir. Hücre bölünmesi bütün canlılarda görülen bir olaydır.
 Hücre bölünmesi hücre çekirdeğinde başlar ve birbirini takip eden evrelerden (safhalardan) oluşur. Yoğurdun mayalanması, bitkilerin büyümesi, tohumun çimlenmesi, yaraların iyileşmesi, büyüme ve gelişme olayları hücre bölünmesi sayesinde gerçekleşir.
 Hücre bölünmesi; mitoz bölünme ve mayoz bölünme olarak iki çeşittir.
 
 a) Hücre Bölünmesinin Nedeni :
 Hücrelerde yaşamsal faaliyetlerin sürdürülebilmesi için yapım (özümleme) ve yıkım (yadımlama) olaylarının yani metabolik faaliyetlerin gerçekleşmesi gerekir. Hücrelerin yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmesi için enerji gerekir ve bu enerjide besinlerden oksijen gazı sayesinde elde edilir. (Besin ve oksijen gereklidir). Hücredeki yaşamsal faaliyetler sonucu da zararlı ve atık maddeler (su, CO2, NH3, madensel tuzlar gibi) oluşur. Hücre içine besin ve oksijenin alınmasını ve yaşamsal faaliyetler sonucu oluşan zararlı ve atık maddelerin hücre dışına atılması hücre zarı sayesinde gerçekleşir.
 Hücreler yaşamsal faaliyetlerini sürdürürken sürekli büyür. Hücrenin büyümesi demek hücre zarının, sitoplâzmanın ve çekirdeğin büyümesi demektir. Fakat sitoplâzmanın (hacimce) büyümesi hücre zarının (yüzeyce) büyümesinden daha fazla olur. Bir süre sonra hücre zarından madde giriş – çıkışı zorlaşır ve çekirdeğin yöneteceği alan sınırlı olduğu için çekirdek hücreyi yönetemez. (Yönetmekte güçlük çeker). Bu anda çekirdek bölünme emrini verir ve bölünme emri verildikten sonra hücre bölünmesi engellenemez.
 Bütün canlılarda hücre bölünmesi çekirdekte yer alan DNA molekülünün emri ile gerçekleşir. Hücrenin bölünebilmesi için belli bir büyüklüğe (bölünebilme büyüklüğüne) ulaşması gerekir.
 
 b) Hücre Bölünmesinin Amacı :
 Hücre bölünmesinin amacı canlılarda üremeyi ve büyümeyi sağlamaktır.
 Canlılar hücre sayısına göre tek hücreli ve çok hücreli canlılar olarak iki grupta incelenir.
 Tek hücreli canlılarda hücre bölünmesinin amacı (hücre sayısını arttırarak) çoğalmayı (üremeyi) sağlamaktır.
 Çok hücreli canlılarda hücre bölünmesinin amacı (hücre sayısını arttırarak) doku, organ ve sistemlerin büyüyüp gelişmesini, yıpranan dokuların onarılmasını, ölen hücrelerin yerine yenilerinin yapılmasını sağlamaktır. Bazı çok hücreli canlılarda sperm ve yumurta hücrelerinin oluşturulması hücre bölünmesi sayesinde sağlanır.
 
 NOT : 1- Hücre bölünmesinin nedeni çekirdek/sitoplâzma oranının veya hacim/yüzey oranının
 bozulmasıdır. Hacim (sitoplâzma hacmi) r3 ile, yüzey (hücre zarı) r2 ile orantılı olarak büyür.
 2- Hücrede bölünme emri, çekirdekte yer alan DNA molekülü tarafından verilir. DNA’nın emri dışında, kontrolsüz şekilde hücreler bölünürse kanserli dokular oluşur.
 3- Hücre, yüzeyi arttırmak, hacmi azaltmak için bölünür.
 4- Hücre bölünebilme büyüklüğüne ulaştığında çekirdek bölünme emrini vermezse hücre parçalanır.
 5- Çok hücreli canlılarda hücre bölünmesi bazı hücrelerde hızlı, bazı hücrelerde yavaş gerçekleşirken bazı hücrelerde belli bir dönemden (yaştan) sonra hiç bölünmezler. İnsanlarda kan, deri, bağırsak hücreleri hızlı, kas hücreleri yavaş bölünürken sinir ve retina hücreleri de belli bir yaştan sonra hiç bölünmezler.

9/10/2009

7.Sınıf Fen ve Teknoloji-Vücudumuzda Sistemler-Boşaltım Sistemimiz Vücudumuzdan Atıkları Uzaklaştırır (Konu Anlatımı)

http://www.anatomiturk.com/docs/keklikoglu/resim/urunler/blu63.jpg

Boşaltım Sistemimiz Vücudumuzdan Atıkları Uzaklaştırır

 

 Canlılar hayatsal faaliyetlerini yürütebilmek için dışarıdan besin alırlar. Bu besinleri enerji verici, yapıcı onarıcı ve düzenleyici olarak kullanırlar. Besin içeriklerinin hayatsal faaliyetlerde kullanılmasından sonra kalan su, madensel tuzlar, CO2, amonyak, üre ve ürik asit gibi zararlı maddelerin vücut dışına atılmasına boşaltım denir.Boşaltım olayını gerçekleştiren sisteme de boşaltım sistemi adı verilir. Boşaltım sistemi sayesinde sindirim sonucu hücrelerde oluşan artık maddeler, dışarıdan vücuda girmiş olan zararlı maddeler ve yararlı olmasına rağmen hücrelere fazla gelen maddeler vücut dışına atılır.

 

Vücudumuz için gerekli besin içerikleri, enerji üretimi için, yapım-onarım için ve düzenleyici olarak kullanılır. Bu sırada vücudumuza zararlı olan ve vücudumuzdan uzaklaştırılması gereken bazı atık maddeler de oluşur. Oluşan atık maddeler vücudumuzdan boşaltımda görevli yapı ve organlar tarafından uzaklaştırılır.

 

 

 

Atık Maddeleri Vücudumuzdan Uzaklaştıran Organlar

 

Böbrekler, akciğerler, karaciğer, deri ve kalın bağırsak atık maddeleri vücudumuzdan uzaklaştıran organlardır. Bu organlar atık maddeleri idrar, solunum, terleme ve dışkı yoluyla atar.  Eğer bu atık maddeler vücudumuzdan uzaklaştırılmadıkları takdirde zehirleyici olabilir. Bunun sonucu olarak vücudumuz görevlerini yerine getiremez. Aşağıdaki şemayı inceleyelim

 

 

Deri Vücudumuzdan suyun ve tuzun fazlasını terleme yoluyla dışarı atar.Aynı zamanda bu sayede vücut sıcaklığı da korunmuş olur.

Akciğerler Kan içindeki karbon dioksiti ve suyu soluk verme esnasında vücut dışına atar.

Karaciğer Proteinlerin sindirilmesi sonucunda oluşan zehirli bir maddeyi, daha az zararlı olan üreye dönüştürür.

Kalın bağırsak Su, safra ve besin atıklarının dışkı şeklinde vücuttan atılmasını sağlar.

Böbrekler Kan içindeki zararlı atıkları ve üreyi süzerek idrar şeklinde vücuttan uzaklaştırır.

 

Boşaltım Sistemimizi Oluşturan Yapı ve Organlar

 

Besin içeriklerinin hücrelerimiz tarafından kullanılması sonucunda atık maddeler oluşur. Oluşan bu atık maddeler hücrelerimizden kanımıza geçer. Atık maddelerle
kirlenmiş kanın vücudumuza zarar vermemesi için bir an önce temizlenmesi gerekir. Bu atık maddeler vücudumuzdan boşaltım yoluyla uzaklaştırılır. Tıpkı fabrikaların zehirli atıkları temizleyerek uzaklaştıran arıtma tesisleri gibi vücudumuzdan atık maddeleri uzaklaştıran ve boşaltım sistemi adı verilen bir sistem vardır.
Boşaltım sistemimiz; böbrekler, üreter, idrar kesesi ve üretradan oluşur. Böbrekler boşaltım sistemimizin önemli organlarından biridir.

 

Karaciğerin boşaltımdaki görevi:Hücrelerde solunum olayında bazı besinler (proteinler) parçalandığında amonyak denilen ve çok zehirli olan bir sıvı oluşur. Karaciğer, çok zehirli olan amonyağı, daha az zehirli olan üre ve ürik aside çevirerek boşaltıma yardımcı olur.
Karaciğer, yaşlanmış alyuvarlar hücrelerini parçalar ve oluşan atıklarını safra sıvısı ile bağırsaklara göndererek boşaltım yapar. 


Böbreklerin Boşaltım Sistemi İçin Önemi

 

Böbrekler: Bel omurlarımızın iki yanında yer alan organlarımızdır. Böbreğin şekli fasulyeye benzer. Yaklaşık uzunluğu 10 cm’dir. Böbreklerimizin görevi, vücudumuzun çeşitli faaliyetleri sonucu oluşan atık maddeleri kanımızdan süzerek uzaklaştırmaktır. Kanımızda atık maddelerin yanı sıra karbonhidratların, yağların ve proteinlerin sindirilmesi sonucunda oluşan küçük moleküller ile vitamin ve su gibi yararlı maddeler de bulunur. Öyleyse, böbreklerimizin kanımızı süzerken kanımızın içindeki yararlı maddeleri koruyup atık maddeleri uzaklaştırması gerekir. Peki böbrekler kanımızı süzerek nasıl temizler? Kanımız, böbreğimizin temel birimi olan nefronlar tarafından süzülerek temizlenir.

 

Önemli NOT:

*Böbrekler, vücutta yaşamsal faaliyetler sonucu oluşan su, üre, ürik asit ve madensel tuzlardan oluşan atık maddelerin kandan süzülerek idrar şeklinde vücut dışına atılmasını sağlar. Yani insanlarda boşaltım olayını gerçekleştiren organ böbreklerdir.

*Süzüntüdeki suyun büyük bir bölümü, glikoz ve diğer besin maddeleri öz bölgesindeki toplama kanalcıkları tarafından emilerek tekrar kana geçer. Bu olaya geri emilim denir. Böylece yararlı maddelerin vücut dışına atılması engellenmiş olur. Süzüntüdeki su ve besinler emildikten sonra havuzcukta kalan sıvıya idrar denir


Her bir böbrekte, yaklaşık bir milyon nefron bulunur.
Nefronlar boşaltım maddelerini kandan süzer ve idrar oluşumunu sağlar, böylece kanımızı temizler. Peki, böbreklerimiz idrarı nasıl oluşturduğunu biliyor musunuz?


1. Kan, böbrek atardamarları yoluyla böbreklere gelir ve nefronlarda süzülür.
2. Kan içindeki yararlı maddeler, süzülme sırasında nefronlarda emilir ve tekrar kana geçer.
3. Süzülerek temizlenen bu kan, böbrek toplardamarı ile böbreklerden çıkar.
4.Süzülmeden sonra kalan tuzun ve suyun fazlası ile üre idrarı oluşturur.
5.Oluşan idrar, üreterde ve idrar kesesinde toplanır.
6.İdrar üretra ile vücuttan dışarı atılır.

 

Önemli NOT:

*Vücudumuzda boşaltıma yardımcı olan organlar: Terleme yolu ile atık maddeleri vücuttan uzaklaştıran DERİ , Solunum sonucu atık karbondioksit v su buharını atan AKCİĞER , bazı maddelerin parçalanması sırasında oluşan zehirli maddeleri sindirim kanalına boşaltan KARACİĞER  

*Kanımız böbreğimizin temel birimi olan nefronlar tarafından süzülerek temizlenir. Böbreklerimizin kanımızı süzerek atıkları idrar şeklinde uzaklaştırır.

*Vücuda pompalanan kan, karaciğere gelir ve kandaki amonyak, üre ve ürik aside çevrilir. Kan daha sonra böbrek atardamarı ile böbreklere gelir. (Böbrek atardamarı, aorttan ayrılan damarlardan biridir.)Böbreklere gelen kirli kandaki su, üre, ürik asit ve madensel tuzlar, kabuk bölgesindeki nefronlar tarafından süzülür. Süzülen ve temizlenen kan, böbrek toplardamarı ile böbreklerden uzaklaştırılır.
*Dışkılama: Sindirilmeyen besinlerin sindirim sisteminden atılması olayıdır. Boşaltım olayı değildir.

*Damlama:Nemli havalarda sabahın erken saatlerinde bitkilerin yaprakları üzerinde su damlacıkları görülür . Bitki attığı bu su damlacıkları sayesinde bitkideki fazla su ve mineraller bünyesinden atılır.

*Bitkiler boşaltımı ; su ve karbondioksiti yaprak gözeneklerinden ve yaprak dökümü ve köklerden ise fazla su ve madensel tuz boşaltımı yapar.

*Tek hücrelilerde ( Amip , öğlana , paremezyum gibi)  boşaltımı hücre zarından yaparlar

*Tek delikliler: Kurbağa , balık , sürüngen ve kuşlarda boşaltım ve üreme  tek bir açıklıktan yapılır. Buna göre bu delikten sperm , dışkı , yumurta çıkar.

*Memeli erkeklerde: İdrar ve sperm aynı delikten dışkı ayrı delikten atılır.

*Memeli dişiler: İdrar , dışkı ve yumurta 3 ayrı delikten atılır.

 

Boşaltım Sisteminin Sağlığı ve Korunması :

1- Yeterli miktarda sıvı alınmalıdır. (Böbreklerin rahat çalışması için bol sıvıya ihtiyacı vardır. Alınan sıvı miktarı sıcak ve kuru havalarda arttırılmalıdır. Günlük en az 2 litre su alınmalıdır.)
2- İdrar uzun süre tutulmamalıdır. (Böbrek taşları oluşabilir).
3- Böbrekler ve idrar yolları soğuktan korunmalıdır. (Böbrek sağlığı için).
4- Aşırı acı ve baharatlı yiyecekler yenilmemelidir.
5- Düzenli banyo yapılmalıdır. (Derideki gözeneklerin açılması için).
6- İçilen su ve yenilen besinler temiz olmalıdır.
7- Böbrek iltihabı rahatsızlıklarında tedavi yarıda kesilmemeli ve ilaçlar zamanında alınmalıdır.
8- Diş çürükleri ve boğaz iltihabı hemen tedavi ettirilmelidir. (Çürük veya iltihaba yol açan mikroorganizmalar, kalıcı böbrek rahatsızlıklarına yol açabilir.)
9- Kişisel temizliğe dikkat edilmelidir.

Diyaliz veya böbrek nakli

Böbrek yetmezliği olan hastaların vücutlarında, böbrekler vasıtasıyla süzülmesi gereken idrarın bir kısmı kana karışır. Böbrekleri çalışmayan ya da yetersiz çalışan
bu hastalar için diyaliz veya böbrek nakli tedavisi uygulanır. Bu hastalar, yeterli sayıda organ nakli yapılamadığından böbreklerin görevini yerine getiren diyaliz cihazlarına bağlanır. Ancak diyaliz cihazına bağlanmak geçici bir çözümdür. Bu tedavi ile hastalar tam olarak iyileşememekte, sadece kanlarının süzülerek temizlenmesi sağlanmaktadır.

 

Ülkemizde böbrek nakli ihtiyacı karşılanabiliyor mu?

Ülkemizde yaklaşık 30 bin kronik böbrek yetmezliği hastası, haftanın üç günü diyaliz cihazına bağlı olarak “böbrek nakli olabilmek umuduyla” hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Ancak bu hastaların yılda sadece 600’ü bu imkânı elde edebiliyor. Ülkemizde bugüne kadar toplam 4800 böbrek nakli yapılmıştır. Yeterli sayıda organ bağışı yapılmadığından böbrek nakli ihtiyacı karşılanamamaktadır

 

Hastalara böbrek nakli nasıl yapılıyor?

Yaşayan bir insanın böbreklerinden birinin nakil ihtiyacı olan bir başkasına ameliyatla nakledilmesi şeklinde yapılır. Ayrıca beyin ölümü geçekleşmiş bağışçının böbreğinin alınarak ihtiyacı olan bir kişiye verilmesi yoluyla da gerçekleşir.

 

Önemli NOT:

 

*Uzun süre idrar tutulursa ; Bu durum sık sık yapılırsa idrar yollarında mikroorganizmaların üremesi sonucu iltihaplanma ve ileri yaşlarda idrarı tutamama gerçekleşebilir.

 

Boşaltım Sisteminde (Böbreklerde) Görülen Hastalıklar :


Boşaltım sisteminde; böbrek iltihabı, böbrek taşı, böbrek yetmezliği, idrar torbası ve idrar yolu iltihabı, nefrit, üremi, albümin, sistit, şeker hastalığı ve yüksek tansiyona bağlı olan böbrek rahatsızlıkları görülür.

a) Böbrek İltihapları :
Böbreğin öz bölgesinde veya havuzcuğunda görülür. İdrar tutamama, bel ağrısı, halsizlik, üşüme, ateşlenme gibi belirtileri vardır.

b) Böbrek Taşları :
İdrardaki madensel tuzların (kalsiyum tuzları, D vitamini ve azotlu bileşiklerin), idrar kanalcıklarında veya havuzcukta veya idrar borusunda birikmesi ile oluşur. Erkeklerde daha fazla ortaya çıkar. Sancı ve idrarda kan görülmesi gibi belirtileri vardır. (Taş oluşumunun önlenmesi için günde yeterince su içilmeli, süt ve süt ürünlerinin aşırı tüketiminden uzak durulmalıdır.)
Böbrek taşlarının tedavi yöntemlerinden biri taş kırmadır. Bunun için yüksek enerjili (ultrasonik) ses dalgaları kullanılır ve ses dalgaları cilde ve böbreklere zarar vermeden taşları kırabilir. Kırılan taşlar idrarla dışarı atılır. Büyük ve kırılamayan taşlar ise ameliyatla alınabilir.

c) Böbrek Yetmezliği :
Böbreklerin tamamen veya kısmen (%80) görevini yerine getirememesi hastalığıdır. Bu hastalığı taşıyan insanların kanındaki su, üre, ürik asit ve madensel tuzları temizlenmesi için DİYALİZ makinesine bağlanması veya böbrek naklini yapılması gerekir.
Diyaliz makinesi, idrarla atılamayan su, üre, ürik asit ve madensel tuzların kandan süzülerek kanın temizlenmesini sağlar. Bu yöntem, kalıcı tedavi sağlamaz. Kalıcı tedavi için böbrek naklinin yapılması gerekir.
Organ nakli, canlı bir kişinin bir böbreğini (sağlıklı bir kişi tek böbrekle de yaşayabilir ) ya da yeni ölmüş ama organları hala canlı birinin böbreğini alarak yapılabilir.

d) Nefrit :
Nefronların iltihaplanması hastalığıdır. Yüz, göz ve ayak bileklerinde şişme gibi belirtileri vardır. Bulaşıcı hastalıklar sonucu oluşur.

e) Üremi :
Böbrek yetmezliği sonucu idrarla atılması gereken zararlı ve atık maddelerin atılamayıp kanda (vücutta) birikmesi sonucu ortaya çıkan hastalıktır.

f) Albümin :
Nefronların görevini yapamaması sonucu, proteinli maddelerin idrara geçmesidir.

g) Sistit :
Üreme organları veya kan yoluyla gelen mikropların, idrar yollarında oluşturduğu yanmadır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Gezegenlerin Güneşe Yakınlığına Göre Sıralanış Kısaltmaları

18/5/2009 · Kategori: İlköğretim 7.Sınıf

Merkür-Venüs-Dünya-Mars-Jüpiter-Satürn-Uranüs-Neptün

KIRMIZI RENKLİ harfleri gezegen isimleriyle ilişkilendirerek kullanıyorsunuz.(Merkür,Venüs, ...)

 

 

Meraklı Vedat Dünkü Maçta  Jale' ye Sordu: Umut Nasıldı?

 

MERaklı VEli DÜN MAhallede Jiletle SAldırdığı Uğuru NEredeyse Parçalıyormuş

 

MaVi DaMaJana SUN 

 

Mavi Valiz Dünyadan Marsa Jet Skisiyle Uğrayıp Neptünde Patladı

 

Meraklı Vedat Dünki Maçta Jaleye Sordu;Umut Nasıldı

 

Meraklı Veli Dünya'dan Mars'a Jeton Satmaya Uçtu Neden

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Uzay Araştırmaları(Konu Anlatımı)

18/5/2009 · Kategori: İlköğretim 7.Sınıf

http://kumlucaal.k12.tr/uzaygozlemclub/Resimler/arast%C4%B1rma.jpg

İnsanoğlunun daha ilk çağlardan beri süregelen merakı, düşünen ve araştırmacı yapısı hemen her konuda olduğu gibi uzayıda araştırma ve inceleme yapmasına neden olmaktadır. Günümüzde NASA (National Aeronautics and Space Administration, Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi olarak tercüme edilebilir), ESA (the European Space Agency, Avrupa Uzay Ajansı) gibi kuruluşların yanı sıra Rusya, Japonya, Kanada, Çin gibi ülkelerde uzay araştırmalarında öncülük yapmaktadır.

Uzay araştırmalarının başlıca nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  1. Güneş sistemimizin araştırılıp incelenmesi, gezegenlerin yapısı

  2. Dünya dışında yaşam olasılığının araştırılması

  3. Galaksiler, yıldızlar, karadelikler ve diğer uzay yapıtaşlarının incelenmesi

Uzayın araştırılmasında daha onlarca neden sayılabilir. Ayrıca uzay araştırmaları; tıp, fizik, kimya, biyoloji, endüstri gibi diğer alanlara da çok önemli katkılar yapmaktadır.

UZAY ARAŞTIRMALARI TARİHİ

İnsanoğlunun uzay serüveni, Sovyetler Birliği’nin, 4 Ekim 1957′de Dünya’nın ilk yapay uydusu Sputnik-1′i uzaya göndermesiyle başladı. Sputnik-1, Dünya’dan 224 km yukarıda bazı bilimsel deneyler yapmak için fırlatılmıştı.

Sputnik-1′in ardından, uzaya ilk insanlı uçuşu yine Sovyetler gerçekleştirdi. 1961 yılında Yuri Gagarin, Vostok-1 adlı kapsül ile, Dünya’nın etrafını 1 kez dolandı. Sovyetler’in bu önemli başarıları karşısında ABD, o zamanlar daha yeni filizlenen uzay yarışında öncülük şansını yitirmişti. Ancak, 20 Haziran 1969′da Apollo-11 uçuşu ile ABD, Ay’a ilk kez insan indirmeyi başararak tarihe geçecek ve uzay araştırmaları alanında önemli adımların neredeyse tek odağı haline gelecekti.

İnsanoğlunun yaşadığı Dünya’ya “tepeden” bakmaya başladığı o tarihlerden bu yana, uzay araştırmaları ve uzaydan araştırmalar çok hızlı bir gelişim gösterdi; uzay teknolojilerinde ardı ardına devrimler yaşandı. Bir zamanlar yalnızca bilimsel merakın bir ürünü gibi görünen bu çalışmalar, bugün günlük yaşamın vazgeçilmez öğeleri haline geldi. Belki daha da önemlisi, felsefi görüşümüzü kökünden etkiledi. Artık evreni, her türlü etnik ve dinsel şovenizmden uzak, bir “dünya vatandaşı” duyarlılığıyla algılamaya başladık. Carl Sagan’ın deyişiyle “Merkezi ve kuruluş amacı biz olmayıp, enginlikte ve sonsuzlukta kaybolmuş minnacık; yüzlerce milyar galaksi ve milyarlarca trilyon yıldızla bezenmiş bir kozmik okyanusta dönüp dolaşan bir Dünya” üzerinde yaşadığımızı farkettik. İnsanoğlunun gözünü gökyüzüne çevirmesiyle başlayan bu süreç, uzayın kendisi gibi sonu olmayan bir serüvene benziyor. Uzay araştırmalarında kullanılan ve gün geçtikçe daha da güçlenen teknik donanım ve artan bilgi birikimi de bu serüvende insanoğlunun en büyük yardımcısı. Gelecek yüzyılın araştırmacıları hiç kuşku yok ki, uzay araştırmaları üzerine yoğunlaşacaklar. Bu araştırmaların temelini oluşturan, disiplinlerarası yatay çalışmalar, projeler, çalışma ve düşünce sistemleri de bu doğrultuda gelişecek.

Bilimin tüm disiplinlerinin bir arada bulunmasını gerektiren uzay araştırmaları büyük organizasyonlarla yürütülüyor. Bunlar arasında en önemlisi hiç kuşkusuz Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi-NASA. Önemli adımlara imza atmayı ve bunu iyi bir reklamla dünyaya duyurmayı hep başarmış olan NASA, uzay serüvenlerinin “Baş Oyuncu”su! Sovyetler ise, her ne kadar uzay çalışmalarının başını çekmiş ve uzay yarışında adı ABD ile birlikte anılmış olsa da bugün bu alanda öncü rolü oynamaktan biraz uzak görünüyor.

Günümüzde uzay araştırmaları bu iki ülkeyle sınırlı değil artık. Japonya, Kanada gibi gelişmiş ülkelerin bireysel çalışmalarının yanı sıra, adını son yıllarda sıkça duymaya başladığımız bir başka büyük organizasyon daha var: ESA. Uzay araştırmalarına oldukça iddialı başlayan ve görece daha genç bir organizasyon olan ESA, çokuluslu yapılanmasıyla da farklı bir ekolü temsil ediyor.

Kısa adı ESA (European Space Agency) olan Avrupa Uzay Ajansı, 14′ü kıta Avrupa ülkesi (Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya ve Norveç) biri de kısmi işbirliği (Kanada) olmak üzere 15 ülkenin hükümetler düzeyinde üyesi olduğu bir Avrupa kuruluşu. ESA, Avrupa’da bulunan iki eski Avrupa Uzay Organizasyonu, ESRO (European Space Research Organization) ile ELDO’nun (European Organization for the Development and Construction of Space Vehicle Launchers) birleşmesiyle 1975 yılında kurulmuş bir organizasyon. Çekirdeğini oluşturan bu iki kuruluşun yükümlülüklerini ve haklarını elinde tutan ESA, temel olarak, uzay bilimleri (gezegenler, uzay boşluğu, Güneş, ısı, enerji, göktaşları, yıldız sistemleri, uzay fiziği, astronomi vb.), yeryüzü gözlemleri (enerji, su, maden ve mineral kaynaklarının araştırılması), telekomünikasyon (uydu haberleşmesi, GPS), uzay taşıyıcıları (uydu fırlatma sistemleri, araştırma uyduları), mikroçekim ve uluslararası uzay istasyonu gibi alanlarda çalışmalarını sürdürüyor.

Uzay bilimi tek bir disiplin değil; Güneş ve gezegen araştırmalarından astrofiziğe dek uzanan geniş çaplı ve birbiriyle sıkı ilişki içinde olması gereken disiplinleri kapsıyor. Uzayı ve evreni araştırırken yakın çevremizi, gezegenleri ve her şeyden önemlisi Dünya’yı farklı bir açıdan inceliyor.

Uzay araştırmaları, diğer deneysel bilimlerle karşılaştırılmayacak büyük kısıtlamalarla karşı karşıyadır. Göktaşları, Ay ve yakın gezegenler dışındaki hiçbir gökcismine ulaşılamadığı için, çoğu kez yalnızca gökcisimlerinden yayılan yada yansıyan ışınımlarla yetinmek gerekir. Yer’ in kendi ekseni ve güneş çevresinde dönen, yalpalayan ve nutasyon hareketi yapan bir gözlem yeri olması da ek güçlükler doğurur. Ancak, gözlem araçlarını atmosferin dışına taşıyarak ya da gözlem aracının Yer’ in dönüşünün etkisini dengeleyecek biçimde hareket etmesini sağlayarak, bu tür güçlükler bir ölçüde yenilebilmektedir. Gökcisimleri ile ilgili çalışmalar çoğu zaman, ölçümleri de içeren gözlemlerden ve kuramsal araştırmalardan oluşur.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Güneş Sistemi (Konu Anlatımı)

18/5/2009 · Kategori: İlköğretim 7.Sınıf

http://www.temha.net/cografya/diger/uzay/gunes_sistemi.jpg
GÜNEŞ
Dünyaya en yakın yıldızdır ve 8 ışık dakikası (149.6 milyon km) uzaklıktadır. Bu aynı zamanda güneşe baktığımızda onun 8 dakika önceki halini görüyoruz demektir.700.000 km yarıçapı ve 15 milyon K çekirdek sıcaklığı göz önüne alındığında H-R diyagramına göre G2 türünden cüce yıldızlar sınıfına girer. Güneş sisteminin Samanyolu’nda Oort Bulutu’ndan oluştuğu sanılmaktadır. ( C ile K dönüşümü +/- 273 ile yapılır)

Güneş manyetik bir alana sahip olan, dönen ve çekirdeğinde enerji üreten bir gökcismidir. Güneş, güneş sistemindeki maddenin % 99.85’ni içerir. Gezegenler % 0.135, uydular,asteroidler, kuyruklu yıldızlar, meteoritler ve gezegenler arası ortam ise % 0.015’ni oluşturur. Güneşin enerjisi, 15 milyon K (Kelvin) sıcaklıktaki ve yeryüzü atmosfer basıncından milyarlarca kez fazla olan çekirdeğindeki, hidrojenin helyuma dönüşmesinden kaynaklanır. Çekirdek tepkimeleri sonucu serbest kalan enerji, yüzeye gelir ve buradan uzaya yayılır. Bu enerjinin sadece 2.2 milyarda biri yeryüzü tarafından soğurulur ve yaşam için gerekli koşulların oluşmasını sağlar. Güneşten, X-ışınlarından radyo dalgalarına kadar her dalga boyunda enerji yayılır. Güneşte ışınım kuvveti ile çekim kuvveti denge halinde bulunur.

700.000 km çapa göre çekirdekte oluşan ışığın hızı da göz önüne alındığında yüzeye yaklaşık 2 sn de gelmesi gerekirken, aşırı hidrojen yoğunluğuna bağlı olarak bu süre 10 milyon yıldır. Aslında biz 8 dakikadan da öte güneşin 10 milyon yıl önce oluşturduğu ışığı görüyoruz.

Güneş ;
Yeryüzü çapının yaklaşık 110 katı,
Yer yüzey alanının 12.000 katı,
Yer kütlesinin 333.000 katı,
Yer hacminin ise 1.306.000 katıdır.
Güneş kendi ekseni etrafında diferansiyel dönme hareketi yapar yani kutuplar ve ekvator farklı hızlarda döner. Ekvatoral bölgenin dönme hızı kutupların dönme hızından fazladır. Yaklaşık 400 km kalınlığında olan ve Işıkküre (fotosfer) denilen güneşin gözle görülen parlak yüzeyi teleskopla incelendiğinde granüler (bulgurcuk) yapıya sahip olduğu görülür. Her biri sıcak bir gaz kütlesinin tepesi olan bu granüllerin sayısı yaklaşık 4 milyon kadardır ve tüm güneşin yüzeyini kapsar. Ortalama ömürleri 7-10 dk arasında olan bu granüllerin boyutu 300–1450 km arasındadır ve bu gazlar saatte 0.5 km hızla yükselirler, enerjilerini kaybedince soğuyarak yüzeye doğru düşerler ve granüller arası karanlık çizgileri oluştururlar.

Güneşin kenarı, merkezinden daha karanlık görünür. Bunun nedeni, güneşin merkezine bakıldığında ışıkkürenin derin ve sıcak katmanlarını, kenar kısmına bakıldığında ise daha yüksek ve daha az sıcak katmanlarını görüyor olmamızdır. Işıkkürenin üzerinde, yaklaşık 5.000 km kalınlığında ve renkküre (kromosfer) adını alan bir iç atmosfer vardır. Yapılan araştırmalar renkkürenin kenarlardaki katmanlarının bir çayır yangını görünümünde olduğunu, birbiri üzerine binişen pek çok fışkırtı bulunduğunu belirledi ve bunlara iğnecik (spikül) adı verildi. Bu iğnecikler bulundukları yüzeyden 8.000 km kadar yüksekliğe çıkabilmektedir.
Renkkürenin de üzerinde son derece yüksek sıcaklıklı Güneş tacı (korona) bulunur. Güneş tacı, birkaç güneş yarıçapı uzaklıkta, yaklaşık 2 milyon K’lik bir kinetik sıcaklığa sahiptir. Güneş tacının bu kadar sıcak oluşu, ışıkkürede ve renkkürede bulunan bulgurcuk (granül) ve iğneciklerdeki (spikül) kütle hareketleri olduğu sanılmaktadır. Güneş tacının bu yüksek sıcaklık nedeniyle, dışarıya doğru yayılan ve dünyanın ötesine kadar uzanan elektrik yüklü bir tanecik akımı (nötrino) oluşturur. Bu akım, Güneş rüzgarı olarak adlandırılır.

Güneş lekeleri ışıkküredeki önemli, değişken, kalıcı olmayan, güneş yüzeyine oranla fazla yer kaplamayan ve çok şiddetli manyetik alana sahiptir oluşumlardır. Bu alan  500 gauss’dan başlayıp 4.000 gauss’a kadar çıkabilir, bir karşılaştırma yapmak gerekirse dünyanın manyetik alan şiddeti 1 gauss’dan küçüktür ayrıca güneşin manyetik alan şiddetinin de birkaç gauss olduğu düşünülmektedir  Güneşin merkezinde açığa çıkan enerji radyatif iken yüzeye doğru gittikçe maddesel taşınma (konveksiyon) meydana gelir. İşte bu maddesel taşıma ile güneşin diferansiyel dönmesi etkileştiğinde kara leke meydana gelmektedir. Ortaya çıkan leke grubu hızla büyüyerek birbirinden ayrılır ve güneşin dönme yönünde en öndeki leke genellikle en büyük lekedir ve baş leke adını alır. Lekeler max. büyüklüklerine ulaştıktan sonra genellikle birkaç hafta içinde kaybolurlar, yalnız kalan baş leke de giderek küçülerek o da birkaç hafta içinde kaybolur. Ortalama büyüklükteki bir lekenin gölge çapı 30.000 – 50.000 km arasındadır, nadiren de 140.000 km’ ye kadar çıkabilir. Güneş yüzeyinde gözlenen leke sayısı sürekli olarak değişir. Leke etkinliğinin max olduğu iki çevrim arasındaki süre 11 yıldır, buna ilaveten 80 yıllık bir çevrim daha olduğu bilinir.

Genelde renkküre beneklerinde zaman zaman ortaya çıkan ani parlamalar püskürme denir. Küçük püskürmeler birkaç dakika, büyükleri ise birkaç saat sürer.  Fışkırmalar, görünüşü çok güzel olan güneş olaylarından biridir. Bunlar güneş yüzeyinde 200.000 km uzunlukta, 40.000 km yükseklikte ve 6.000 km kalınlıkta olabilen şerit biçimli gaz akımlarıdır.

15 milyon K iç sıcaklığa sahip olan güneş, yaydığı enerji (3.86 x 1033 erg/sn) göz önüne alındığında saniyede 4.7 milyon ton kütle kaybetmektedir. Başka bir deyişle güneş yılda kütlesinin 100 milyarda birini kaybetmektedir. Güneşin kütlesinde ve yaydığı enerjide sezilebilir bir değişme ancak 6 milyar yılda ortaya çıkabilir. Dünyanın 4.5 milyar yaşında olduğu düşünülürse, bu da demektir ki güneş, yeryüzü var olduğundan beri hiç değişmemiştir.  %60’ı hidrojenden oluşan güneşin bu kadar güçlü enerji açığa çıkarması ancak çekirdek tepkimeleri sonucunda oluşabilir. Bu tepkimeler içerisinde en önemlisi proton-proton tepkimesi olarak adlandırılan çekirdek kaynaşması (füzyon) zinciridir. Açığa çıkan enerjinin küçük bir bölümü de tepkimelerde oluşan nötrinolar tarafından taşınmaktadır.

Güneşin bundan sonraki evriminin öteki yıldızların evrimine benzeyeceği söylenebilir. Bütün hidrojen tükendiğinde helyum ile daha ağır atomlar arasında oluşacak tepkimeler başlayacak, böylece güneş, boyutları büyüyüp parlaklığı artarak, bir kırmızı dev yıldıza dönüşecektir. Sonunda bütün nükleer enerji kaynakları tükenince, dış katmanlarını boşluğa fırlatacak ve gezegenimsi bulutsu oluşturacaktır. (Gezegenimsi bulutsular ise daha sonra yeni yıldızların oluşması için ortam hazırlayacaklardır) Gezegenimsi bulutsu oluşturduktan sonra beyaz cüceye dönecek olan güneş, şu anki çapının 1/100’üne kadar küçülecek. Güneşin toplam ömrünün 10 milyar yıl olduğu tahmin edilmektedir.




MERKÜR
Güneş sisteminde, güneşe 58 milyon km mesafeyle en yakın ve 4.878 km çap ile Plüton’dan sonraki en küçük gezegendir.
Güneş çevresindeki dolanımını 48 km/sn hızla 88 günde tamamlayarak en hızlı dolanan gezegen konumundadır. Kendi ekseni çevresindeki dönme hızı son derece düşüktür ve Merkür’ün 1 günü yaklaşık 180 dünya gününe eşittir.

Yüzey sıcaklığı -170 ile 400 oC arasındadır. Merkür yüzeyine en fazla meteorit çarpan gezegendir, bu nedenle Merkür’ün yüzeyi büyük ölçüde Ay’ın yüzeyi gibi kraterlerle kaplıdır. Yüzlerce km uzunluğunda yılankavi izler saptanmıştır. Bazı bilim adamları Merkür’ün çekirdeğinin önceden eriyik demirden oluştuğunu, bu çekirdeğin soğuyarak katılaşmasından sonra da yüzeyin kilometrelerce büzüldüğünü, bunun sonucunda da kabuk katmanında uzun kıvrımların ortaya çıktığını ileri sürerler. Merkür’ün yakınlarında manyetik bir alanın varlığı bu gezegeninde tıpkı dünya gibi büyük bir demir çekirdeğe sahip olduğunu düşündürmüştür. Merkür’ün atmosferi oldukça önemsizdir ve yerçekimi o kadar zayıftır ki, atmosferinde önemli miktarda gaz tutunamaz.



VENÜS
Venüs kütlesi ve boyutları bakımından neredeyse dünyanın ikizidir. Venüs’e dünyanın kız kardeşi de denir. Ünlü İngiliz fizikçi Maxell’in adının verildiği 11.000 m yükseklikteki dağ hariç olmak üzere Venüs’ün tüm yüzey şekillerine bayan ismi verilmiştir.
Güneşe 108 milyon km mesafeyle ikinci sırada yer alır ve güneş etrafındaki dolanımını 224 günde tamamlar. Çapı yaklaşık 12.103 km (dünyanın 12.756 km) ve kütlesi de dünyanın 0.81 katıdır.

Gezegen; yüzeyinden 50 km yükseklikte, sülfirik asit damlacıklarından oluşmuş 15 km kalınlığında bir bulut ile kaplıdır. Bu bulut tabakasının altında da kükürt dioksit ve kükürt bulutları yer alır. Gezegende meydana gelen şimşek çakmalarının ve hava tedirginliklerinin bu kimyasal yapıdan kaynaklandığı sanılmaktadır. Atmosferin % 96 kadarlık bölümü CO2 ‘den oluşmaktadır. Yoğun atmosfer ve gezegeni çevreleyen kalın bulut örtüsü güneş enerjisini öyle bir tutar ki Venüs’ün yüzey sıcaklığı 465 oC’ye ulaşır. Bu güneş sistemindeki gezegenler arasında en yüksek yüzey sıcaklığıdır. Yüzey basıncı da yaklaşık 94 atmosfer basıncı gibi yüksek bir düzeydedir. Öteki gezegenlerin çoğunun tersine Venüs, ekseni çevresinde ters yönde (doğudan batıya doğru) döner ve bir tam dönüşünü 243 günde tamamlar.



DÜNYA (Yer)
Güneş sisteminde, şu ana kadar edinilen bilgiler ışığında canlıların yaşamasına elverişli tek gezegendir. Güneşten yaklaşık 150 milyon km uzaklıkta bulunan yerin, güneş etrafında dolanma hızı 30 km/sn’dir. Kendi ekseni etrafındaki dönüşünü yaklaşık 24 saatte, güneş etrafındaki dolanımını ise 365 gün 6 saatte tamamlar. Güneş sisteminin 5. büyük gezegeni olan dünyanın, ekvator uzunluğu 40.000 km, çapı ise 12.750 km’dir. Kütlesi yaklaşık olarak 6.1021 ton’ dur. Toplam yüzey alanı yaklaşık 510 milyon km2 dir. Kara parçaları yüzey alanının %29’unu kaplar. Kuzey Amerika, Güney Amerika, Avrupa, Asya, Afrika, Avustralya ve Antarktika yeryüzündeki kara parçalarını oluşturan 7 kıtadır.

Dünyanın tek doğal uydusu olan ay, yaklaşık 385.000 km uzaklıktadır. Kilitli dönme sistemiyle Ay, dünyaya sürekli olarak aynı yüzünü gösterir. Ay’da atmosfer olmadığında gökyüzü sürekli olarak karanlık görülür ve yüzeyi göktaşı çarpmasına bağlı olarak çok sayıda kraterlerle kaplıdır. Eliptik bir yörüngeye sahip olan Ay, 40.000 km.lik bir band içerisinde Dünya’ya yakınlaşıp, uzaklaşmaktadır.

Yerin biçimi elipsoittir, yani kutuplar ekvatora göre basıktır. Bunun da nedeni, yerin kendi ekseni etrafında dönüşü nedeniyle oluşan merkezkaç kuvvetidir. Mevsimlerin oluşması dünyanın dönme ekseninin eğimiyle ilgilidir. Sıcaklık, yeryüzüne güneş ışınlarının dik gelmesine göre değişir. Yaz aylarında kuzey yarıküreye dik gelen güneş ışınları, kış aylarında ise güney yarıküreye dik olarak gelir. Yerin çevresinde magnetosfer denilen güçlü bir manyetik alan vardır. Magnetosfer, yerden 140 km yükseklikten başlayarak dışa doğru yayılır ve yer yarıçapının yaklaşık 10 katı kadar (64.000 km) bir uzaklığa ulaşır. Bu sayede güneşten salınan elektronlar ve yüksek enerjili protonları yakalayarak yeryüzünde yaşamın devam etmesine katkıda bulunur. Yakalanan bu parçacıklar Van Allen adı verilen ışınım kuşaklarını oluştururlar. Bunlar yeri çevreleyen, eşmerkezli, sınırları kesin olarak ayrılamayan, iki kalın halka biçimindeki yüklü parçacıklar kuşağıdır. Kuşaklara biçimini veren etki yerin manyetik alanıdır. Yerin manyetik alanı simetrik olmadığından bu kuşaklarda simetrik değildir ve yerden 64.000 km yükseklikte ışınım kuşağı birdenbire son bulur. Bu yükseklik yerin manyetik alanın düzenli etkisinin, güneş rüzgarı nedeniyle ortadan kalktığı geçiş noktasıdır.
Magnetosferin dış sınırında, yerin çekim alanından kurtulan parçacıkların uyguladığı basınç ile güneşin kütleçekimi alanından kurtulan proton ve elektronlardan oluşan parçacık akışının (güneş rüzgarı) uyguladığı basınç birbirini dengeler. Yaklaşık 100 km kalınlığındaki bu dengelenmiş kuşağa magnetopoz denir ve burası magnetosferin dış sınırını oluşturur.
Güneş rüzgarının bu basıncı, magnetosfer üzerinde bir miktar daralmaya yol açar ve magnetosfer kabaca bir kuyruklu yıldız biçimini alır. Yer bu kuyruklu yıldızın çekirdek bölümünde bulunur, magnetosferin kuyruğu ise yerden güneşten öte tarafa doğru uzar.

Sıvı halde su içerdiği bilinen tek gezegen, dünyadır. Hidrosferin toplam kütlesinin %98’den fazlasını deniz suyu, geri kalanını ise göller ve akarsular oluşturur. Yerin kütlesi üç ayrı bölümden oluşur.
Kabuk (Litosfer) ; kalınlığı yaklaşık 35 km’ dir.
Manto ; 35 – 2.900 km arasındaki bölümdür
Çekirdek ;2.900 – 6.400 km arasındaki bölümdür.
Dış çekirdek erimiş haldeki demir metallerinden, iç çekirdeğin ise yüksek basınç altında olması nedeniyle ( yaklaşık 3.2 milyon atmosfer basıncı) donmuş demir metallerinden oluştuğu sanılmaktadır. Kutup bölgelerinde atmosfer dışından gelen elektron ve proton gibi hızlı parçacıklar ile üst atmosferdeki atomlar arasındaki etkileşimler sonucunda çapı 2.000 km’ ye kadar uzanan ışık olayları görülür. Bu kutup ışıkları perde, yay, ışın, şerit, yelpaze şeklinde olabileceği gibi kutup ışığı fırtınası da denilen değişebilen ışık gösterileri biçiminde de olabilir. Bu ışık olaylarının kutuplarda olmasının nedeni de, güneş rüzgarlarınca taşınan yüklü parçacıkların, yerin manyetik alanı tarafından kutuplara doğru iletilmesidir.

Dünyanın güneşin çevresindeki, güneşin de Samanyolu galaksisi çevresindeki dolanımları ve bütün evrenin geometrik yapısı da kütleçekimi (yerçekimi) kuvvetinin sonucudur. Einstein’in geliştirdiği genel görelilik kuramı, 200 yıldan fazla geçerliliğini koruyan Newton’un kütleçekimi kavramına karşı tamamen yeni bir anlayış ortaya koymuştur. Buna göre Eukleides geometrisine değil Riemann geometrisine uyan bir evren ortaya çıkar ve böyle bir evrende cisimler eğrisel jeodezik (en kısa yol) üzerinde yol alırlar. Böylece Newton’un kuramına aykırı düşen;

*Işık ışınlarının, güneş gibi kütlesi çok büyük bir cismin yanından geçerken doğrultu değiştirmesi,
*Kütlesi çok büyük bir cisimden salınan ışığın renginin kırmızıya kayması,
*Yerden yüksekte tutulan bir saatin yeryüzündeki saate göre geri kalması,
*Merkür’ün yörüngesinin güneş çevresinde yalpalaması

gibi olayların da açıklanması, Einstein’in geliştirdiği genel görelilik kuramı sayesinde mümkün olmuştur.

Havayuvarı da olarak bilinen atmosfer, %78 N ve %21 O2’den oluşur. Geri kalan %1’ de ise daha çok argon olmak üzere su buharı, CO2 ve diğer gazlar vardır. Deniz yüzeyinde cm2’ye 1.033 kg’lık basınç uygular ki bu da 760 mm yüksekliğindeki civa sütununun uyguladığı basınca eşittir. Kabaca 1.000 km olan bu hava örtüsünün derinliği, yükseklik arttıkça giderek inceldiğinden tam olarak bilinememektedir. Atmosfer ağırlığının %50’si yerden 5.5 km yükseklikte, %99’dan fazlası yerden 40 km’lik yükseklikte bulunur. Yerden 100 km yükseklikte atmosfer, hava boşluğu olarak nitelendirilebilecek kadar seyrelir. Burada basınç, deniz yüzeyindeki atmosfer basıncının milyonda biridir. Su buharı ilk 10-15 km’lik bölümde yoğunlaşmıştır. Büyük bölümü 30-80 km arasında yoğunlaşmış olan ozon tabakası ise güneşten gelen zararlı morötesi ışınları soğurduğundan yeryüzündeki yaşam açısından büyük önem taşır.

Atmosfer sıcaklık değişikliklerine göre katmanlara ayrılır ;
Troposfer; sıcaklığın giderek azaldığı yerden 11 km’lik yüksekliğe ulaşan bölgedir. Bu yükseklik kutuplarda 8 km, ekvatorda ise 17 km’dir. Yeri etkileyen hava süreçlerinin çoğu burada gerçekleşir.

Stratosfer ; troposferden sonraki 50 km’lik bölgedir ki burada sıcaklık yeniden artmaya başlar. Ozon tabakasının bulunduğu stratosferin üst bölümünde sıcaklık kabaca yeryüzeyi ile aynıdır.

Mezosfer ; stratosferin üzerinde yer alan bu kuşakta ise hava sıcaklığı yaklaşık 85 km yükseklikte en düşük değeri olan -100 oC’ye düşer.

Termosfer ; mezosferin üzerinde yer alan bu kuşakta ise sıcaklık yeniden yükselerek 1.750 oC’ye kadar çıkar.
Atmosferin diğer bölgelerinin belirlenebilmesi amacıyla sıcaklıktan başka parametrelere de ihtiyaç vardır.

Yerden 55 km yükseklikten başlayıp yer çapının birkaç katına kadar çıkan bölgede çok miktarda iyon olduğundan buraya İyonosfer bölgesi denir.
Gazların dengeli dağılımı ve bölgenin her yerinde aynı oranda olması nedeniyle yerden mezosferin ortalarına kadar olan bölgeye homosfer, daha yükseklerde ise yoğunluğun azalması nedeniyle gazların oranlarında değişmeler görüldüğünden bu bölgeye de heterosfer denir.

Egzosferde atmosferin yoğunluğu o kadar azalır ki, molekül çarpışmaları giderek yok olur ve buna bağlı olarak da sıcaklık kavramı bilinen anlamını yitirir. Bu bölgede hidrojen ve helyum gibi hafif atomlar yerin kütleçekiminden tümüyle kurtulmalarına yetecek hıza ulaşabilirler.


MARS (Merih)
Demir oksit nedeniyle kırmızı gezegen olarak adlandırılan Mars’a aynı zamanda dünyanın erkek kardeşi de denilmektedir. 228 milyon km mesafesi ile güneşe olan uzaklığı bakımından 4. Sırada yer alan Mars kırmızımsı görünümdedir. Güneşin etrafında eliptik bir eksende dolanan Mars, bir turunu 657 günde tamamlarken, kendi çevresini 24.5 saatte döner. 6.787 km çap ile dünyanın yarısı kadar bir büyüklüğe sahip olan Mars’ın ortalama yüzey sıcaklığı (- 40 oC) dir.

Mars’ın çevresinde manyetik alan saptanamaması ve yoğunluğunun düşük olması dikkate alındığında , gezegenin çekirdek bölümünün metalsi yapıda olmadığına işaret eder. Mars’ın ince atmosferi temel olarak CO2’den oluşur. Bir miktar da azot ve argon içerir, ayrıca eser miktarda da su buharına rastlanmıştır. Mars’ın kuzey ve güney yarıkürelerinin son derece farklı yüzey yapılarından oluştuğu anlaşılmıştır. Güney yarıküre daha eski ve kraterli, kuzey yarıküre ise daha genç ve volkanik kökenlidir. Mars’ın yüzeyinde çeşitli yanardağların, geniş lav düzlüklerinin, çeşitli türden kanalların ve kanyonların ve heyelan kalıntılarının olduğu saptanmıştır. Bu yüzey şekillerinin boyutları, dünya yüzeyindekilerinin boyutlarına oranla oldukça büyüktür.

Mars, güneş sistemindeki bilinen en büyük yanardağ olan Olympus Mons’u bünyesinde bulundurur. Bu dağın taban çapı 600 km yüksekliği ise 20 km civarındadır. Olympus Mons’un da içinde bulunduğu Tharsis yaylasında bir çok yüksek yanardağ da vardır. Buna karşılık ekvatoral bölgede ise 2.000 km genişliğinde büyük bir çöküntü alanı vardır. Rüzgar, Mars’ın yüzey şekillerinin oluşmasında önemli bir etkendir. Gezegenin yüzeyinde rüzgarlarca biriktirilmiş kumullara ve krater izlerine rastlanır.

Mars’ın Phobos ve Deimos isimli iki uydusu vardır. Yüzeylerinin düzensiz, kraterli kaya bloklarından oluştuğu anlaşılmıştır. Bunların Mars’ın oluşumu evresinde kütle çekimine yakalanarak yörüngesine giren küçük gezegenler (asteroid) olduğu sanılmaktadır.



JÜPİTER  (Müşteri)
Güneş sistemindeki en büyük gezegendir. Yaklaşık 143.000 km çapa sahip olan Jüpiter’in kütlesi Yer’inkinin 318 katı, hacmi ise 1.300 katıdır. Jüpiter’in bu devasa kütlesinin oluşturduğu kütle çekimi etkisi, güneş sistemindeki diğer gezegenler üzerinde önemli tedirginliklere yol açar. 4 tanesi 1610’da Galileo tarafından bulunmuş en az 16 uyduya sahip olan Jüpiter, güneş sisteminin küçük bir modeli gibidir.

Hidrojen ve helyum elementlerinden oluştuğu ve güneşten aldığı kızılötesi ışınların %70’ni geri saldığı anlaşılan Jüpiter’in çekirdeğinin, yer büyüklüğünde, kayaç yapılı ve iletkenliği çok yüksek sıvı metallerle kaplı olduğu sanılmaktadır.
Jüpiter ile uydularından biri olan İo arasında bir akım hattı vardır ve bu hattan akan yüklü parçacıklar ile gezegenin dış atmosferindeki yüklü parçacıkların etkileşimi sonucunda yaygın bir kutup ışığı ışıması ortaya çıkmaktadır.
Yaklaşık 10 saatte kendi ekseni etrafında dolanan Jüpiter, bilinen gezegenler içerisinde en büyük manyetik alana sahip olandır ve yarıçapının 100 katına kadar ulaşarak Satürn’ün yörüngesini içine alır. Yüzeyinde oldukça büyük bir alanı kaplayan kırmızı lekesi vardır.

Ganymedes (Ganimed ya da Jüpiter III) ; Gezegenden 1.070.000 km uzakta bir yörüngede dolanan Ganymedes, Jüpiter’in en büyük uydusudur. Yoğunluğunun çok düşük olması kütlesinin yaklaşık yarı yarıya kaya ve buzdan oluştuğunu gösterir.
Europa (Jüpiter II) ; Jüpiter’in dördüncü büyük uydusu olan Europa’nın yüzeyinin büyük bölümü düzgün ve çok parlak buzla kaplıdır. Europa’nın en çarpıcı özeliği, yüzeyinde çapraz, koyu renkli, karmaşık çizgilerin bulunmasıdır. Bunlar onlarca km genişliğinde ve bazen binlerce km uzunluğundadır. Bunların Europa’nın kabuğundaki gerilmelerin yarattığı çatlaklar olduğu düşünülmektedir.

İo ; 4 büyük Galileo uydusundan en içte yer alanıdır ve Yer dışında etkin yanardağlara sahip olduğu bilinen tek gökcismidir. Kendi ekseni etrafındaki dönme hızı ile yörüngede dönme hızı aynı olan (1.77 Yer günü) İo, Jüpiter’e her zaman aynı yüzünü gösterir. İo’nun olağanüstü çok renkli görünümü, çok sayıdaki lav akıntısından kaynaklanmaktadır ve bu akıntılar o kadar çoktur ki, uydunun yüzeyi her yıl 1 cm kalınlığında yeni bir örtüyle kaplanmaktadır.



SATÜRN (Zühal)
Satürn güneş sisteminde Jüpiter’den sonra en büyük gezegendir. Kütlesi Yer’inkinin 95 katı, hacmi ise yaklaşık 750 katıdır. En büyüğü Titan olmak üzere tümü buz yapılı 22 uydusu vardır ve Güneş sisteminde en fazla uyduya sahip olan gezegendir. Güneş sisteminde yoğunluğu sudan az olan tek gezegendir. Eğer Satürn’ü okyanus üzerine bırakabilseydik suya batmaz, yüzerdi.
Gezegenin ekvator düzlemi, yörünge düzlemine göre 27o yatıktır. Bu nedenle gezegenin üzerinde mevsimsel değişiklikler olduğu düşünülmektedir. Gezegenin çevresinde ince, yassı ve birbirinden ayrı 7 halkadan oluşan bir dış halka sistemi vardır. Halkalar ancak birkaç yüz metre kalınlığındadır ve ekvator düzleminde sabit bir konumdadır. Halkalar değişik boyutlarda, birbirinden ayrı sayısız cisimden oluşur. Bu cisimlerin büyüklüğü ince toz zerresinden onlarca km çapındaki kütlelere kadar değişir.

Halkaları oluşturan cisimler ayrı ayrı gözlemlenememiştir, bunların varlığı güneş ışığını ve radar dalgalarını yansıtma tarzlarına bağlı olarak belirlenmiştir. Bunların yüzeyinde su buzuna rastlanılmıştır, aslında halka malzemesinin asıl hacmini su buzu oluşturur.
Satürn’ün uydusu Titan, şu anda dünyanın ilk oluşum evrelerine çok benzemektedir. Bu nedenle Titan’ın gelecekte insanoğlunun yeni adresi olabileceği düşünülüyor.



URANÜS
Uranüs’ün kütlesi Yer’inkinin 15 katı, hacmi ise 67 katıdır. Uranüs’ün çevresinde ince, keskin hatlı ve koyu renkli 10 halkanın olduğu tespit edilmiştir. Halkaların tümü, yaklaşık 1 m çapında koyu renkli kaya benzeri parçalardan oluşmaktadır. Bunların yapısı henüz belirlenememiştir. Uranüs, kutbu güneşe bakacak şekilde tekerlek gibi döner. Böylece etrafındaki halkalarda dik olarak onunla birlikte döner.

Uranüs’ün 21 uydusu bulunmaktadır. Satürn’den sonra en fazla uyduya sahip olan gezegendir. Beş büyük uydusunun (Miranda, Umbriel, Ariel, Oberon ve Titania) çapı 310 – 1600 km arasında değişir.

Uranüs’de, Yer’in ve Satürn’ün çevresindekilerle karşılaştırılabilecek ölçüde manyetik alan vardır. Manyetik alanın ekseni, gezegenin dönme eksenine göre 55o eğiktir ve bu diğer gezegenlere oranla oldukça yüksek bir değerdir. Bu eğiklik manyetik alanın, güneş rüzgarı karşında tirbuşan benzeri uzun bir kuyruk yapmasına neden olur. Gezegenin dönme periyodu yaklaşık olarak 17.5 saattir ve dönme ekseni olağandışıdır. Uranüs’ün eriyik halde bulunan ağır bir çekirdeği vardır. Çekirdeğin çevresinde ise su, metan ve amonyaktan oluşan birkaç bin oC sıcaklığında ve binlerce km kalınlığında bir manto yer alır. Bu aşırı sıcak mantonun, üzerindeki atmosferin ağırlığından kaynaklanan devasa basıncın etkisiyle kaynayamadığı ve buranın elektriksel olarak iletken olduğu, gezegenin manyetik alanını ürettiği sanılmaktadır.



NEPTÜN
Neptün, varlığı keşfedilmeden önce matematiksel yöntemlerle orada olması gerektiği hesaplanan bir gezegendir. Neptün’ün kütlesi Yer’inkinin 17 katı, hacmi ise 57 katıdır. Yüzeyinde büyük bir kara leke vardır.

8 uyduya sahip olan Neptün, kendi ekseni etrafındaki bir dönüşünü 16 saate yapmaktadır. Yapılan çalışmalar çevresinde 5 halkanın bulunduğunu ve gezegenin manyetik alana sahip olduğunu göstermiştir. Jupiter ve Satürn gibi önemli bir iç ısıya sahip olduğu düşünülmektedir.

Yer atmosferinin stratosfer katmanında olduğu gibi sıcaklık terslenmesi (yüksekliğe bağlı olarak sıcaklık artması) vardır. Bunu açıklayabilecek düzeyde ozon ya da metan bulunmadığından, bu sıcaklık terslenmesi açıklanamamıştır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

GÜNEŞ ENERJİSİ(Konu Anlatımı)

18/5/2009 · Kategori: İlköğretim 7.Sınıf

Güneş dünyanın yörünge eksenine 1,366 watt/metre² enerji iletir, fakat yer yüzüne ulaşan enerji miktarı biraz daha azdır. Güneş enerjisi veya Güneş erkesi, Güneş ışığından enerji elde edilmesine dayalı teknolojidir. Güneşin yaydığı ve dünyamıza da ulaşan enerji, güneşin çekirdeğinde yer alan füzyon süreci ile açığa çıkan ışıma enerjisidir, güneşteki hidrojen gazının helyuma dönüşmesi şeklindeki füzyon sürecinden kaynaklanır. Dünya atmosferinin dışında güneş ışınımının şiddeti, aşağı yukarı sabit ve 1370 W/m2 değerindedir, ancak yeryüzünde 0-1100 W/m2 değerleri arasında değişim gösterir. Bu enerjinin dünyaya gelen küçük bir bölümü dahi, insanlığın mevcut enerji tüketiminden kat kat fazladır. Güneş enerjisinden yararlanma konusundaki çalışmalar özellikle 1970'lerden sonra hız kazanmış, güneş enerjisi sistemleri teknolojik olarak ilerleme ve maliyet bakımından düşme göstermiş, güneş enerjisi çevresel olarak temiz bir enerji kaynağı olarak kendini kabul ettirmiştir.

  Güneş’ten Elde Edilebilecek Enerji
  Dünyanın yörüngesi üzerinde, uzayda, birim alana ulaşan güneş ışınları, güneşe dik bir yüzey üzerinde ölçüldükleri zaman 1,366 W/m2’dir. Bu değer güneş enerjisi sabiti olarak da anılır.Atmosfer bu enerjinin %6’sını yansıtır, %16’sını da sönümler ve böylece deniz seviyesinde ulaşılabilen en yüksek güneş enerjisi 1,020 W/m2’dir. Bulutlar gelen ışımayı, yansıtma suretiyle yaklaşık %20, sönümleme suretiyle de yaklaşık %16 azaltırlar. Sağdaki resim 1991 ve 1993 yılları arasında uydu verilerine dayanarak, elde edilebilen ortalama güneş enerjisinin W/m2 cinsinden gösterimidir. Örneğin Kuzey Amerika’ya ulaşan güneş enerjisi 125 ile 375 W/m2 arasında değişirken, günlük elde edilebilen enerji miktarı, 3 ila 9 kWh/m2 arasında değişmektedir. Bu değer, elde edilebilecek mümkün en yüksek değer olup, güneş enerjisi teknolojisinin sağlayacağı en yüksek değer anlamına gelmez. Örneğin, fotovoltaik (güneş pili) panelleri, bugün için yaklaşık %15’lik bir verime sahiptirler. Bu nedenle, aynı bölgede bir güneş paneli, 19 ile 56 W/m2 ya da günlük 0.45-1.35 kWh/m2 enerji sağlayacaktır.Yandaki resimdeki koyu renkli alanlar, güneş paneli kaplanması durumunda aynı bölgede 2003 yılında üretilen toplam enerjiden biraz daha fazla enerji üretebilecek örnek alanları göstermektedir.Bugünkü %8 verime dayalı teknoloji ile dahi, işaretli bölgelere yerleştirilecek güneş panelleri, bugün fosil yakıtlar, hidroelektrik, nükleer vb kaynaklara dayalı tüm santrallerin ürettiği elektrik enerjisinden biraz daha fazlasını üretebilecektir. Hava kirliliğinin neden olduğu Küresel loşluk ise daha az miktarda güneş ışının yeryüzüne ulaşmasına neden olduğu için, güneş enerjisinin geleceği ile ilgili az da olsa endişe yaratmaktadır. 1961-90 yılları arasını kapsayan bir araştırmada, aynı dönem içerisinde deniz seviyesine ulaşan ortalama güneş ışını miktarında %4 azalma olduğu gözlenmiştir.
  Güneş enerjisi teknolojileri: Güneş ışınlarından yararlanmak için pek çok teknoloji geliştirilmiştir. Bu teknolojilerin bir kısmı güneş enerjisini ışık ya da ısı enerjisi şeklinde direk olarak kullanırken, diğer teknolojiler güneş enerjisinden elektrik elde etmek şeklinde kullanılmaktadır.

  Güneş Enerjili Isıtma Sistemleri
  Düzlemsel Güneş kollektörleri: Ülkemizde de çok yaygın olarak kullanılan, evlerde sıcak su elde etmede kullanılan sistemlerdir.
  Yoğunlaştırıcılı Güneş Enerjisi Santrallari: Bunlarda, doğrusal, çanak şeklinde ya da merkezi bir odağa yönlendirilmiş dev aynalar kullanılarak, odak noktasında çok yüksek sıcaklıkta ısı elde edilir. Genellikle elektrik üretiminde kullanılır. Ancak henüz bir yaygınlık kazanamamışlardır.
  Vakum Tüplü Güneş Enerjisi Sistemleri: Vakum tüplü güneş enerjisi kolektörleri: iç içe geçmiş 2 adet silindirik cam tüpün ısı yolu ile birbirine bağlanması ve bu işlem sırasında arasındaki havanın alınması ile üretilir. Dış silindirik tüpün yüzeyine düşen Güneş ışınları aradaki havasız ortamdan geçerek iç kısımdaki silindirik tüpün yüzeyinde absorbe edilmesi ile çalışır. Arada madde olmadığından dolayı sadece ışıma ile ısınan sistem suyu dış hava sıcaklığından bağımsızdır.
  Güneş Ocakları:Çanak şeklinde ya da kutu şeklinde güneş ısısını toplayan yapılardır. Gelişmekte olan ülkelerde daha yaygın kullanılır.
  Trombe Duvarı: Sandviç şeklinde cam ve hava kanalları ile paketlenmiş bir pasif güneş enerjisi sitemidir. Güneş ışınları gün boyunca, duvarın altında ve üstünde yer alan hava geçiş boşluklarını tahrik ederek, doğal çevirim ile termal kütleyi ısıtırlar. Gece ise trombe duvarı biriktirdiği enerjiyi ışıma yolu ile yayar.
  Geçişli Hava Paneli: Aktif güneş enerjili ısıtma ve havalandırma sistemidir. Termal güneş paneli gibi davranan, güneşe bakan delikli (perfore) bir duvardan oluşur. Panel, binanın havalandırma sistemine ön ısıtma uygular. Ucuz bir yöntemdir. %70’e kadar verime ulaşılabilir.Araştırmaya konu olmuş, ancak yaygınlaşamamış bazı ısıl güneş enerjisi teknolojieri:
  Güneş Havuzları: Havuza atılan tuzların yardımı ile dip tarafta sıcaklık elde edilir. Bunlar daha çok deneysel sistemler olarak kalmışlar, bir yaygınlık gösterememişlerdir.
  Güneş Bacaları: Bir binanın zemininde toplanan ısı, yüksek ve dar bir bacaya yönlendiğinde, bacada kurulu türbini çalıştırır. Bu da, deneysel aşamada kalmış güneş enerjisi türlerinden biridir.
  Su Arıtma Sistemleri: Bunlar da bir çeşit havuz sistemidir. Havuzun üstüne eğimli cam kapak yerleştirilir, buharlaşan su tuzdan arınarak bu kapakta yoğunlaşır.
  Ürün kurutma sistemleri

  Güneş Pilleri
  Güneş pilleri ya da fotovoltaik piller diye anılan cihazlar, yarıiletkenlerin fotovoltaik etki özelliğini kullanarak, güneş ışığından elektrik enerjisi üretirler. Güneş pilleri, kurulan sisteme bağlı olarak birkaç mW'dan birkaç MW'a kadar elektrik üretebilir. Yüksek üretim maliyetleri nedeniyle, yakın zamana kadar oldukça az kullanılmıştır. 1950'lerden bu yana uzayda uydularda, 1970'li yıllarda, elektrik hattından uzak yerlerde, yol kenarlarındaki acil telefon cihazları ya da uzaktan algılama gibi uygulamaların enerji gereksiniminin karşılanmasında kullanılmıştır. Son yıllarda, evlerde elektrik şebekesi ile birlikte çalışan sistemler de yaygınlaşmıştır. 2005 sonu itibarı ile toplam 5,300 MW olduğu zannedilen kurulu güneş pili kapasitesinin, gelişmiş ülkelerin, güneş pillerinin evsel amaçlı kullanımına verdiği teşvikler nedeniyle, 2006 yılında da ciddi artış göstermesi beklenmektedir. Gerek kullanımdaki artış, gerekse teknolojik gelişmeler nedeniyle güneş pillerinin üretim maliyetinde her yıl azalış görülmektedir. Bir güneş pili panelinin watt başına maliyeti 1990 yılında yaklaşık 7,5 USD iken, 2005 yıllında bu rakam yaklaşık 4 USD seviyesine inmiştir. Gelişmiş ülkelerin sunmuş olduğu teşvikler, güneş pillerinin yatırım maliyetinin 5 ile 10 yıl arasında geri dönebilmesini sağlamaktadır. Evsel amaçlı kullanılan güneş pilleri bir inverter aracılığı ile elektrik şebekesine bağlanmakta, böylece üretilen elektriğin akülerde depolanmasından tasarruf edilmektedir. 2003 yılı içerisinde tüm dünyada gerçekleşen güneş pili üretiminde %32'lik bir artış gözlenmiştir. Güneş pili kullanımındaki artış o kadar büyüktür ki, yarıiletken üretiminin talebi karşılayamaması, güneş pili üretiminin artışında bir kısıt olmuştur. Bu sorunun 2006 ve 2007'de de devam edebileceği sanılmaktadır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Gök Cisimlerini Tanıyalım (Konu Anlatımı)

18/5/2009 · Kategori: İlköğretim 7.Sınıf

 http://img2.blogcu.com/images/a/l/i/alis03/uzay_3%5B1%5D.jpg

GÖK CİSİMLERİNİ TANIYALIM :

1- Uzay :
İçinde galaksilerin, yıldızların, gezegenlerin, meteorların, asteroitlerin bulunduğu sonsuz boşluğa (hacimli ve kütleli gök cisimlerinin tamamına) uzay veya evren denir. Uzayda basınç ve hava yoktur (kozmik ışınlar, röntgen ışınları, mor ötesi ışınlar ve magnetik alan vardır).

2- Gök Cismi :
Uzayda bulunan cisimlerin her birine gök cismi denir. Uzayda yıldız, gezegen, meteor, kuyruklu yıldız, asteroit gibi çok sayıda gök cismi bulunur. Gök cisimlerinin milyarlarcası toplanıp bir araya gelerek dev yıldız kümelerini oluşturur. Yıldız kümelerinden bazıları çıplak gözle, bazıları da teleskoplarla gözlemlenebilir (incelenebilir).

NOT : 1- İnsanlar yüzyıllar boyunca gökyüzünü izlediler, yaptıkları çalışmalarla Ay, Güneş, diğer yıldızlar ve gezegenler arasındaki ilişkileri ortaya çıkardılar. Yüzyıllar boyunca Dünya’nın sabit olup, diğer gök cisimlerinin onun etrafında döndüğünü düşündüler. Zamanla bu düşüncelerin yanlış olduğu gözlemle sonucunda belirlendi.

SORU : 1- Uzayda hangi gök cisimleri vardır?
2- Gök cisimleri neden başımıza düşmüyor?
3- Gök cisimleri nasıl hareket ederler?
4- Bilim insanlarının uzayla ilgili araştırmaları hayatımızda neleri değiştirmiş olabilir?
5- Bulutsuz bir gecede gökyüzü incelendiğinde gökyüzünde parlayan nesneler neler olabilir?
6- Tüm gök cisimleri aynı parlaklıkta mıdır?
7- Gök cisimlerinden renkleri birbirinden farklı olanlar var mıdır?
8- Gök cisimleri, yaydıkları ışıkların renklerine bakılarak ayırt edilebilir mi?
9- Gözlemlenen bir alandaki gök cisimleri sayılabilir mi?

3- Yıldızlar :
Uzaydaki bulutsu denilen sıcak gaz ve toz yığınlarının bir araya gelip sıkışmasıyla oluşan, Güneş gibi ısı ve ışık yayan, küre şeklindeki (plazma halindeki) sıcak ve parlak gök cisimlerine yıldız denir. Güneş’te bir yıldızdır ve Güneş, gündüz görülebilen tek yıldızdır.
Yıldızlar canlı değildir ama onlar da canlılar gibi doğar, yaşar ve ölürler. Ömrü biten dev yıldızlar şiddetli bir patlama ile parçalanır ve ortaya çıkan parçalar uzay boşluğuna dağılır. Yıldızların ortalama ömrü 10 milyar yıldır.

a) Sıcaklıklarına Göre Yıldızlar :
Uzayda bulunan yıldızların büyüklükleri ve sıcaklıkları birbirinden farklıdır. Yıldızlar sıcaklıklarına bağlı olarak mavi, beyaz, sarı ve kırmızı görünürler. En sıcak yıldızlar mavi veya beyaz, orta sıcaklıktaki yıldızlar sarı, soğuk yıldızlar da kırmızı renkli yıldızlardır.
Güneş, sarı – turuncu renkli bir yıldızdır.

b) Büyüklüklerine Göre Yıldızlar :
Yıldızlar, küçük ve büyük yıldızlar olarak iki gruba ayrılırlar. Yıldızlar, oluşumundan sönmesine kadar çeşitli büyüklüklerde olurlar. Yıldızlar yaşamları süresinde ana kol yıldızları, devler, süper devler, beyaz cüceler ve kara cüceler olarak adlandırılırlar.
Uzayda, Güneş’ten 50 kat daha küçük ya da 1000 kat daha büyük yıldızlar vardır. Bu yıldızlar Dünya’ya çok uzak oldukları için (titreyen) nokta şeklinde görünürler. Bu nedenle ısı ve ışıklarından faydalanılmazlar.

c) Yıldızların Isı ve Işık Yayması :
Yıldızlar, toz ve gaz bulutlarından oluşmuştur. Yıldızları oluşturan gazların yaklaşık % 90’ı Hidrojen gazı, % 10’u Helyum gazıdır. Yıldızlar oluştuktan sonra hidrojen gazı helyum gazına dönüşür ve bu sayede ısı ve ışık yayar. Yıldızlar ışık yayarken hidrojen gazını kullanır ve bu nedenle de büyürler. Yıldızların yaydığı ısı ve ışık miktarı büyüklükleri ile doğru orantılıdır. Kütlesi büyük olan yıldız daha çok ısı ve ışık yayar.

d) Yıldızların Oluşumu :
Yıldızlar, toz ve gaz bulutlarından oluşmuştur. Büyüklükleri farklı olan küçük ve büyük yıldızlar, farklı şekilde oluşmuşlardır.
Küçük yıldızlar oluşurken uzaydaki gaz ve toz bulutları (kütle çekimi ile) toplanarak büzülür ve yoğun bir çekirdek oluşur. Hidrojen gazları (termo nükleer tepkimeler sonucu) helyum gazına dönüşürken büyük bir enerji açığa çıkar ve yıldız büyüyerek kırmızı dev adını alır. Yıldızdaki hidrojen gazı tükenince dıştan soğumaya başlar ve beyaz cüce olur. Beyaz cüce soğuyarak kara cüce adını alır. Bu dönemde yıldız tamamen soğuyarak demir topu halinde kalır.
Büyük yıldızlar oluşurken ana kol yıldızının büyümesiyle kırmızı süper dev oluşur. Kırmızı süper dev halindeki yıldız kendi içine çökerek süpernova patlaması meydana gelir. Patlama sırasında sadece yıldızın çekirdeği kalır. Bu çekirdek Güneş’ten küçükse soğumuş haldeki nötron yıldızı, Güneş’ten büyükse kara delik oluşur.

NOT :

 1- Botelgüs, Güneş’ten 400 kat büyük bir yıldızdır.
2- Küçükayı, büyükayı, ülker, yengeç yıldız topluluklarıdır.
3- Her gök cismi yıldız değildir. Yıldızların ışığı titrek ve parlak görünür. Titrek görünmesinin nedeni, ışığın atmosferde kırılmaya uğramasıdır.
4- Güneş dışında, Dünya’ya en yakın yıldızların ışığı Dünya’ya 4 yılda gelir ve 40 trilyon km uzaklıktadır.
5- En yaşlı yıldız 515 milyar yıl yaşındadır.
6- Bilinen en büyük yıldız kırmızı dev aşamasında olup Güneş’ten 290 kat büyüktür. (Antares)
7- Güneş, sarı ana kol yıldızıdır.
8- En soğuk yıldızların sıcaklığı 30000C, en sıcak yıldızın yüzey sıcaklığı 500000C, merkez sıcaklığı 20 milyon0C dir.

SORU :

 1- Gündüz görülebilen tek yıldız hangisidir?
2- Güneş’te bir yıldız mıdır?


4- Güneş :
Güneş, Güneş, gündüz görülebilen tek yıldızdır. Güneş, 4,6 milyar yıl yaşındadır ve yaklaşık 5 milyar yıl sonra tamamen sönecektir. Güneş, sarı – turuncu renkli bir yıldızdır.


http://www.biyolojidunyasi.com/Enerji/Gunes2.jpg


a) Güneş’in Oluşumu :
Güneş, canlılığın temel enerji kaynağıdır. Güneş’in ısı ve ışık enerjisi olmadan yaşam sürdürülemez.
Güneş başlangıçta gaz ve toz bulutu idi. Bu gaz ve toz bulutu kendi etrafında dönerken (kütle çekimi nedeniyle) büzüldü ve bir çekirdek oluştu. Çekirdekteki yüksek sıcaklık ve basınç nedeniyle hidrojen gazları helyum gazlarına dönüştü. Bu dönüşme sırasında çok yüksek enerji açığa çıktı. Bu enerji de etrafa ısı ve ışık enerjisi olarak yayıldı.
Güneş oluşurken arta kalan toz ve gaz bulutlarından gezegenler, kuyruklu yıldızlar, gök taşları, meteorlar oluşmuştur.

b) Güneş’in Katmanları :
Güneş, sıcak gaz ve toz bulutlarından oluşmuştur. Güneş’i oluşturan gazların büyük bir kısmını (% 81,76) hidrojen gazı, bir kısmını (% 18,17) helyum gazı oluştururken az kısmını da (% 0,07) diğer gazlar (oksijen, karbon, azot, sodyum, kalsiyum, kükürt, silisyum, demir, magnezyum, alüminyum) oluştururlar.
Güneş’in çekirdeğinde hidrojen gazları parçalanarak helyum gazına dönüşür ve bu sırada büyük bir enerji açığa çıkar.
Güneş, dıştan içe doğru taç küre (korona), renk küre (kromosfer), ışık küre (fotosfer) ve çekirdek olmak üzere 4 tabakadan oluşur.

1- Çekirdek :
Güneş’in merkezidir. Hidrojen gazı helyuma dönüşerek büyük miktarda enerji üretilir. Üretilen enerji ışınım bölgesine, kaynaşım bölgesine, buradan da dağıtıcı bölgeye verilir. Sıcaklığı 20 milyon 0C civarındadır ve Dünya’dan 27 kat daha büyüktür.

2- Işık Küre (Fotosfer) :
Çekirdekten (dalgalar halinde) gelen ışınlar nedeniyle parlak görünen tabakadır. Sıcaklık 5500 – 6000 0C civarındadır.

3- Renk Küre (Kromosfer) :
Işık küreden sonraki tabakadır. Ancak Güneş tutulmasında görülür. Sıcaklık 10.000 – 500.000 0C civarındadır.

4- Taç Küre (Korona) :
Renk kürenin üstünde bulunan tabakadır. Ancak Güneş tutulmasında görülür ve sıcaklık 2 milyon 0C civarındadır.

c) Güneş Lekeleri :
Güneş’in yüzeyinde patlamalar sonucu oluşan karanlık lekelerdir. Güneş’te yüksek basınç ve magnetik çekim kuvveti etkisiyle güneş patlamaları oluşur. Patlamalar sonucu gaz bulutları fışkırır ve bu gaz bulutları Dünya’da ki frekanslara etki eder.

http://img519.imageshack.us/img519/5993/northrm8.jpg
5- Takım Yıldızlar :
Gökyüzünde bir arada bulunan yıldız gruplarına takımyıldızı denir. Takımyıldızlara görünümleri nedeniyle hayvanların, çeşitli nesnelerin ve ünlü kişilerin isimleri verilmiştir. (Eski Yunan ve Romalılar tarafından). Takımyıldızlar farklı özellikte olmalarına rağmen kümeymiş gibi görünen yıldızlardan oluşurlar. (Takımyıldızlar hayali çizgiyle birleştirilerek masalsı ve mitolojik isimler almıştır).
Büyükayı (yedi yıldızdan oluşur), küçük ayı, ejderha, çoban, kuzey tacı, Orion (avcı) bilinen takımyıldızlarına örnektir. Günlük hayatta burç isimleri olarak bilinen koç, boğa, ikizler, yengeç, aslan, başak, terazi, akrep, yay, oğlak, kova, balık birer takımyıldız isimleridir. (Burç fallarının bilimsellikle ilgisi yoktur).

SORU : 1- Takım yıldızı nedir?
2- Takım yıldızı nasıl oluşur?
3- Bilinen takım yıldızları nelerdir?
4- burçlar gazete ve dergilerde okunduğu gibi hayatı etkiler mi?

NOT : 1- İnsanlarda burcu oluşturan yıldızların ve burç içinden geçen gezegenlerin

yaptığı etkilerden kaynaklanan bazı ortak özelliklerin olduğu öne sürülür. Oysa bize en yakını 40 trilyon km uzaklıkta olan yıldızların dışında, yörüngesi Dünya’mıza en yakın olan gezegenler insan üzerinde en ufak bir etki yapamaz.

6- Kuyruklu Yıldızlar :
Kuyruklu yıldızlar, yıldız değildir, Güneş’ten aldıkları ışığı yansıtırlar. Kuyruklu yıldızların yapısında donmuş halde buzlar, gazlar ve tozlar bulunur. Bu yüzden kirli kartopu olarak da adlandırılırlar.
Kuyruklu yıldızlar, Güneş’in çevresindeki uzun ve geniş elips şeklindeki yörüngelerde dolanır. Güneşe yaklaştıklarında içerdikleri buz bir miktar erir. Buzla karışmış toz ve taş parçaları serbest kalır. Serbest kalan gaz, su buharı ve ince tozlar güneş rüzgarıyla itilir. Böylece kuyruklu yıldızın kuyruk kısmı oluşur.
Kuyruklu yıldızda, baş bölümü kuyruk bölümüne göre daha parlaktır. En önemli kuyruklu yıldız Halley Kuyruklu Yıldızıdır ve 76 yılda bir Dünya’nın yakınından geçer, gözlenir.

NOT : 1- Dünya’da en son izlenen kuyruklu yıldız 2002 yılında gözlenen İkaye–Zhang
kuyruklu yıldızıdır.
2- Kuyruklu yıldızlardan kopan toz tanecikleri, kaya parçaları veya gök taşları ile meteorlar ve asteroitler Dünya atmosferine girdiklerinde atmosferdeki hava moleküllerine sürtünmenin etkisiyle ısınır ve kor haline gelerek ince bir ışık çizgisi bırakır. Bu doğa olayı halk arasında yıldız kayması olarak bilinir. Gerçekte yıldız kayması diye bir olay yoktur.

SORU : 1- Kuyruklu yıldızlar birer yıldız olmadıkları halde niçin parlak
görünürler?

7- Meteorlar ve Gök Taşları :
Gökyüzünde birden görünüp kaybolan, evrenin oluşumu esnasında ve ya kuyruklu yıldızlardan koparak uzaya saçılan, yapılarında çeşitli maddelerin bulunduğu kayalara, gök cisimlerine meteor denir. Meteorlar atmosfere hızla girdiklerinde atmosferdeki hava moleküllerine sürtünmenin etkisiyle ısınır ve kor haline gelerek ince bir ışık çizgisi bırakır. Atmosferden çıkan meteorlar soğur ve kaybolur.
Bazı meteorların tamamı atmosferde yanmaz ve yeryüzüne düşen parçaları olur. Atmosfere girerek yeryüzüne ulaşabilen bu meteorlara gök taşı (meteorit) denir.
Gök taşları (meteorlar), düştükleri yerlerde hasarlara yol açabilir, çukurlar oluşturabilir. Oluşan çukurlara gök taşı çukuru denir.

NOT : 1- Ağrı Dağı’nın doğusunda 35 m çapında 60 m derinliğinde bir gök taşı çukuru yer
alır. Bu çukur 1920 yılında düştüğü tahmin edilen gök taşı tarafından oluşturulmuştur.

8- Asteroitler :
Güneş etrafında dönerken kendi ekseni etrafında da dönebilen gezegenlere benzeyen gök cisimlerine asteroit denir.
Asteroitler, Güneş sistemi’nde, çoğunlukla Mars ve Jüpiter arasındaki asteroit kuşağında bulunur. (bazıları örneğin Apollo asteroitleri Dünya’nın yörüngesiyle kesişen yörüngelerde ilerler).
• (Asteroitler, birkaç yüz metreden birkaç yüz kilometre genişliğe kadar olabilen gök cisimleridir. Bunların, Güneş Sisteminin oluşumundan arda kalmış döküntüler olduğu düşünülmektedir. Büyük bölümü, Mars ve Jüpiter arasında yer alır).
• (Turlarını 3–6 dünya yılı içinde çeşitli sürelerde tamamlarlar).
• Asteroitler hareketleri sırasında yaklaştıkları gezegenlerin çekim etkisiyle yörüngelerinden çıkabilir. Bunun sonucunda o gezegenin çevresinde yeni bir yörüngeye oturarak onun uydusu haline gelebilir veya gezegen yüzeyine düşerek büyük bir enerji patlamasına ve meteor krateri oluşumuna yol açabilir).

9- Gezegenler :
Güneşin etrafında elips şeklindeki yörüngelerde (saatin dönme yönüne ters yönde) dolanan gökcisimlerine gezegen denir. Güneş Sistemi’nde bulunan gezegenler, Güneş’e olan uzaklıklarına göre sırayla Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün olmak üzere 8 tanedir.
Gezegenlerin özellikleri, yıldızların özelliklerinden farklıdır.

a) Gezegenler ve Yıldızlar Arasındaki Farklar :

1- Yıldızlar ısı ve ışık kaynağı oldukları halde, gezegenler yıldızlardan aldıkları ışığı yansıtır.
2- Yıldızların konumları birbirine göre değişmezken, gezegenlerin konumları birbirine göre değişir. (Gezegenlerin Güneş çevresindeki hareketlerinden dolayı gökyüzünde bulundukları konumları zamanla değişir).
3- Gezegenler yıldızlardan daha soğuk ve daha küçüktür.
4- Yıldızlar nokta şeklinde görünür, gezegenler yüzeysel şekilde görünür. (Yıldızlar çok uzak oldukları için gece gökyüzünde yanıp sönen saçılmış yapıdaki ışıklarıyla küçük nokta kaynaklar halinde görünürler. Gezegenlerin ışıkları, yanıp sönmeden sürekli kesintisiz olarak görünür).
5- Yıldızların sıcaklığı çok yüksektir, gezegenler ise soğuyup katılaşmıştır.

http://www.ufonet.be/UZAY%20VE%20ZAMAN/ay.jpg

10- Uydu :
Kütlesi daha büyük bir gök cisminin, özellikle bir gezegenin çevresinde dönen gök cismine uydu denir. Ay, Dünya'nın tek doğal uydusudur ve Güneş Sistemi içinde beşinci büyük doğal uydudur. Ay, insanların üzerine iniş yaparak yürüdükleri tek gökcismidir.

NOT :

1- Dünya ile Ay arasında ortalama merkezden merkeze uzaklık 384.403 km, yani
Dünya’nın çapının yaklaşık otuz katı kadardır.
2- Ay’ın çapı 3.474 km’dir, bu da Dünya çapının dörtte birinden biraz fazladır. Dolayısıyla Ay’ın hacmi Dünya’nın hacminin % 2’si kadardır.
3- Ay’ın kütlesi Dünya kütlesinden 81,3 kat daha düşüktür.
4- Ay yüzeyinde kütle çekim etkisi yerçekiminin yaklaşık %17’sidir.
5- Ay, Dünya’nın yörüngesinde bir turunu 27,3 günde tamamlar.
6- Dünya, Ay ve Güneş geometrisinde görülen periyodik değişimler sonucunda her 29,5 günde tekrar eden Ay'ın evreleri oluşur.
7- Yerçekiminden kurtulup uzaya çıkan ve Ay'ın yakınından geçen ilk yapay nesne Sovyetler Birliği’nin Luna 1 uydusudur. Ay yüzeyine çarpan ilk insan yapısı nesne Luna 2 uydusudur. Normalde görünmeyen Ay'ın öteki yüzünün ilk fotoğraflarını ise Luna 3 uydusu çekmiştir. Bu üç uydu da 1959 yılında uzaya fırlatılmıştır.
8- Ay yüzeyine ilk yumuşak iniş yapabilen uzay aracı Luna 9 ve Ay yörüngesine giren ilk insansız uzay aracı da Luna 10’dur. Bu iki uydu da 1966'da uzaya fırlatılmıştır.
9- ABD’nin Apollo Programı 1969 ve 1972 yılları arasında 6 başarılı inişle, günümüze kadar insanlı görevleri başaran tek uzay programıdır. Ay'ın doğrudan insanlar tarafından incelenmesine Apollo programının bitişiyle son verilmiştir.

11- Işık Yılı :
Uzayda uzaklıklar çok büyük olduğu için iki gök cismi arasındaki uzaklığın metre veya kilometre birimleri ile ifade edilmesi zor olur ve uzunluk birimi olarak ışık yılı birimi kullanılır. Bir ışık yılı, ışığın boşlukta bir yılda aldığı yol kadardır.
1 Işık Yılı = 9,4608. 1012 km ≈ 1.1013 km. Işık yılı, zaman birimi değil, uzaklık ölçüsü birimidir.

NOT :

1- Güneş’e en yakın yıldız olan Proxima’nın uzaklığı, 4,2 ışık yılı uzaklıktadır.
Bu uzaklık; 4,2 Işık Yılı = 4,2 . 9,46 x 1012 km = 39,732 x 1012 km’dir.
2- Güneş, Dünya’ya çok uzak olduğu için Dünya’dan daha küçük görünür.
3- Dünya ile Güneş arasındaki uzaklık 149,6 milyon km dir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

« Önceki :: Sonraki »