aradığınız tüm ödevler bu mekanda!!!Doğru yerdesiniz!!! - Blogcu





ÖDEVİSTAN.........ARADIĞINIZ TÜM ÖDEVLER BURDA!!!... ..HOŞ GELDİNİZZZZ...ÖDEVİSTAN!!!.....

BİR KAHRAMAN DOĞUYOR-İNKILAP TARİHİ DERSİ 8.SINIF

12/10/2009 · Kategori: İlköğretim 8.Sınıf

BATIYA AÇILAN KENT SELANİK

Kazanım:Atatürk’ün çocukluk dönemini ve bu dönemde içinde bulunduğu toplumun sosyal ve kültürel yapısını analiz eder.

Selanik Osmanlı Devleti nin Rumeli’deki ve önemli bir ticaret merkezi olan kentiydi.Avrupa’ya ve İstanbul’a demir yolu ile bağlı olan nadir bir Osmanlı kenti idi.Bu demir yoluda şehre ayrı bir canlılık, zenginlik ve bilgi alış verişi sağlamıştır.

Selanik ayrıca bir çok dinden ve milletten insanları barındırıyordu.Türklerin çoğunluğu oluşturmakla beraber şehirde Rum, Bulgar, Sırp, Ermenililer yaşıyordu.Bu durumda şehirde çok zengin bir kültürel hayata denen oluyordu.

Fransız ihtilaline kadar barış içinde bir kent iken Fransız İhtiallinin çıkardığı Milliyetçilik akımları sonucu balkanlar karışmış Balkan ulusları bağımsız olmaya çalışmıştır.Bu durumdan Selanik’te etkilenmiş ve kentte kargaşa ortamı hüküm sürmeye başlamıştır.

Fransız ihtilalı sonucu Osmanlı devleti parçalanmaya başlanmış Osmanlı Devleti de bu duruma çözüm oramış ve bazı fikir akımları ortaya çıkarmıştır.Bunlar bütün Osmanlı Devletindeki insanları kapsamak olan Osmanlıcılık fikri bu fikre göre ırk ve din ayrımı gözetilmeksisiz herkez Osmanlı vatandaşı fakat balkan savaşlarında balkan devletlerin bağımsız olmak istemesi ve diğer ulusların Osmanlı Devletinde ayrılmak istemesi nedeni ile bu fikir başarısız olmuştur.Daha sonra İslamcılık fikri ortaya atılmıştır bu fikre göre sadece Müslüman halkı devletin çatısı altında tutmaktı.Buda 1. dünya savaşında Müslüman Arapların Osmanlıya saldırması ile başarısız oldu.En sonunda Türkçülük akımı ortaya çıkmış ve başarılıda olmuştur.Kurtuluş savaşı bu başarıya önek gösterebilir

MUSTAFA KEMAL’DE ÇOCUKTU

Mustafa Kemal Atatürk kültürlü bir ailenin çocuğu olarak 1881 yılında Selanik kentinde doğdu.

Peki Selanik Kentinde doğmanın ne gibi ajantajları vardı.

1.Öncelikle diğer Osmanlı kentlerine göre oldukça zengin bir kentti.Maddi durumu iyidi

2.Bir çok milletten ve dinden insanlar yaşadığı için Kültür zenginliği vardı.Atatürk böğlece her çeşit milleti tanımış ve bilgi sahibi olmuştur.

3.Ticaret yolu ve demir yolu üzerinde olmasından dolayı hızlı bilgi alış verişinin olduğı İstanbul’dan ve Avrupa’da olan olaylardan anında haberlerin ulaştığı bir kent olması

4.Özgürce düşüncelerin ifade edildiği eğitim imkanların üst düzeyde olduğu çağdaş eğitim sitemin olduğu nadir Osmanlı kentlerinde olmasıda Mustafa Kemal’in yetişmesine önemli katkı sağlamıştır

MUSTAFA KEMAL OKULDA

Kazanım:Atatürk’ün öğrenim hayatı ile ilgili olay ve olguları kavrar.

 

Mustafa kemal öncelikler annesinin ısrarı nedeni ile din ağırlık eğitim verildiği Mahalle Mektebine gider

Daha sonra babası bu okuldan alıp Mustafa Kemal’i çağdaş ve iyi bir eğitim verildiği Şemsi efendi Mektebine(ilkokul) verir.Bu okuldan günün şatlarına göre kaliteli eğitim alır.

Mustafa Kemal bu okulda iken babası ölür.Bu yüzden öğren hayatı yarım kalır.Annesi ile birlikte köyde dayısının yanına gider.Bir süre köyde çalışır.

Mustafa Kemal2in ısrarı ile annesi Atatürk’ü Selanik’te teyzesinin yanına gönderir.Öğrenin hayatına kaldığı yerden devam eder.

Girdiği askeri okul sınavını kazanarak Selanik Askeri rüştüye (orta okul) başlar.Artık Mustafa Kemal Askerliğe ilk adımını atmış olur.Selanik askeri rüştiyesinde üstün başarısından dolayı Matematik öğretmeni Atatürk’ Kemal ismini veriri böylece ismi Mustafa Kemal olur.

Mustafa Kemal Daha sonra Manastır askeri İdadisini(Lise) kazanır.Mustafa kemal burada edebiyat ve tarihe ilgi duyar.Tarih dersine ilgi duyması Mustafa Kemal’de milli bilinç duygularını güçlendirmiş, vatan sevgisi ile dolmasına neden olmuştur

Mustafa Kemal Manastır askeri idadisini başarı ile bitirerek Harp Okulun kazanır.Daha sonra harp akademisine gider ve buradan kurmay yüzbaşı olarak mezun olur

 

CEPHEDEN CEPHEYE MUSTAFA KEMAL

Kazanım:

1.Atatürk’ün askerlik hayatı ile ilgili olay ve olguları kavrar

2.Örnek olaylardan yola çıkarak Atatürk’ün çeşitli cephelerdeki başarıyla askeri yeteneklerini geliştirir.

Atatürk’ün ilk görevi Şam oldu.Daha sonra Selanik te görev yapmaya başladı.

31 Mart Olayı

İstanbul’da meşrutiyet karşıtı insanlar toplanıp ayaklanma çıkarmışlardı.Amaçları ise Meşrutiyet yani padişah ve meclisin aynı anda yönetime katılması değil de sadece padişahın devleti yönetmesini istiyorlardı.Bu amaç için İstanbulda meşrutiyeti yıkmak yerine padişahlık sistemini geri getirmek için ayaklanma çıkardırlar.Bu ayaklanmayı bastırmak için Mustafa Kemal’inde komutanı olduğu adına hareket ordu denilen ordu kuruldu ve istanbul’da ayaklanmayı bastırdı.31 mart olayı denilmesi hicri takvime göre 31 Mart’a denk gelmesidir

Mustafa Kemal Trablusgarp’a

İtalya geç sanayileştiği için sömürge arayışı içine girmişti.sömürge için en uyun yer kendisine yakın ve güçsüz bir devlet himayesinde olan Trablusgarp oldu.Osmanlı denizden ve karadan Trablusgarp ile bağlantısı olmadığı için buraya ordu sevk etmek imkansızdı.Trablusgarp savunmak için Mustafa Kemal ve arkadaşları kılık değiştirip tarblusgarpta yerli halkı organize edip İtalya’ya karşı savaşmışlar ve başarılıda olmuşlardı.Fakat İtalya adalara ve Çanakkale’ye saldırması sonucunda zor durumda kalan Osmanlı devleti Tarblusgarp’ı İtalya’ya Uşi Anlaşması ile vermek zorunda kaldık

Çanakkale Savaşı

İtilaf devletleri 1.dünya savaşında hem Osmanlı devletini ele geçirmek hem de Rusya’ya yardım etmek için Çanakkale boğazına saldırırlar.Boğazdan geçemeyecekleri anlayınca karadan geçmek için Gelibolu’ya çıkartmışlar ve Mustafa kemalin başarıları sonucu geri çekilmişlerdi.Atatürk buradaki başarıları sonucu bir çok madalya ve Albay rütbesi almıştır

Kurtuluş Savaşı

1.dünya Savaşını Osmanlı devletinin kaybetmesi sonucu İtilaf devletleri Anadolu’yu işgal etmeye başlamışlardı.Mustafa Kemal2in önerliğinde Türk milleti düşmanı yurttan atmışlardır.

Tüm başarılar gösteriyor ki Mustafa Kemal katıldığı bütün savaşları kazanmıştır.Trablusgarp gibi yabancı bir milletin bulunduğu yerde insanları organize etmiş ve dünyanın en güçlü devletlerinden olan İtalya’ya karşı Osmanlı Devletinin hiçbir desteği olmadan başarılı olmuştur.Çanakkale savaşında ileri görüşlülüğü ile düşmanın nasıl hareket edeceğini daha önceden kestirmiş ona göre önlem almıştır.Atatürk savaşçı, cesur iyi bir lider zeki olmasının yanında iyi bir vatanseverdir.

DÖRT ŞEHİR VE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Kazanım:Atatürk’ün fikir hayatının oluşumuna ve gelişimine etki eden Selanik, Manastır, Sofya ve İstanbul şehirlerindeki ortamın rolünü fark eder.

SELANİK

Selanik Osmanlı devleti’nin balkanlardaki en gelişmiş şehiridi.Avrupa ile Anadolu arasında demiryolu ağına sahipti.bu yüzden ticarete hayatı oldukça canlı idi.Çeşitli din ve millete sahip insanlar bir kültür zenginliği ile hep beraber yaşıyorlardı.Avrupa da basılan kitapları nında okuma fırsatları vardı.Yani Avrupa’nın her türlü imkanlarından yararlanılıyordu.Bu da atatürk2ün fikir hayatının gelişmesine çeşitli kültürdeki insanları tanımasına ve özgür bir ortamda özgürce düşünerek yetişmesine neden olmuştur.Atatürk Selanike göreve geldiğinde İttihak ve terakki cemiyetine katılmıştı.Bu cemiyetin amacı Meşrutiyeti tekrar ilan ettirmekti.başarılı olunmuş fakat Atatürk halka daha fazla özgürlüğün tanınmasından yanadı bu uğurda çalışmalarını yağunlaştırdı fakat görüşleri İttahat ve Terekki cemiyetinin ileri gelenleri ile görüşleri uyuşmaya başlamıştı.Bunu yanında Atatürk Ordunun siyasete karışmasını istemediğin bütün bu sebeplerden dolayı bu teşkilattan ayrılmış ve daha bir fazla askerlik mesleğine sarılmıştır.

MANASTIR

Manastır şehri çeşitli milletlerdeki insanların çekişmesi içinde bulunmaktaydı.bir kargaşa ortamı hakim sürmekteydi.Atatürk bu şehirde okul hayatı boyunca tarih konularına merak salmış ve Milli duyguları gelişmişti.Mehmet emin Yurdakul Namık Kemal ve Tarih öğretmeni Mustafa Kemal!i milli duygular bakımından son derece etkilemiş ve vatansever olmuştur.Bilhassa bu dönemde savaşta kazanmamıza rağmen sanki malup olmuş gibi anlaşma imzalamamız Atatürk2ü çok etkilemiştir

İSTANBUL

Mustafa Kemal İstanbul’da yani Osmanlı evlet2inin başkentinde siyasi partileri İstabulu memleketin içinde bulunduğu ortamı daha bir iyi kavramıştı.Siyasilerle bilgi alış verişinde bulunmuş gizli dergiler gazeteler çıkarmış Osmanlı devletini yakından tanımaya başlamıştır.

SOFYA

Sofya ataşesi olarak Mustafa Kemal sofyada görev yapmaya başladı.Sofya da o zamanlar sosyal hayatı çok canlı idi.Burada Avrupa’nın üst düzey siyasetçileri yetkilileri ile yakından yüz yüze görüşme imkanı buldu.Avrupa siyasi temsilcileri ile yemekli balolarda istişare etmiştir.Bulgaristan’da yaşayan Türkler hakkında yakından bilgi almış ve onların haklarını savunmuştur

MUSTAFA KEMAL LİDERLİK YOLUNDA

Mustafa kemal her katıldığı teşkilatta ve toplantılarda hep lider olmuştur.Şam daki ilk görev yerinde teşkilatlı bir Vatan ve Hürriyet cemiyeti kurmuştur.Her gittiği görev yaptığı yerlerde vatanın kurtulması için ya gizli teşkilatlar kurmuş gazeteler çıkarmış toplantılar yapmıştır.Çanakkale, 31 mart olayı Trablusgar savaşı, Kafkas cephesi, Sofya ateşeliği yapmıştır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

8.Sınıf Fen ve Teknoloji-Hücre Bölünmesi ve Kalıtım Ünite Ders Notu

10/10/2009 · Kategori: İlköğretim 8.Sınıf

http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/hucre03.jpg
Bir hücreden yeni hücrelerin oluşmasına hücre bölünmesi denir. Hücre bölünmesi bütün canlılarda görülen bir olaydır.
 Hücre bölünmesi hücre çekirdeğinde başlar ve birbirini takip eden evrelerden (safhalardan) oluşur. Yoğurdun mayalanması, bitkilerin büyümesi, tohumun çimlenmesi, yaraların iyileşmesi, büyüme ve gelişme olayları hücre bölünmesi sayesinde gerçekleşir.
 Hücre bölünmesi; mitoz bölünme ve mayoz bölünme olarak iki çeşittir.
 a) Hücre Bölünmesinin Nedeni :
 Hücrelerde yaşamsal faaliyetlerin sürdürülebilmesi için yapım (özümleme) ve yıkım (yadımlama) olaylarının yani metabolik faaliyetlerin gerçekleşmesi gerekir. Hücrelerin yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmesi için enerji gerekir ve bu enerjide besinlerden oksijen gazı sayesinde elde edilir. (Besin ve oksijen gereklidir). Hücredeki yaşamsal faaliyetler sonucu da zararlı ve atık maddeler (su, CO2, NH3, madensel tuzlar gibi) oluşur. Hücre içine besin ve oksijenin alınmasını ve yaşamsal faaliyetler sonucu oluşan zararlı ve atık maddelerin hücre dışına atılması hücre zarı sayesinde gerçekleşir.
 Hücreler yaşamsal faaliyetlerini sürdürürken sürekli büyür. Hücrenin büyümesi demek hücre zarının, sitoplâzmanın ve çekirdeğin büyümesi demektir. Fakat sitoplâzmanın (hacimce) büyümesi hücre zarının (yüzeyce) büyümesinden daha fazla olur. Bir süre sonra hücre zarından madde giriş – çıkışı zorlaşır ve çekirdeğin yöneteceği alan sınırlı olduğu için çekirdek hücreyi yönetemez. (Yönetmekte güçlük çeker). Bu anda çekirdek bölünme emrini verir ve bölünme emri verildikten sonra hücre bölünmesi engellenemez.
 Bütün canlılarda hücre bölünmesi çekirdekte yer alan DNA molekülünün emri ile gerçekleşir. Hücrenin bölünebilmesi için belli bir büyüklüğe (bölünebilme büyüklüğüne) ulaşması gerekir.
 
 b) Hücre Bölünmesinin Amacı :
 Hücre bölünmesinin amacı canlılarda üremeyi ve büyümeyi sağlamaktır.
 Canlılar hücre sayısına göre tek hücreli ve çok hücreli canlılar olarak iki grupta incelenir.
 Tek hücreli canlılarda hücre bölünmesinin amacı (hücre sayısını arttırarak) çoğalmayı (üremeyi) sağlamaktır.
 Çok hücreli canlılarda hücre bölünmesinin amacı (hücre sayısını arttırarak) doku, organ ve sistemlerin büyüyüp gelişmesini, yıpranan dokuların onarılmasını, ölen hücrelerin yerine yenilerinin yapılmasını sağlamaktır. Bazı çok hücreli canlılarda sperm ve yumurta hücrelerinin oluşturulması hücre bölünmesi sayesinde sağlanır.
 
 NOT : 1- Hücre bölünmesinin nedeni çekirdek/sitoplâzma oranının veya hacim/yüzey oranının
 bozulmasıdır. Hacim (sitoplâzma hacmi) r3 ile, yüzey (hücre zarı) r2 ile orantılı olarak büyür.
 2- Hücrede bölünme emri, çekirdekte yer alan DNA molekülü tarafından verilir. DNA’nın emri dışında, kontrolsüz şekilde hücreler bölünürse kanserli dokular oluşur.
 3- Hücre, yüzeyi arttırmak, hacmi azaltmak için bölünür.
 4- Hücre bölünebilme büyüklüğüne ulaştığında çekirdek bölünme emrini vermezse hücre parçalanır.
 5- Çok hücreli canlılarda hücre bölünmesi bazı hücrelerde hızlı, bazı hücrelerde yavaş gerçekleşirken bazı hücrelerde belli bir dönemden (yaştan) sonra hiç bölünmezler. İnsanlarda kan, deri, bağırsak hücreleri hızlı, kas hücreleri yavaş bölünürken sinir ve retina hücreleri de belli bir yaştan sonra hiç bölünmezler.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

8.Sınıf Fen ve Teknoloji-Hücre Bölünmesi ve Kalıtım-Mayoz

10/10/2009 · Kategori: İlköğretim 8.Sınıf

http://site.mynet.com/biyoloji_genetik/genel_biyoloji/genel_biyoloji_logos/mayoz.gif

Eşeyli olarak üreyen canlıların kromozom sayılarının sabit kalması mitozdan farklı bir hücre bölünmesi ile olur. Bu bölünmede kromozom sayısı yarıya iner.  Bölünme sonrasında her biri n sayıda kromozom içeren gametler meydana gelir. Bu bölünme genel olarak eşem hücrelerinde görülür.

Mayoz bölünmede hücre kromozom sayısını bir defa arttırdıktan sonra iki defa bölünme geçirir. Bunlar mayoz I ve mayoz II olarak adlandırılır şimdi bunları ayrı ayrı  görelim.

Mayoz I

Mitotik bölünmede olduğu gibi profaz, metafaz, anafaz ve telofaz evrelerinden oluşmuştur ancak en büyük fark profaz evresinde görülür.

Profaz I

DNA ipliklerinin kısalıp kalınlaşmaya başlaması ile başlar.Bu evre sınırları kesin olmayan 5 evreye ayrılıp incelenir. Bu evreler;

A)LEPTOTEN: Kromozomların mikroskopla seçilebildikleri andan itibaren başlar. İki eş kromatid birbirine sarılı halde bulunur.Ayrıca kromatidler üzerinde ‘cromomere’ denilen ve koyu boyanan bölgeler fark edilir.

B)ZİGOTEN: Biri andan diğeri babadan gelen ve birbirlerine benzeyen homolog kromozomlar yan yana gelerek eşleşmeye başlarlar Bu eşleşme bir uçtan diğer uca doğru devam eder.Bu evrede her biri iki kromatid taşıyan iki kromozomun yan yana durmasıyla sanki canlı n sayıda kromozom taşıyormuş görülür.Görülen bu yapıya ‘tetrad’ denir.

C)PAKİTEN: Homolog kromozomların eşleşmesi tamamlanır ancak kromozomlar kısalmaya devam eder.Ayrıca bu evrede kromozomlar arasında genetik madde alışverişi olur buna crossing-over denir. Bu olay homolog kromozomların birbiri üzerine çakışan (kiyazma ‘chiasma’) kısmında gerçekleşir.

D)DİPLOTEN: Tetrat’takı homolog kromozomlar birbirinden ayrılmaya başlar.Ancak kiyazma bölgelerinde ayrılma olmaz ve kiyazmalar uca doğru kaymaya başlar.

E)DİAKİNEZ: Kromozomlar son halini alır çekirdekçik kaybolur çekirdek zarı parçalanır.

Metafaz I

Çekirdek zarının kaybolması, sentriollerin kutuplara çekilmesi ve iğ ipliklerinin oluşması metafazı başlatır.Bu arada kromozomların sentromerleri ekvatoral düzlem üzerinde olacak şekilde gelişi güzel dizilirler.

Anafaz I

Tetradlar iki diata ayrılırlar ve her diat sentriyolü önde olmak üzere kutuplara giderler. Kiyazmalar birbiri üzerinden kayarak ayrılırlar.bu evrede indirgenme(redüksiyon; kromozom sayısının yarıya inmesi)bölünmesi olur.Yani oğul hücrelere giden kromozom sayısı ana hücreninkinin yarısı kadardır.Ayrıca crossing-over nedeniyle kutuplar giden kromozomlar ana hücrenim kromozomlarına benzemezler.

Telofaz I

Telofazda oluşan hücrelerde ya kromozomlar spirallerini çözer ve çekirdek zarı oluşur kromozomlar interfaz evresine dönmeye başlar yada kromozom yapısı değişmeden ikinci bölünme evresine geçer.

Profaz II

Birinci bölünmenin telofazı ile ikinci bölünmenin arasında bir dinlenme devresi olmadan çekirdek zarı parçalanır. Birinci iğ iplikçiklerinin doğrultusuna dik yeni iğ iplikçikler oluşur.

Metafaz II

Her oğul hücrenin haploıd (n) kromozomu ekvatoral düzlem üzerinde dizilir. Bu evrede kromozomlar ikili görülür.

Anafaz II

Ekvatoral düzlem üzerinde dizilmiş olan diatlar sentromerlerinin uzunlamasına bölünmesiyle birbirinden ayrılırlar. Her kromatid anafaz kromozomu halinde kutuplara çekilir.

Telofaz II

Kromozomların helezonları açılır dolayısıyla görünmez olurlar.Çekirdek zarları oluşur sitoplazma bölünür. Böylece bir hücreden 4 tane haploıd hücre meydana gelir

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Evren ve Dünya’mız Nasıl Oluştu?

20/5/2009 · Kategori: İlköğretim 8.Sınıf

http://www.arastiralim.net/wp-content/uploads/2007/05/yaratilan-evren-guzelligi.jpg

Bilim insanları, evrenin oluşumu hakkında tarih boyunca değişik görüşler ortaya atmıştır. Fakat bu görüşler incelendiği zaman hepsinin temelde iki farklı modelden birini savunduğu görülür. Bunlardan birincisi 1600'Iü yıllarda Newton (Nivtın)‘ın ortaya attığı, hareketsiz ve başlangıcı olmayan evren görüşüdür. Bu görüşe göre evren, sonsuzdan beri var olmuştur ve sonsuza kadar da varlığını ve şu anki halini koruyacaktır(Ünlü filozof olan Aristo da evrenin ezelden beri var olduğunu ve sonsuza kadar var olacağını düşünüyordu). İkincisi ise günümüzde; çoğu bilim insanı tarafından kabul gören, evrenin bir başlangıcının olduğu görüşüdür. Çünkü astronomideki son buluşlar evrenin sürekli bir genişleme içinde olduğunu göstermiştir.

"Eğer evren sürekli genişliyorsa, evrendeki gök cisimlerinin geçmişte birbirlerine daha yakın olmaları yani evrenin daha sıkışık olması gerekir." Hipotezinden yola çıkan Belçikalı bilim insanı Georges Lemaitre (Jorj Lometr) 1927 yılında "Büyük Patlama Teorisi"ni ortaya koymuştur. Bu teoriye göre evrenin bir başlangıcı vardır ve evren sürekli genişlemektedir. Ünlü astronom Edwin Hubble (Edvm Habll) da 1929 Yılında gök adalarının birbirinden uzaklaştığını gözlemleyerek evrenin devamlı genişlemekte olduğu hipotezini desteklemiştir.


http://www.turkamerikan.com/thumbnail.php?file=images_722898989.jpg&size=article_medium


Big Bang: Büyük Patlama Teorisi'ne göre evren bundan yaklaşık 15 milyar yıl önce büyük bir patlamayla oluşmaya başladı. Büyük Patlama (Big Bang) adı verilen bu patlama sonrasındaki süreçte gök adalar, yıldızlar, gezegenler ve diğer gök cisimleri meydana geldi. Büyük Patlama Teorisi bazı soruları hala cevaplayamamaktadır. Örneğin patlayan şeyin ne olduğu ya da bu patlamaya neyin sebep olduğu henüz tam olarak açıklanamamaktadır. Bilim insanları günümüzde bu konuyla ilgili yeterli bilgiye hala ulaşamamış olsalar da çalışmalarına devam etmektedirler. Böylece gelecekte evrenin nasıl oluştuğu ve nasıl yok olacağı ile ilgili bilgilere ulaşılabileceği düşünülmektedir.

Big Bang Teorisinin Tarihsel Seyrindeki En Önemli Aşamaları

* 1920’de Belçikalı astronom Georges Lemaitre, Einstein’ın genel görecelilik kuramına dayanarak evrenin bir başlangıcı olduğunu ve bu başlangıçtan itibaren sürekli genişlediğini ileri sürdü. Ayrıca, bu başlangıç anından arta kalan radyasyon üzerinde çalışma yapılırsa önemli verilere ulaşılacağını belirtti.
* Amerikalı astronom Edwın Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların uzaklıklarına bağlı olarak renklerinin de değiştiğini ifade etti. Ona göre yıldızlar hem dünyadan hem de birbirinden uzaklaşıyordu. (yani evren genişliyordu)
* Hubble’ın ortaya koyduğu bu gözleme göre evren genişliyorsa başladığı bir nokta da olmalıydı. İşte bu nokta çok büyük çekim gücü nedeniyle sıfır hacme sonsuz yoğunluğa sahip bir noktaydı. Evren, sıfır hacme sahip bu noktanın patlamasıyla ortaya çıkmıştı. Bu patlamaya “Bing Bang” dendi.
* 1948 yılında George Gamov’da evrenin büyük patlamayla oluştuğunu ve bu patlamadan arta kalan radyasyonun olacağını belirtti. Üstelik bu radyasyon evrenin her yanında eşit olmalıydı.
* Bu durumun açıklanması çok uzun sürmedi. 1965 yılında, Arno A. Penzias ve Robert W. Wilson adlı iki araştırmacı radyo teleskoplarındaki kaynağı belli olmayan bir gürültüyü gidermeye çalışırlarken sonradan “kozmik fon radyasyonu” adını verdikleri radyasyonu keşfettiler. Bu, evrenin tümüne dağılmış bir radyasyondu. Böylece uzun süredir evrenin her yerinden eşit ölçüde alınan ısı dalgasının Big Bang’ten günümüze gelmiş olduğu ortaya çıktı.
* Kozmik fon radyasyonu=fon ışıması: uzayın her yanından gelen bu ışıma Evren’in başlangıcını oluşturan büyük patlamadan arta kalan enerjinin göstergesidir.
* Bir diğer önemli aşama ise, uzaydaki hidrojen ve helyum gazlarının oranının bulunması oldu. Ölçümlerde anlaşıldı ki, evrendeki Hidrojen-helyum gazlarının oranı, Big Bang ‘den arta kalan hidrojen-helyum oranının teorik hesaplanmasıyla denkleşiyordu. Eğer evren sonsuz olmuş olsaydı hidrojenin tamamen yanıp helyuma dönüşeceği konusunda bilim adamları hemfikirdi.
Dünya’mızın Oluşumuyla İlgili Diğer Görüşler

1. Güneş’ten Kopma: Dünya’mız Güneş’ten kopan bir madde yığınından meydana geldi. Bu kopma Güneş’in hızla dönmesinden dolayı veya bir başka gezegenin çekim etkisi nedeniyle oluşmuştur. Bu kopma sonucu oluşan madde Güneş’in etrafında dağılarak bir toz bulutu meydana getirdi. Bu toz bulutu zamanla soğuyarak küçük gezegenleri oluşturdu ve bu gezegenler zamanla karşılarına çıkan başka gaz ve toz bulutlarıyla çarpışarak ya da bir çığ oluşumu gibi önlerine gelen diğer maddeleri de kendilerine katarak büyüdüler ve gezegenleri ve şimdiki gezegenleri oluşturdular.

2. Gaz ve Toz Bulutu: Dünya’mız evren oluştuğunda fırıldak gibi dönen gaz ve toz bulutuydu. Evren, Büyük Patlamanın etkisiyle gitgide genişleyerek soğumaya devam etti. Bu süreçte Dünya da kendi ekseni etrafındaki dönüşünün etkisiyle zamanla dıştan içe doğru soğudu. Böylece Dünya'nın iç içe geçmiş farklı sıcaklıktaki katmanları oluştu. (4,5 milyar yıl önce yarısı sıvı olan bir ateş topuna dönmüştü. 1,5 milyar yıl önce ise zamanla yüzeyi katılaştı ve sert bir kabuk halini aldı. Sonrada günümüzdeki halini aldı).

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Yer Kabuğunu Etkileyen Levha Hareketleri

20/5/2009 · Kategori: İlköğretim 8.Sınıf

Levha tektoniği kuramını belgeleyen kanıtlar artık inandırıcı bir düzeye ulaştığından levhaların hareketi kavramı bugün benimsenmiştir.Bundan sonraki aşama söz konusu bu hareketlerin itici gücünü tespit etmek olacaktır.Bu gücün kökeniyse yerkürenin incelenmesi çok zor olan derin katmanlarında aramak gerekir. Levhaların yer değiştirmesinden iç mantoda oluşan konveksiyon akımlarının sorumlu olduğu, genel olarak kabul edilen bir fikirdir.Bu akımlar hücreler oluşturarak tektonik sırtların altında ıraksarlar.

 


Levhaların altında derinlerde gelişen bu itici güce bizzat levhaların davranışı da eklenir. Astenosferin sırtlar düzeyine yükselişi, göreli olarak hafif bir malzemenin varlığıyla açıklanır; topografik olarak yüksek konumdaki bu malzeme yerçekimi etkisiyle yanlara doğru akar.Tersine okyanus taşküresi yaşlandıkça soğur ve dolayısıyla yoğunluğu artar.Bu yoğun katmanın batması levhanın derine doğru çekilmesine yol açar.Ne var ki yer kürenin içinde ne olup bittiğini anlamak için jeofizikçilerin yapacağı daha pek çok şey vardır. Olaya her şeyden önce sismolojik yöntemle yaklaşacaklar.

 

Levhalar Niçin Hareket Eder?, THÉMA LAROUSSE

          

                  Levha Tektoniği

PLAKA TEKTONİĞİ olarak da bilinir, geçmişteki ve günümüzdeki depremleri, yanardağ etkinlikleri ve dağ oluşumu süreçlerini, Yer yüzeyini oluşturan çok büyük kabuk bloklarının (levhalar) karşılıklı hareketleriyle (çarpışmaları ve ayrılmaları) açıklayan kuram.

Yer kabuğu bir düzine kadar büyük levha ile bir dizi küçük levhadan oluşur.

Levhalardaki kayaçlar esnemez (rijit) bir kütle halinde hareket eder; bunlar fazlaca bükülmez (fleksür) ve pek az sismik ya da volkanik etkinlik gösterir.Levhaların kenarları (sınırları) ise dar kuşaklar biçimindedir; dünyadaki depremlerin ve yanardağ etkinliklerinin yüzde 80'i burada yer alır.Üç tip sınır vardır.Bunlardan birincisi, okyanus ortasında 80 bin km boyunca uzanan uzun, etkin sırtların tepe noktalarını izleyen ve çekme gerilmenin yol açtığı çok ince bir sığ depremler (odağı 65 km'ye kadar olan depremler) kuşağıdır.İkinci tip sınıra ise bu sırtların düzlüklere karıştığı etek alanlarında karşılaşılır.Bu bölgelerdeki kırıklar boyunca gerçekleşen dep-remler çok daha şiddetlidir; bu depremler, kırığın her iki yakasındaki levhaların ters yönlerde birbirlerine sürtünerek hareket etmesinden kaynaklanır.Üçüncü sınır tipini oluşturan depremler daha seyrek dağılmış olmakla birlikte, çok daha derin odaklıdır (145 km'den daha derin).Bu depremler, okyanus tabanının nor-mal düzeyinden çok daha derinlere (10,5 km'ye kadar) indiği çukurluklar boyunca çok ince bir kuşak oluş-turur.Bu sınırdan uzaklaştıkça maksimum deprem derinliği bir eğim düzlemi boyunca giderek artar; çukurlukların sınır bölgelerinde iyice sığlaşan depremlere ise temel olarak buralardaki yanardağ etkinlikleri neden olur.

 

Sırtların tepe noktalarındaki depremlere, her iki yakadaki levhaların ters yönlerde hareket etmesi sonucunda oluşan gerilmeler yol açar.Bu hareket aynı zamanda alttaki sıcak kayaçlar üzerindeki basıncın açığa çıkmasını sağlayarak bunların erimeye başlamasına neden olur.Böylece oluşan magmalar yükselerek ya-nardağları oluşturur (İzlanda'da olduğu gibi), ardından katılaşarak germe kuvvetlerinin süren etkisiyle çatlar.Bu süreçle her levhanın kenar bölümlerine yeni volkanik kayaçlar eklenir ve levhalar "yapıcı" sınır ya da ıraksak sınır olarak adlandırılan bu sınırlar boyunca büyür.Lehvaların hareket etmekte olduğunu gösteren tek kanıt depremlerin yapısı değildir; okyanusların zemininde oluşan volkanik kayaçların yaşı da bu ol-guya işaret eder.Kayaçların yaşı, bunların üzerine çökelen tortulların içerdiği fosillere bakılarak ya da gemilerden gerçekleştirilen ölçümlerle bu kayaçların magnetizmalarındaki sapmaların belirlenmesi ve yorumlanmasıyla saptanabilir.Bu çalışmaların sonucunda, en genç volkanik kayaçların okyanus ortası sırt-ların tepe noktalarında ve en yaşlıların da en derin bölgelerde, yani okyanus çukurluklarında yer alanlar olduğu belirlenmiştir.Ama hiçbir yerde 190 milyon yıldan daha yaşlı kayaca rastlanmamıştır; daha yaşlı ok-yanus kayaçlarının zaman içinde tahrip olduğu düşünülmektedir.

 

Çukurluk sınırı "yıkıcı" sınır ya da yakınsak sınır olarak tanımlanır, çünkü bu bölgede okyanus kayaçları bir eğim düzlemi boyunca yermantosunun içine taşınır.Bu tür yerlere dalma-batma bölgesi denir. Herhangi bir kıtanın dalma-batma olayı gerçekleşen kenar bölümlerinde yanardağ etkinlikleri karalardaki kayaçların yapısını değiştirir ve And Dağları gibi sıra dağların ya da dağ zincirlerinin oluşumuna yol açar. Öteki yerlerde ise yanardağ etkinlikleri, Büyük Okyanus'un güneybatısında olduğu gibi ada yaylarının o-luşmasına yol açar.Yıkıcı sınırlar, kıta kabuk kayaçlarının oluşturduğu, buna karşılık okyanus kayaçlarının mantoya gömüldüğü yerlerdir.Kıta kayaçlarının yoğunluğu düşük olduğundan, bunlar mantoya batmaz;bir çukurluğa taşındıklarında çarpışarak dağ zincirlerinin oluşumuna neden olurlar.Örneğin Alpler, Afrika ile Avrupa'nın; Himalayalar ise Hindistan ile Asya'nın çarpışması sonucunda ortaya çıkmıştır.

 

Levhaların yanal büyüklüğü oldukça iyi belirlenmiştir, ama kalınlıklarına ilişkin bulgular daha be-lirsizdir.Okyanus sırtlarının doruklarında levhalar çok incedir; ama ısı akışı ve sismik bulgular, doruktan a-şağıya inildikçe levhaların tabanının hızla derinleştiğini, doruktan 9-19 km aşağıda 48-57 km'ye, 960 km aşağıda da 115 km'ye ulaştığını göstermektedir.Levhaların kalınlığı 145 km'yi çok ender aşar.Her levha katı ya da esnemez manto kayaçları ile okyanus kabuk kayaçlarından oluşur; bunlarda her zaman kıta kayaçlarının bulunması gerekmez (örn. Pasifik Levhasında hiç kıta kayacı yoktur).Katı manto ve kabuk ka-yaçlarından oluşan bölgeye taşküre (litosfer) denir; manto kayaçlarının daha yüksek sıcaklıklarda bulundu-ğu ve bu nedenle tektonik gerilmeler altında plastik biçim bozulmasına uğradığı kuşak ise astenosfer olarak adlandırılır.Karalarda, taşkürenin altında her zaman astenosfer bulunmaz.Ayrıca, elmaslı kimberlit gibi volkanik kayaçların varlığı, kıtalardaki taşküre kalınlığının en az 190 km olduğunu ve levha hareketlerine neden olan manto akışının daha da derinlerde gerçekleştiğini göstermektedir.


Manto hareketleri, Yer'in iç kesimlerinde radyoaktif bozunum sonucunda oluşan ısının yüzeye akta-rılması zorunluluğundan kaynaklanır; bu nedenle konveksiyon (ısının taşınması) düzeni, zamana bağlı ola-rak değişir.Eski levha sınırlarının yerinin değişmesi de bu olgudan kaynaklanır.Kuzey Amerika'daki Batı Cordilleraların oluşmasına neden olan dalma-batma süreci 10 milyon yıl kadar önce büyük ölçüde tamam-lanmıştır (gene de benzer bazı etkinlikler yanardağlar üretmeye [örn. Washington'daki Saint Helens Ya-nardağının süren püskürmeleri] ve Alaska'da depremlere neden olmaya devam etmektedir).

 

Yüz milyomlarca yıllık bir zaman süreci içinde manto konveksiyonundaki değişmeler, iki büyük blok (Lavrasya [*] ve Gondvana [*]) halinde bulunan eski kıtaların 160-180 milyon yıl kadar önce ayrılarak Atlas ve Hint Okyanuslarının oluşmasına yol açmıştır.Benzer biçimde, kıtalar arasında gerçekleşen bir dizi çarpışma, Kuzey Amerika'nın doğusundaki Apalaş Dağları ile Avrupa ve Afrika'daki Kaledoniyen-Hersiyen dağların oluşmasına neden olmuştur.Manto konveksiyonu hızı, temel olarak manto içindeki ısı üreti-minin kareköküne bağlıdır.Yani, radyojenik ısı üretiminin bugünkünden 5 kat daha fazla olduğu 3 milyar yıl önce, konveksiyon hızı da bugünkünden en az 3 kat daha fazlaydı.Ama bu tür hareketlerin yüzeyde al-dığı biçimlerin daha farklı olduğu sanılmaktadır.Çünkü 4 milyar yıl öncesinde taşküre çok inceydi ve mantoya kolayca gömülüyordu, bu nedenle de kıta kayaçları bulunmuyordu.Yer ta

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Sıcaklık farkından kaynaklanan hava olayları

20/5/2009 · Kategori: İlköğretim 8.Sınıf

http://www.kibris.net/kktc/kurumlar/lefkectd/kure_isinma/kuresel%20isinma/resimler/gw1-3.jpg
Dünya’yı diğer gezegenlerden ayıran özellilerinin başında üzerinde hava olaylarının görülmesi ve canlı yaşamına olanak sağlayan atmosferinin var olması gelir. Atmosfer %78 Azot - % 21 Oksijen - % 1 su buharı, karbondioksit ve diğer gazlardan oluşur.
Su buharı hava olaylarının gerçekleşmesi için, karbondioksit ise fotosentez olayı için gereklidir. Bu gazların oranı zamanla değişebilir. Mesela, karbondioksit oranının artması atmosferin güneş ışınlarını tutma oranını artırır. Bu özelliğe göre karbondioksit miktarının artması hava sıcaklığının artmasına, azalması ise hava sıcaklığının azalmasına sebep olur.
Bilim adamları çeşitli gözlem araç ve gereçlerle hava raporunu gözlemleyerek hazırlar ve elde ettikleri verileri bilimsel olarak karlı, yağmurlu, rüzgârlı vb. şekilde yorumlarlar.
Hava olayları yeryüzünde bitki türleri, hayvan türleri dağılımının oranını, toprak oluşumu ve türlerini, denizlerin tuzluluk oranını vb. oluşumları etkiler.

• RÜZGÂRLAR: Atmosferdeki hava ağırlığından dolayı Dünya üzerine basınç uygular. Ancak atmosfer basıncı Dünya üzerindeki her noktada aynı değildir. Kimi yerde alçak, kimi yerde yüksektir. ( Dünya yüzeyinde yükseldikçe atmosfer basıncı azalır.) Bu basınç farkı rüzgârların oluşmasına sebep olur.
• Yatay yönde meydana gelen hava hareketlerine rüzgâr denir. Geldikleri yerlerin sıcaklıklarını gittikleri yerlere taşıyan rüzgârların sebebi basınç farkıdır. Rüzgâr oluşumu Dünyamızın günlük dönüş hareketiyle sürekli devam eder. Rüzgârlar zaman zaman hız değiştirerek bazen sakin esen meltemler bazen ise fırtınalar, kasırgalar meydana gelir. Hızları farklı olan rüzgârların çevrelerine olan etkileri de farklıdır. Rüzgârların etkileri “Beaufort (Bifort) Ölçeği” ile tanımlanır. Bifort ölçeğine bakıldığında rüzgârın hızı artınca kuvveti ve etkisi de artmaktadır.

 

Rüzgâr

Kuvveti

Hızı (km/h)

Etkisi

Sakin

0

.............

Duman dikey olarak yükselir

Esinti (Yel)

1

1–5 km/h

Rüzgar dumanı sürükler(eğri bir duman oluşur)

Hafif meltem

2

6–11 km/h

Rüzgar dumanı sürükler (rüzgar yüzde hissedilir)

Meltem

3

12–19 km/h

Yapraklar ve ince dallar sürekli hareket eder, bayraklar dalgalanmaya başlar

Orta şiddetli meltem

4

20–29 km/h

Toz ve kağıt parçaları uçuşur, Küçük dallar oynar

Sertçe meltem

5

30–39 km/h

Küçük ağaçlar sallanır. Göllerde küçük dalgalar oluşur

Kuvvetli melten

6

40–50 km/h

Ağaçların büyük dalları hareket eder. Şemsiye kullanmak zorlaşır

Fırtınamsı rüzgâr

7

51–61 km/h

Ağaçlar bütün olarak sallanır. Rüzgâra karşı yürümek zorlaşır

Fırtına

8

62–74 km/h

Ağaç dalları kırılır. Yürümek çok zordur

Kuvvetli fırtına

9

75–87 km/h

 Bacalara zarar verir. Çatılardaki kiremitler uçar

Tam fırtına

10

88–101 km/h

Kıyılar dışında nadir görülür. Ağaçlar köklerinden sökülür.

Çok şiddetli fırtına

11

102–117 km/h

Çok seyrek görülür. Geniş ölçekli zarar verir

Kasırga (Tayfun)

12

≥ 118 km/h

Toplu yıkım olur

• Hortumlar ve Kasırgalar: Bazı rüzgârlar belirli bir yönde kuvvetli bir şekilde eserken bazıları ise kendi ekseni etrafında döner. Sıcak hava alanlarında hızlı bir şekilde kendi ekseni etrafında dönen rüzgârların en küçüğüne şeytan kulesi, ortancasına hortum, en büyüğüne kasırga denir.

* Bir hortumun oluşabilmesi için atmosferin yüksek bölümlerine kadar çıkabilecek, aşağıda sıcak ve nemli hava ile
yukarıda soğuk ve kuru havanın olması gerekir. Dar bir alanda sıcak hava ile soğuk hava aniden yer değiştirir ve hortum
oluşur. Hortum ucunun yere değmesiyle birlikte rastladığı her şeyi içine çekmeye çalışır. Böylece şiddetli şekilde dönen,
su, toz ve diğer yabancı maddelerden oluşan siyaha yakın koyu renkli bir sütun halini alır. Türkiye’de hortumlar nadiren
görülür. Çoğu hortum yarım saatten fazla sürmez, hatta bazıları sadece birkaç dakika sürer.
* Kasırgalar sadece suyun sıcak ve havanın nemli olduğu tropikal okyanuslarda görülür. Bir kasırganın oluşabilmesi için öncelikle okyanus suyunun sıcaklığının en az 27º C olması gerekir. Su sıcaklığı bu seviyeye ulaştığında okyanus yüzeyindeki ılık ve nemli hava konveksiyon yoluyla yükselmeye başlar. Bu havanın çevresinde girdap gibi dönen güçlü bir rüzgâr oluşur. Ardından yağmur bulutları toplanır ve fırtına patlar. Fırtınanın kasırga sayılması için rüzgarın en az 118 km/h'lik bir sürate ulaşması gerekir.
* Kasırga durgun bir merkezin çevresinde dev bir girdap gibi döner. Kasıgalar, hortumlara göre çok daha geniş alanlara yayılır, daha uzun ömürlü ve daha bölgesel olup yavaş hareket ederler.
Kasırganın gözü: Kasırganın merkezindeki genişliği 30–40 km’yi bulan hava sütunudur. Burada hava basıncı düşüktür ve rüzgârın hızı azdır.

Havadaki Nem: Okyanuslarda, göllerde, nehirlerde ve topraklarda bulunan su buharlaşarak; bitkiler ve hayvanlardaki su ise solunum ve terleme ile dışarı atılarak havaya karışır. Havaya karışan bu su, (yani atmosferdeki su buharı) havanın içerdiği nem miktarını belirler. Havadaki nem atmosferin her yerinde aynı değildir. (havanın bulunduğu yere ve sıcaklığına göre değişir) ( Deniz ve okyanuslar üzerindeki hava, kara üzerlerindeki havaya göre daha nemlidir.) Havanın sıcaklığı arttıkça havadaki nem miktarı da artar. Soğuk havada nem yoğuşacağı için sıcak havaya oranla soğuk hava daha az nem içerir. Nemli hava yükselirken sıcaklığının düşmesiyle soğur ve bu durumda havadaki nem de yoğuşarak su damlacıkları haline gelir. Su damlacıkları da bir araya toplanıp bulut haline gelerek farklı yağış şekilleri ile yeryüzüne döner. Bu durumda yağış şeklini nemin yoğuştuğu yer ve havanın sıcaklığı belirler.

Yağış Şekilleri

Nemli hava gökyüzüne yakın yerlerde yoğunlaşırsa;

Yağmur: Bulutlardaki su buharı bir araya gelerek su damlacıklarını oluştururlar. Böylece yoğunlaşan su buharı yeryüzüne yağmur olarak iner.
Kar: Soğuk hava etkisiyle karşılaşan su buharı buz kristalleri haline gelir. Buz kristalleri birleşerek kar tanelerini oluşturur. Kar taneleri yeryüzüne iner. (Eğer yeryüzü sıcaklığı suyun donma noktasında veya daha düşükse yağış kar şeklinde olur)
Dolu: Su buharı bulutlardan yeryüzüne inerken soğuk havayla karşılaşınca bulutun üst katmanına sürüklenir katılaşır ve bir araya gelerek buz toplarını yani doluyu oluşturur.

Nemli hava yeryüzüne yakın yerde yoğunlaşırsa,

Çiy: geceleyin hava serinler ve ortam sıcaklığının düşmesiyle havadaki su buharı yoğunlaşarak toprağın, ağaç dallarının ve yaprakların üzerinde çiy adı verilen su damlacıkları halinde toplanır.
Kırağı: Eğer ortam sıcaklığı 0ºC’nin altında ise su buharı sıvı hale geçmeden yeryüzündeki cisimler üzerinde donar. Bu durumda kırağı meydana gelir.

Sis: Atmosferin yeryüzüne çok yakın kısımlarındaki su buharının yoğunlaşmasıyla oluşan buluta sis adı verilir. Yükseklerdeki bulutlar havanın soğumasıyla oluşurken sis soğuk olan yeryüzünün hemen üzerindeki havada bulunan
su buharının yoğuşmasıyla meydana gelir.

Hava Olaylarının Sebebi: Belli bir alanın üstündeki havanın normalden daha fazla sıkışması ile oluşturduğu basınç, yüksek hava basıncıdır. Bunun tersi olarak havanın normalden daha seyrek olması halinde yaptığı basınç; ise alçak hava basıncıdır. Atmosferdeki alçak ve yüksek basınç; alanları sıcaklık farklılıklarından ortaya çıkar. Isınan hava yükselir ve
havayı oluşturan tanecikler daha soğuk alanlara doğru giderek oralarda birikir. Bir bölgede yüksek basınç varsa buradaki hava çevresindeki alçak basınç alanlarına doğru hareket eder. Bu şekilde, havanın yer değiştirmesiyle
oluşan hareketi yani rüzgarı yüzümüzde hissederiz.

Günlük ve Mevsimsel Sıcaklık Değişimleri

Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü: Dünyamızın kendi ekseni etrafında dönüşünü 24 saatte tamamlar. Bu şekilde kendi ekseni etrafında dönerken Güneş’e bakan yüzünde gündüz arka yüzünde ise gece yaşanacaktır. Bu nedenle Güneş’e bakan kısmı daha sıcak olup bu yüz aydınlık olur. Bu yüze değen Güneş ışınları sahip oldukları ısı enerjisini Dünyanın bu yüzündeki cisimlere aktaracak ve onlarında ısınmalarını sağlayacaktır. Dünyanın Güneş’e dönük olmayan yüzü Güneş’ten gelen ışınlardan bir süre uzak olacağı için bu kısımda hava soğuk olur. Dolayısıyla gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkının Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönmesinden kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Dünya’nın Güneş Etrafında Dönüşü: Dünyanın Güneş etrafında dönmesi mevsimleri oluşturur. Dünyanın dönme ekseninin eğik olması nedeniyle Güneş ışınları dik olarak alan bölgeler de sürekli değişir. Dünyada bir yılda her iki yarım küre farklı farklı mevsimler yaşar. Eğer eksen eğikliği olmasaydı, Dünya Güneş etrafında dolanırken Güneş ışınlarının yere düşme açısı değişmeyecek, sıcaklık değişimleri gerçekleşmeyecek, böylece mevsimler oluşmayacaktı. Ekvator bölgesine güneş ışınları dik olarak geldikleri için bu bölgenin sıcaklığı çok fazladır. Kutuplara gelen ışınlar ise eğik oldukları için bu bölgeler yıl boyunca soğuktur. Mevsimlerin meydana gelmesi de Dünyanın eğik duruşu ve Güneş etrafındaki hareketi ile ilgilidir.

 

Dünya, A konumundayken Güney yarım küreye Güneş ışınları daha dik gelir. Bu nedenle burada yaz yaşanır. Bu sırada güneş ışınlarının eğik geldiği Kuzey yarım kürede kış yaşanmaktadır. Dünya B konumundayken tam tersi bir durum meydana gelir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Elektromıknatısların günlük hayatta kullanıldığı yerler

22/4/2009 · Kategori: İlköğretim 8.Sınıf

http://www.turksan.com/images/fircasiz/brushless-motor-1.jpg
Elektromıknatıs kontrol edilebilen ve gücü ayarlanabilen bir mıknatıs olduğu için günlük hayatta sıklıkla kullanılır.

* Telgraf

*Telefon

*Kapı zili

* Televizyon

*Hurdalıklarda kullanılan vinç

*Hoparlör

*Japonların maglev treni (hızlı tren)

Kalıcı Bağlantı Yorum (2)

Elektrikli araçların gücü

22/4/2009 · Kategori: İlköğretim 8.Sınıf

http://www.volvo.com/NR/rdonlyres/03293190-19B8-4146-9760-231760DF482F/0/566X228_tech_intro.jpg

Elektrikli aletlerin bir saniyede harcadığı enerji miktarı birbirinden farklıdır. Birim zamanda harcanan enerji miktarına elektriksel güç denir.

Elektrikli aletlerin harcadığı elektrik enerjisi miktarını belirleyen iki değişken vardır:
1) Elektrikli aletin harcadığı elektrik enerjisi miktarı kullanıldığı süreye bağlıdır. 100 Wattlık bir ampulle çalışan masa lambası 1 saniye ışık verdiğinde 100 J’lük enerji harcar. Aynı masa lambası, 2 saniye ışık verdiğinde 200 J’lük enerji harcar. Yani elektrikli aletin kullanıldığı süre arttıkça harcadığı elektrik enerjisi miktarı da artar.

2) Elektrikli aletin harcadığı elektrik enerjisi miktarı sahip olduğu elektriksel güce bağlıdır. Elektriksel gücü 1500 Watt olan bir saç kurutma makinesi 1 saniye çalışırsa 1500 J’luk enerji harcar . 1000 W’lık bir saç kurutma makinesi 1 saniyede 1000 J’luk enerji harcar. Yani elektrikli aletin gücü arttıkça harcadığı elektrik enerjisi miktarı da artar.
Bir elektrikli aletin gücü ve kullanıldığı süre biliniyorsa harcadığı enerjiyi aşağıdaki bağıntı yardımıyla bulabiliriz:


Kullanılan elektrik enerjisi miktarı = Elektrikli aletin gücü x Kullanıldığı süre
 
Aletin kullanıldığı süre Elektrikli aletin gücü   Kullanılan elektrik enerjisi miktarı
saniye Watt watt x saniye (Ws= W x s)
saat Kilowatt kilowatt x saat (kWh= kW x h)

(1 Watt= 1 J/s) ( 1kW= 1000 W)

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Elektrik Akımının Manyetik Etkisi

22/4/2009 · Kategori: İlköğretim 8.Sınıf

http://www.soylenasil.com/elektronik/i/elektrikli_zil_r2.gif
Çok yüksek gerilimi elektrik üretici ve mekanik enerji ver­en elektrik motorlarının bu etkiden ya­ralanarak yapıldığını bilorsunuz.Elek­trik akımının manyetik etkisi günümüzde en çok yararlanılan konu­lardan biridir. Şimdi deneylerimize başlayabiliriz.
Bir iletken tel alalım. Bu iletkenin bir pusulanın ibresine paralel bir du­rumda koyalım. Bu iletkenden elektrik akım geçirelim. Bu telden akım geçmeye andan itibaren ,ibre hare­ket eder ve üzerinde akım geçen ilet­kene d& bir duruma gelir. Akımı kes­tiğimizde pusulanın ibresi tekrar eski durumuna döner. Yani iletkene paralel bir durum alır.İşte buradan şu sonuca varıyoruz.Bir Helkenden geçen akım, o telin etrafında bir manyetik alan meydana getirir.İşte bu deney bize manyetik alanın varlığını kanıtlamaktadır. Manyetik alanın varlığını kanıtlayan bu deneye de örcted Deneyi adı verilmektedir.

ELEKTRİK AKIMININ MAGNETİK ETKİLERİ
Akım geçen telin oluşturduğu magnetik alan
Şekilde pusula iğnesinin üzerinden tel geçecek şekilde devre kurulup anahtar kapatılıp telden yeterince akım geçtiğinde pusula iğnesi aniden saparak tele dik konuma gelir. Pusulanın sapması yerin magnetik alanından başka bir magnetik alanın meydana geldiğini gösterir. Bu alan elektrik akımlarının çevresinde meydana gelen magnetik alandır. Bu alanların kaynağı elektrik yüklerinin hareketidir. Telden uzaklaştıkça magnetik alanın şiddeti azalır. Tele yaklaştıkça magnetik alanın şiddeti artar. Telden geçen akımın artması da magnetik alanın şiddetini artırır. Akımın azalması ise magnetik alanın şiddetini azaltır.

Akım geçen telin çevresinde iç içe daireler şeklinde magnetik alan çizgileri oluşur. Herhangi bir noktadaki magnetik alan vektörünün yönü, bu alan çizgilerine teğettir.
Akımın yönü değiştiğinde magnetik alan çizgileri ve herhangi bir noktadaki magnetik alan vektörünün yönü değişir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Ses ve Sesin Özellikleri

15/4/2009 · Kategori: İlköğretim 8.Sınıf

Ses

Ses, titreşimlerden oluşan bir enerji türüdür. Çevremizde ses çıkaran sayısız varlık vardır.İnsanlar,hayvanlar,taşıtlar, müzik aletleri, şelale, rüzgâr, yağmur ses çıkaran varlıklardandır.

Kendiliğinden ses çıkaran varlıklara doğal ses kaynakları denir. Ses kaynaklarının ses çıkarabilmesi için titreşim gerekir. Müzik aletlerinde bunu çok net görebiliriz. İnsanların ses çıkarması da titreşimle olur. Gırtlağımızda bulunan ses telleri akciğerlerimizde bulunan hava ile titreşerek ses çıkmasını sağlar.

Duyduğumuz her ses, kulak tarafından algılanabilen, esnek maddi ortamda yayılan mekanik titreşim dalgasıdır. Katı, sıvı ve gazların pek çoğu sesin yayılmasına elverişli bir ortam oluşturur. Böyle bir ortamda oluşturulan bir mekanik tedirginlik, bir noktada ani bir basınç yükselmesine yol açar. Ortam esnek olduğundan sıkışma durumu kalıcı değildir; Sıkışan bölge, tedirginlik etkisi ortadan kalkar kakmaz genişler, ama bu sırada komşu bölgelerin sıkışmasına yol açar.Bu durum periyodik bir biçimde yenilenir.Sonuç olarak her bölgeden birbirini izleyen sıkışma ve seyrelme dalgaları geçer. Bu dalgalar boyuna dalgalardır;bir başka deyişle, ortamın parçacıklarının titreşim hareketi dalga hareketi doğrultusundadır. Bu dalganın ortam içindeki hızı, ortamı oluşturan maddenin yoğunluğuna ve denge basıncına, özgül ısısına (gazlar için), esnekliğine (katı ve sıvılar için), sıcaklığa ve dalganın frekansına bağlıdır.0o C sıcaklıkta ve deniz yüzeyi basıncındaki kuru havada sesin hızı saniyede 331,28 m’ tir.(Bu değer 1986 da belirlenmiştir).Sesin hızı deniz suyunda 1,490 m/s çelikte ise 5 m/s dir.

Sesin Fiziksel Özellikleri

Basit bir ses dalgasının bir noktada oluşturduğu ses basıncının zamanla değişimi harmoniktir. Basıncın en büyük değerine genlik denir.basıncın en büyük iki değeri arasındaki geçen zamana periyot adı verilir.Periyot bir basınç değişimi devri için geçen zaman olarak tanımlanabileceğine göre; frekans birim zamandaki basınç değişim devresi sayısıdır ve hertz ile ölçülür

Genlik: Ses basıncı, atmosferik basınç (ses yokken) ile toplam basınç (ses varken) arasındaki farkın ölçüsü yada genliğidir.Sesin genliği için pek çok ölçü tipi bulunsa da, ses basıncı temel ölçüdür.Ses basıncı salınırlarının birimi desibeldir (db);bir ses basıncı seviyesi belli bir rakamdaki Desibel değeridir.Desibel ölçeği logaritmiktir; çünkü ses şiddeti aralığı öyle geniştir ki ölçülmesi yada gözlenmesi gereken tüm sesleri lineer bir ölçeğe sığdırmak imkansızdır.İnsan kulağı sese inanılmaz derecede geniş bir aralıkta tepki verebilmektedir.Üst sınırda, yani acı sınırındaki bir ses, duyula bilen en kısık sesin tam on milyon katı büyüklüğündedir.Bu on milyonun bire oranı ancak logaritmik olarak gösterilebilmekte ve 140 db ile noktalanmaktadır.

Desibel özelliğindeki bir başka özellik de, iki farklı sesin ses basıncı seviyelerinin aritmetik olarak toplanmamasıdır.Örneğin 60 db lik bir ses, 60 db lik bir başka ses ile toplandığında, artış sadece 3 db olacaktır; yani toplam 120 db değil 63 db olacaktır.dahası eğer iki farklı seviyede ses söz konusuysa, düşük olanın büyüğe katkısı fark azaldıkça azalır.Eğer ikisi arasındaki seviye farkı 10 db’in üzerinde ise, düşük seviyeli sesin hiç bir etkisi olmaz.



Frekans: Bir ses kaynağının titreşme yada havayı titreştirme miktarı, frekansı belirler.zamanın birimi genelde bir saniyedir ve bir saniyedeki cevrim sayısını ifade etmek için ‘Hertz’ terimi kullanılır.Frekansın birimi Hz dir.İnsan ve bir çok hayvanın kulağı, geniş bir frekans aralığına sahiptir.İnsanlar yaklaşık olarak 16-20 Hz arasında frekansa sahip sesleri algılayabilir.Günlük hayatta saf tonlarla son derece seyrek karşılaşır.Seslerin büyük çoğunluğu bunun yerine bir çok frekanstan oluşan bir karmaşık birliktelik sergiler.



Zaman Modeli: Sesin zamana ait doğası, zaman ve seviye cinsinden açıklanabilir üreklilik, dalgalanma geçicilik anilik.Sürekli sesler şelale sesi gibi, sabit bir seviyede oldukça uzun bir periyoda sahip seslerdir.Geçici sesler, kısa periyotlarda seyreden, telefonun çalışı, uçağın kalkış yada inişi gibi seslerdir.Ani sesler, tokat yada silah sesi gibi, çok kısa bir zaman dilimi içinde oluşan seslerdir.Dalgalı sesler ise yoğun bir kavşaktaki trafik sesi gibi, zamana göre seviyesi değişen seslerdir.

Sesin Gürlüğü: Akustikte, sesin neden olduğu işitme duyumunun şiddetine ilişkin niceliktir.İnsan kulağının algıladığı ses gürlüğü, yaklaşık olarak sesin şiddetinin logaritması ile orantılıdır. Burada bahsi geçen ses şiddeti, birim zamanda sesin yayılma yönüne dik duran bir yüzeyden, bu yönde geçen ses şiddetidir ve birimi (w/m2)’dir.Ses şiddeti çok zayıfsa ses işitilemez;sesin şiddeti çok yüksek ise ağrı duyulur ve kulak için tehlikeli durum ortaya çıkar.Bu iki eşiğe (işitebilme ve ağrı) karşılık gelen ses enerjileri arasındaki oran yaklaşık olarak 2x1012’dir.Bu oran kişiden kişiye değişebilir, ayrıca sesin frekansına da bağlıdır.İnsan ve bir çok hayvanın kulağı geniş bir frekans aralığına sahiptir.

Ses gürlüğü birimi olarak fon kullanılır;bir fon 1 db’lik ses şiddete farkına karşılık gelir.Bir sesin fon olarak gürlüğü, dinleyiciye aynı gürlükte gelen 2 kHz frekanslı bir sesin db olarak ifade edilen şiddetine eşittir.Ölçümü yapılan sesin gürlüğündeki artış 1 fon olduğu kabul edilir. Gürlükteki artış ile gürlüğü fon cinsinden ifade eden sayıdaki artış birbirleri ile orantılı olmadığından uygulamada daha elverişli bir birim olan son kullanılır.Gürlüğü 40 fon olan bir sesin gürlüğü 1 son olarak alınır. Bu sese oranla iki kat daha gür olarak algılanan sesin gürlüğü 2 son olur.

Ses Şiddeti: Ses dalgalarının ilerlediği doğrultuya dik durumdaki birim alandan birim zamanda geçen enerji miktarıdır.Ses şiddeti güç/zaman birimiyle ölçülür.Ses gürlüğünün öznel bir nicelik olmasına karşılık ses şiddeti nesnel bir niceliktir;uygun ölçme aygıtlarıyla ve gözlemcinin işitme duyumundan bağımsız olarak ölçülebilir.Bir sesin şiddeti ile aynı frekanstaki bir başka sesin şiddeti, bunların şiddetleri bir birine bölünüp elde edilen oranın logaritması alınarak karşılaştırılır.Bir sesin şiddeti 1, diğer sesin şiddeti de 10 ise, şiddet oranı B=Log 10 (1/10) eşitliğiyle bel birimi cinsinden bulunur.Uygulamada daha çok bel’in 1/10’una eşit olan db birimi kullanılır.



Duyma Hissi ve Kulak Hassasiyeti: Ses insanın duyma mekanizması tarafından şu şekilde algılanır. Ses basıncı dalgaları, kulak yapısına pinna ve işitsel kanal yoluyla girer.işitsel kanal, iç kulağa kemikçikler yoluyla bu enerjiyi transfer edecek olan timpanic membranı titreştirir.iç kulak bu enerjiyi elektrik dürtülerine dönüştürür ve işitsel sinirlerden beynin içindeki gerçek işitsel bölge gönderilir. İnsanın duyma mekanizması, bir ön amplifikatör gibi çalışan dış kulaktan başlayarak son derece komplike bir yapı sergiler.Duyma özellikleri üzerine yapılan testler ve araştırmalar, duyma mekanizmasının yanı sıra, eş duyma eğrileri ve en alt ile en üst duyma sınırlarının ortaya konması ile akustiğin temelini atmıştır.Bilimde kat edilen uzun mesafenin ardından, duyma hissindeki perde ve gürlük gibi algıların keşfedilmesi ile ses kalitesi konusuna bir temel teşkil eden psikoakustik bilimi ön plana çıkmıştır.

Kaynak: Beranek, L. L., 1974, Noise Reduction, McGraw-Hill Book Co. Inc., ABD.

Ses grupları

Ses oluşturan her varlık ses kaynağıdır. Üç çeşit ses kaynağı vardır:

Canlı Varlıklar: Hayvanlar, insanlar Vs..

Cansız Varlıklar:'' Davul, gitar, flüt Sesi Vs..

Dogal Afet: Gök gürültüsü gibi

Sesin Yayılımı

Sesin yayılması için maddesel ortama ihtiyaç vardır. Yani boşlukta ses yayılmaz. Ses dalgalar halinde yayılır. Ses kaynağından çıkan ses maddenin taneciklerini titreştirir. Bu nedenle ses yayılır. Ses dalgasının her bir tam devrinde bir sıkışma ve bir seyrekleşme serisi vardır. Ses, tanecikten taneciğe yayılır, tanecikler ne kadar sık ise o kadar hızlıdır. Sesin yayılma hızı sırasıyla katıdan sıvıya, sıvıdan gaza azalır. Hız (V) = uzaklık (D)/ süre (T) biçiminde gösterilen genel hız formülü aslında teorik bir değer niteliği taşımamaktadır. Çünkü bu formülde göz önüne alınmayan dış faktörler, ses dalgalarının hızı üzerinde bir dizi etkiler yaratır. Örneğin rüzgar sesi uzaklara taşır, gece ve gündüzün sıcaklık farkları ses dalgalarını etkiler. Ses dalgaları katılarda yaklaşık olarak 5000 m/s hızla yayılır. Suda 1453 m/s hızla yol alır. Havada 340 m/s yol alır.

Sesin Yapısal Yönü

Bir saniyelik zaman içersinde değişken hareketin ya da titreşimlerin sayısı frekans olarak tanımlanır. Bu tanımlamada her periyod/saykıl 1 Hz (Hertz) olarak gösterilir. Hz sayısı arttıkça sesin frekansı da artmaktadır. Sesin yapısal yönünü frekans belirler:

Sesin Tınısı

Sesin tınısı, aynı frekansta olduğu halde kaynaklar farklı ise seslerin farklı olarak algılanmasıdır. Sesler arasındaki renk farkıdır. Ses kendine özgü olan bu rengi, taşıyıcı bir titreşimin (asal dalganın) üzerine "oranlı" olarak, yan titreşimlerin (harmoniklerin) binmesiyle oluşan karmaşık titreşimlerin sonucu sonucunda kazanır. Frekansı oluşturan saniyedeki periyot sayısı, ne kadar fazla olursa ses o kadar tiz; ne kadar az olursa, o kadar bas niteliğe bürünür.

Ses Zarfları

Sesin tınısını etkileyen etkenlerden biri ses zarfıdır. Ses zarfı, ses yoğunluğunun zaman içindeki değişimini ifade eder ve üç evre ile açıklanabilir.

  • Çıkış (attack): Bir ses kaynağının titreşmeya başladığı nokta ile en üst seviyeye (tepe noktasına) ulaştığı mesafe arasındaki yükselme zamanıdır
  • Kalış (sustain): Sesin en yoğun seviyede ya da tepe noktasında kalma zamanıdır
  • Düşüş (decay): sesin en yoğun seviyeden sesizliğe inme süresidir.

Ton

Basit (genleşme değerlerinin düzenli olması;örneğin düzensiz;1/500,ikincisi 1/400,üçüncüsünün 1/485 olması gibi) frekanslar seste ton farkını meydana getirir. Frekansları aynı olan seslerin tonlarıda aynı olur. Seslerin periyodik karakteri dörde ayrılır: Temel ses: Titreşimleri basit sinüs eğrisi karakteri taşıyan seslere "saf/temel ses" denilir. Bir diyapazonanın çıkardığı ses bunun en yalın örneğidir. Doğada "saf/temel" ses bulunmaz. Doğadaki sesler her zaman karmaşık yapıya sahiptir. Karışık ses: Gürültü: Periyodik olmayan düzensiz ses titreşimlerine gürültü denir. Patlama: Kısa süreli hızlı bir hava yoğunlaşması sonucunda oluşup kulağımıza çarpan seslere ise "patlama" denilir.

Sesin Fizyolojik Özellikleri

Duymanın temsilinin bir şeması. ( Mavi: ses dalgaları. Sarı: kulak salyangozu. Yeşil: işitsel reseptör hücre. Mor: duyma tepkisinin frekans tayfı. Turuncu: tahrik kuvveti)

Sesin gürlüğü: Bu kavram sesin fizyolojik şiddetini tanımlar. Sesler gürlük bakımından "şiddetli", "orta", "zayıf" diye kategorilere ayrılabilir. Sesi gürlüğü, bir ölçü aletinin gösterdiği bir rakamsal değer olmayıp, insan kulağının sesin şiddeti hakkında yaptığı öznel bir değerlendirmedir. İnsan üzerinde yapılan deneyler sonucu insan kulağının gürlük farklılıklarına olan duyarlılığın 1 ila 1.2 dB arasında değişim gösterdiği bulunmuştur. Sesin şiddeti en az 1 dB'lik basamaklar halinde artırıldığında, kulak bu artışı fark etmekte buna karşın daha düşük düzeydeki artışları fark edememektedir.

Şiddeti duyulmayacak kadar az olan titreşimlerin gürlüğü sıfır olarak kabul edilir. Şiddet artıkça sesin gürlüğü de artar. Fakat buna rağmen şiddet ve gürlük arasında doğrusal ve eşdeğerli bir bağıntı yoktur. Örneğin, sesin şiddeti 10dB den 100dB'e çıkarsa, gürlük düzeyi 1 den 2 ye çıkmakta yani gürlük, şiddetin logaritması ile orantılı olarak azalıp çoğalmaktadır.

Sesin yüksekliği: Bu kavram sesin ton değerini tanımlar. Ses tonu, sesleri ince (tiz) veya kalın (pest) olarak ayıran karakterliğe verilen addır. Sonuçta, bu fizyolojik değerlendirmedir. Ses yüksekliği frekansın(ses titreşimlerinin) hızlı yada yavaş olmasıyla ilintilidir. Bir cismin titreşimleri ne kadar az olursa o kadar ince ne kadar kalın olursa o kadar kalın olmaktadır. Kısaca frekansın sıklığına bağlı olarak yükselmeler veya alçalmalar göstermektedir. Ses tonunun belirlenmesi, sesin frekansı ile doğrudan ilişkilidir. İnsan kulağı, frekansı yüksek olan sesleri tiz, düşük olanları ise pest olarak algılar.

Sesin duyulması: Kulağın duyarlığı yaşa çevre koşullarına bağlı olarak değişimler gösterir. İşitme üst sınırının yaş ile birlikte düşmeye başlamasıyla, tiz sesler daha çok genç yaşlarda duyulabilmektedir. Orta yaşlarda işitme sınırı 6.00 Hz'in altına inmektedir.

İnsan kulağı en az 30 mikro-saniyelik zaman farkıyla gelen iki sesi birbirinden ayırt edebilme yetisine sahiptir. Bir başka deyişiyle, vasat bir kulağa sahip olan bir insan, iki kulağına gelen seslerin zaman farkını yüz binde üç saniye kadar bir değer içinde fark edebilmekte ve bu sayede de, kendisine ulaşan sesin kaynağının uzaklığını kabaca da olsa belirleyebilmektedir.

Kulağın sahip olduğu bir başka özellik ise "seçici algılama"dır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

« Önceki :: Sonraki »