İlköğretim 8.Sınıf - aradığınız tüm ödevler bu mekanda!!!Doğru yerdesiniz!!! - Blogcu




ÖDEVİSTAN.........ARADIĞINIZ TÜM ÖDEVLER BURDA!!!... ..HOŞ GELDİNİZZZZ...ÖDEVİSTAN!!!.....

Gazların Kaldırma Kuvveti

22/11/2009 · Kategori: Ilkogretim 8_Sinif

http://www.yeniresim.com/data/media/1239/www.yeniresim.com_-_Balon_Resimleri.jpg

Gazlarda, sıvılar gibi cisimlere kaldırma kuvveti uygular.
Bu kaldırma kuvvetinin değeri sıvılarda olduğu gibi cisim tarafından yeri değiştirilen havanın ağırlığına eşittir. Havanın kaldırma kuvveti

Fkaldırma = Vcisim . dhava . g

bağıntısından hesaplanır.


Bu bağıntıya göre, hacmi büyük olan cisimlere hava tarafından uygulanan kaldırma kuvveti de büyük olur.

Bir cismin ağırlığı, havanın kaldırma kuvvetinden büyük ise, cisim yere doğru düşer.

GC > FK


Bir cismin ağırlığı, havanın kaldırma kuvvetine eşit ise, cisim havada askıda kalır.

GC = FK


Bir cismin ağırlığı havanın kaldırma kuvvetinden küçük ise, cisim yükselir.

GC < FK

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

KALDIRMA KUVVETİ-8.Sınıf

18/11/2009 · Kategori: Ilkogretim 8_Sinif

http://www.gazeteport.com.tr/stellent/groups/public/documents/site_studio_images/gp_480003.jpg
KALDIRMA KUVVETİ:
Bir cismi hava yerine suyun içinde kaldırmak istersek suyun içinde daha küçük bir kuvvetle kaldırabildiğimizi görürüz.Aynı şekilde dinamometrenin suyun içindeki ölçtüğü değer, havadakine
göre daha azdır.Bunun sebebi, suyun cisme yukarı yönlü, ağırlığı hafifletici bir kuvvet uygulamasıdır.
Suyun kaldırma kuvvetini Archimedes isimli bilim adamı bulmuş olup, Archimedes prensibi diye de anılır.Aslında bütün sıvılar, içindeki cisimlere yukarı yönlü kuvvet uygular. Bu kuvvet daima yerden yukarı yönlü bir kuvvettir.
Kaldırma kuvveti Fk sembolü ile ifade edilir.Vektörel bir büyüklüktür.
Kaldırma Kuvveti:Sıvı içinde bulunan cisimlere sıvı tarafından yukarı yönlü uygulanan kuvvete kaldırma kuvveti denir.
Kaldırma kuvveti; cisim etrafından yeri değiştirilen sıvının ağırlığına eşittir.Birimi Newton ve dyn dir.
G:Cismin Ağırlığı
Fk:Kaldırma Kuvveti

Kaldırma kuvvetinin büyüklüğü şunlara bağlıdır:
1)Cismin batan kısmının hacmine(Vb)
2)Sıvının yoğunluğuna (ds)
3)Ortamın çekim ivmesine (g)
bağlıdır.

Kaldırma : (Cismin batan) . (Sıvının ) . (Yer çekimi)
Kuvveti hacmi yoğunluğu ivmesi
Fk = Vb . ds . g

İle ifade edilir.
Fk: Newton
Vb: m3
ds: kg/m3
g: N/kg

NOT: Kaldırma Kuvveti hesaplanırken bu dönüşüm formülü kullanılır.

Fk=Vb .ds . 0.01

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

SIVI ve GAZLARIN KALDIRMA KUVVETİ

18/11/2009 · Kategori: Ilkogretim 8_Sinif

http://www.turizmvebiz.com/resim/gemi_tur.jpg
SIVI ve GAZLARIN KALDIRMA KUVVETİ
Sıvı içerisine kısmen veya tamamen batan cisimler sıvı tarafından yukarı doğru itilirler.
Bu itme kuvveti, sıvıların cisimlere uyguladığı kaldırma kuvvetidir.

Sıvıya batırılan bir tahta parçası yukarı çıkmak ister. Tahta parçasının tamamını batacak şekilde sıvı içinde tutabilmek için üstten bir kuvvet uygulamak gerekir.

Cismi yukarı çıkmaya zorlayan kaldırma kuvveti, cisim tarafından yeri değiştirilen sıvının ağırlığına eşittir. Yeri değişen sıvının hacmi, cismin batan kısmının hacmine eşit olduğundan, kaldırma kuvveti.

Fkaldırma = Vbatan . dsıvı . g

bağıntısı ile hesaplanır.

Cisimlere uygulanan sıvı kaldırma kuvveti sıvının öz kütlesine bağlıdır. Yukarıdaki şekillerde de görüldüğü gibi aynı cismin farklı sıvılardaki konumları farklı olabilmektedir.

Sıvı içindeki serbest cisimlere ağırlık kuvveti ile kaldırma kuvveti etki eder. Bu iki kuvvet düşey doğrultuda ve zıt yönlü kuvvetlerdir. Cisimlerin sıvı içinde batmaları veya yüzmeleri yani sıvıdaki durumları bu iki kuvvetin büyüklüğüne bağlıdır.

Saf su içine atılan yumurta dibe batar. Suya tuz ilave edilerek karıştırıldığında yumurta yüzmeye başlar. Bunun nedeni suya tuz karıştırıldığında suyun öz kütlesinin artması ve Fk = Vb . ds . g bağıntısına göre, kaldırma kuvvetinin büyümesi, dolayısıyla bileşke kuvvetin yukarı doğru olması ve yumurtayı yukarı yönde hareket ettirmesidir.

Yüzen Cisimler

Sıvıya bırakılan bir cismin hac- minin bir kısmı sıvı dışında kalacak şekilde dengede kalıyorsa bu cisme yüzen cisim denir. Cismin yüzebilmesi için öz kütlesi sıvının öz kütlesinden küçük

(dcisim < dsıvı) olmalıdır.

Yüzen cisim dengede iken cisme uygulanan kaldırma kuvveti ile cismin ağırlık kuvveti büyüklükçe eşit olur. Bir cisim sıvı içine iyice daldırılıp bırakılırsa tekrar bir kısmı sıvı dışında olacak şekilde yüzer. Böyle yüzen cisimlerde

G = Fk olduğundan

bağıntısı elde edilir. Bu bağıntıya göre cismin batan hacminin bütün hacmine oranı, cismin öz kütlesinin, sıvının öz kütlesinin oranına eşittir.

Askıda Kalan Cisimler

Hacminin tamamı sıvı içinde olacak biçimde bir yere temas etmeden dengede kalan cisimlere askıda kalan cisimler denir. Cismin askıda kalabilmesi için öz kütlesi, sıvının öz kütlesine eşit olmalıdır. (dcisim = dsıvı)

Bu durumda cisim kabın tabanına bırakılsa bile cismin tabanla irtibatı kesilir. Yani askıda kalan cisim herhangi bir yere temas etmez. Askıda kalan cisim dengede olduğu için cisme uygulanan kaldırma kuvveti cismin ağırlığına eşittir. Fk = G

Batan Cisimler

öz kütlesi sıvının öz kütlesinden büyük olan
(dcisim > dsıvı) cisimler sıvıya bırakıldığında bir engelle karşılaşıncaya kadar yoluna devam ederler. Bu tür cisimlere batan cisimler denir.

Batan cisimlerin ağırlık kuvveti cisme etki eden kaldırma kuvvetinden daha büyüktür.
Fk < G

ÖZEL DURUMLAR

Bir cismin aynı sıvı içinde hacminin tamamı batmak şartıyla kaldırma kuvveti cismin sıvı içindeki derinliğine bağlı değildir.

Sıvı içine daldırılan bir cisim, havadaki ağırlığına göre, görünen ağırlığı kaldırma kuvveti kadar hafifler. Şekilde sıvı içindeki cismin görünen ağırlığı

T = G – FK dir.

Katı bir cisim kendi sıvısında yüzüyorsa, cisim eridiğinde sıvı seviyesi değişmez.

Öz kütlesi sıvınınkinden küçük ya da sıvınınkine eşit olan cisimler, taşma seviyesine kadar olan sıvıya bırakıldıklarında ağırlıkları kadar ağırlıkta sıvı taşırırlar. Dolayısıyla kabın toplam ağırlığı değişmez. Öz kütlesi sıvınınkinden büyük olan bir cisim bırakılırsa, cisim batar ve taşan sıvının hacmi cismin hacmine eşit olmasına rağmen sıvının öz kütlesi cismin öz kütlesinden küçük olduğundan kap ağırlaşır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Basınç (Konu Anlatımı)

18/11/2009 · Kategori: Ilkogretim 8_Sinif

http://www.emre-kalibrasyon.com/photos/basinc1.jpg

Bütün maddeler ağırlıkları nedeniyle bulundukları yüzeye bir kuvvet uygularlar. Kar üzerine duran bir insan basınç uygular. Eğer bu kişi bir ayağını kaldırıp durursa ağırlığı değişmediği halde batma oranı artar. Öyleyse basınç kuvvete ve yüzeye bağlı olarak değişir. Ağırlıkları aynı olan bir leylek ve bir ördeğin bataklıkta yürürken batma oranları değişik olur. Ördek daha az leylek daha çok batacaktır. Bunun sebebi ördeğin yere değen ayak yüzeyinin leyleğinkinden daha büyük olmasıdır. Birim yüzeye dik olarak etki eden kuvvete basınç adı verilir. Bir toplu iğneyi iki parmağımız arasına alıp bastırırsak sivri uçlu kısım parmağımıza batar. Bunun sebebi sivri ucun yüzeyinin baş kısmından küçük olmasıdır.
Basıncın cisimler üzerindeki etkisi kuvvetin etkisiyle aynıdır. Cisimlerin hareketinin ve şekillerinin değişmesine neden olur. Ayrıca ağır araçları kaldırmada kullanılan kriko ve lift gibi düzenekler basınçtan yararlanarak yapılmıştır. Örneğin havası boşaltılmış bir teneke kutu havanın dış basıncı karşısında içe doğru çökerek biçim değişikliğine uğrar.
Cisimlerin ağırlıkları artarsa yüzeye uyguladıkları basınçta artar. Basınç cisme uygulanan kuvvetle doğru orantılıdır. Yine değme yüzeyi küçüldükçe basınç artar yüzey büyüdükçe azalır. Yumuşak karda normal ayakkabı giyerek yürümeye çalışan bir yürürken zorlanır. Çünkü ayakkabının kar yüzeyine değen bölümü küçük olduğundan basınç büyük olur. Bu insan kara batarak yürümeye çalışır. Ancak geniş tabanlı bir ayakkabı giyilirse vücut ağırlığının etkisi büyük bir alana yayılacağından basınç etkisi azalır. Böylece kara batmadan yürünebilir. Yüzey küçülürse basınç artar. Yüzey büyüdükçe basınç azalır.

**Belirli bir ağırlığa sahip cismin temas yüzeyi küçüldükçe basınç artar. Cisimlerin uyguladıkları basınç,cismin yüzeyi ile ters orantılıdır.

P2 > P1 dir. Çünkü P2 de birim alana düşen kuvvet P2 den büyüktür. Cismin ağırlığı değişmemiştir. Yanlız yere deyme yüzey alanı azalmıştır.

 

**Cisimlerin ağırlıkları artarsa temas ettikleri yüzeye uyguladıkları basınçta artar. Basınç, cisme uygulanan kuvvetle doğru orantılıdır.
 

P2 > P1 dir. Çünkü P2 de birim alana düşen kuvvet P2 den büyüktür. Cismin yere deyme yüzey alanı değişmemiştir. Yanlız ağırlığı artmıştır.

 

 

Basınç P, kuvvet F ve değme yüzeyi A ile gösterilir. Buna göre basınç formülü;
 

 

 Bu formülde kuvveti bulmak için F = P . A bağıntısı kullanılır.

 

Küçük bir kuvvetin etkisiyle büyük basınç elde etmek, pek çok alanda işimizi kolaylaştırır: iğne ile dikiş dikme, bıçak ile meyve kesme, balta ile odun yarma ... gibi.


BASINÇ BİRİMLERİ
1 m2 lik yüzeye dik olarak etkiyen 1 N’luk kuvvetin oluşturduğu basınca 1 Pa denir 1 Pascal= 1 (nt/m2)
 

 SI birimler sisteminde

F = Newton,
A = m2 alınırsa
P = 1 N / 1 m2 = 1 Pa ( Pascal ) olur.


ÖNEMLİ EŞİTLİKLER
1 Pascal= 10 bari 1 Bar= 1.000.000 Bari
1 Milibar= 1000 Bar 1 Pascal=0.00005 bar 1 Bar= 1000 Milibar
1 Atmosfer=1000.000 pascal 1 Atmosfer=1.013 Bar 1 Bar= 100.000 Pascal


Havanında bir ağırlığı vardır. Hava dünya üzerinde her şeye basınç uygular. Deniz seviyesinde 1 m2’lik yüzeye 101 300 N’luk bir kuvvet uygulayan basınca 1 atm(atmosfer) denir.
1cm2lik bir yüzeye 1 dyn’lik bir kuvvetin yaptığı basınca 1 dyn/cm2 ya da 1 bari denir.
Meteorolojide bar ve milibar kullanılır. Yaklaşık 76 cm – civanın tabana yapmış olduğu basınca 1 bar denir.
1 atm = 1 bar = 1013 milibar’dır. = 105pa = 76 cm-civa

 

Sıvı Basınç Nelere Bağlıdır?


Bildiğimiz gibi sıvılar da yer çekiminin etkisi altındadır. Katlılardan farklı olarak sıvılar akışkandır. Bu yüzden sıvılar,  içine konuldukları kabın yalnız tabanına değil temas ettikleri bütün yüzeylerine kuvvet uygular.

 

http://www.torpil.com/torpil/oss_oks_kpss_yds/anfi/fizik/basinc/resim/cep_fi116.gif

 

Sıvı içerisindeki bir cisim Üzerinde, onun yukarısında kalan Sıvı sütunun ağırlığından dolayı bir basınç oluşur. Bu yüzden huniye gerilmiş balon, derinlere daldırıldıkça daha çok Sıvı ağırlığının etkisinde kalır. Esnek balona etki eden kuvvetin adım adim artması bu yüzeyde giderek artan bir  . basınç oluşturur. Balon, artan basıncın etkisiyle daha çok içe doğru çöker. ve u borusunun karşı kolundaki su seviyesinin giderek yükselmesine sebep olur.Sıvı basıncının derinlikle artması, Sıvı içerisine bırakılan bir cismin alt yüzündeki basınçın daha büyük olmasana  sebep olur. Buna bağlı olarak Sıvı içerisindeki bir cisme etki eden kaldırma kuvvetinin, cismin tabanıyla tavanı arasındaki basınç farkından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Huni, değişik sıvılarda aynı derinliğe daldırıldığı halde u borusunun bir kolundaki su seviyesi aynı miktarda yükselmez.

 Su etil alkolden yoğun olduğundan etil alkole göre daha büyük basınç oluşturur. Bu yüzden huni  üzerindeki balon daha fazla içe doğru çöker ve u borusunun bir kolundaki su seviyesi daha çok yükselir. u borusunun karşı kolundaki bu yükselmede huninin daldırıldığı kabın 1 L'lik veya 2 L'lik olması etkili değildir. Buna göre Sıvı basınçlın, Sıvının hacmine, konulduğu kabın genişliğine ve şekline bağıl olmadığı; Sıvı derinliğine ve Sıvı yoğunluğuna bağlı olduğu görülür.

 

Maddenin tanecikli yapıda olduğunu biliyoruz. Bu tanecikler, gazlarda sıvılara göre daha seyrek ve hareketlidir. Enjektör içerisindeki gaz molekülleri, her doğrultuda olan hareketleri sırasında birbirine ve enjektör çeperlerine itme uygular. Başlangıçta enjektör içerisinde büyük hacme yayılmış olan hava, pistonunun ileri doğru hareketiyle çıkış deliğinin kapalı olmasından dolayı daha küçük hacme toplanır. Bu sırada enjektör içerisine ve pistona daha çok molekül çarparak daha büyük itme oluşturur. Oluşan itme enjektör içerisindeki basıncı artmış olur.
Aynı durumu enjektöre su koyduğumuzda gözleyemeyiz. Çünkü uygulanan basıncın etkisiyle sıvıların hacimlerinde gözle görülebilir düzeyde bir değişme olmaz. Bu yüzden sıvılar "sıkıştırılamaz" kabul edilir.

 

http://img65.imageshack.us/img65/2667/bas5pu.gif

 

Sıvı Basıncı her tarafa eşit olarak iletir.

 

İçi suyla dolu balona üzerindeki herhangi bir noktadan basınç uygulandığında balondaki su. balon üzerindeki bütün deliklerden aynı hızla akar. Yandaki kavanoz resimlerinden de anlaşılacağı gibi sıvıya bir noktadan uygulanan basınç, sıvı ile temasta olan her
noktaya sadece kuvvet doğrultusunda değil bütün doğrultularda aynen iletilir. Bu gerçek Fransız bilim insanı Rlaise Pascal {Rleyz Paskal) tarafından şöyle ifade edilmiştir: "Kapalı bir kaptaki sıvıya uygulanan basınç, bu sıvının her noktasına ve kabın iç yüzeyinin her noktasına aynen iletilir."
Sıvıların basıncı iletme özelliğinden günlük hayatın birçok alanında yararlanmaktayız.

 

Bazı yerleşim birimlerindeki evlere verilen su genellikle yüksek bir yere yapılmış depolardan büyük bir basınçla aktarılır. Bu sistem bileşik kap örneğidir.

 

http://3.bp.blogspot.com/_aFh2Q5HGvx8/R-5buEUekNI/AAAAAAAAADM/uJcxmJvT3oA/S230/arackaldirmalifti.jpg

 

Kompresörün uyguladığı basınç kapalı kaptaki sıvının her noktasına ve sıvı ile temasta olan her yere aynen iletilir Bu yüzden yük silindirinde otomobilleri kaldıracak kadar kuvvet oluşur.

 

Bunların dışında taşıma ve sıkıştırma sistemleri, tulumbalar, hidrolik fren sistemleri, berber koltukları, vinçler ve lunaparktaki atlıkarınca gibi birçok araç Pascal Prensibi'ne göre çalışır.

 

Gazların Basıncı
 

Hava  hem yerküreye hem de kendi içindeki bütün cisimlere, moleküllerinin ağırlığı ve hareketi nedeniyle bir kuvvet uygular. Bu kuvvetin birim yüzey alanına düşen payına "açık hava basıncı" veya "atmosfer basıncı" denir.
Hava her cm2'ye yaklaşık 10 N'luk kuvvet uygular. İnsan vücudunun ortalama yüzey alanı 1,5 m2=15000 cm2 olarak kabul edilirse bir kişi üzerine, toplam 150.000 N'luk kuvvet etki eder. Yaklaşık 15 adet binek arabasının ağırlığına eşit olan bu etkinin oluşturduğu basınç vücut içi sıvı basıncı tarafından dengelenir ve bu yüzden hissedilmez.


 

1664 yılında, hava basıncının etkisini göstermek amacıyla Otto Von Guerrike (Otto Fon Gürrik) tarafından, Magdeburg Yarım Küreleri olarak anılan bir deney yapılır. Metal olan iki büyük yarım küre birleştirilip içindeki hava boşaltılır. Daha sonra, oluşan vakum küreye çok sayıda at koşularak yarım küreler birbirinden ayrılmaya çalışılır ama küreler birbirinden ayrılmaz, işte bunu sağlayan etki, kürenin dışındaki hava basıncıdır.

 

Kapalı bir kaptaki gazın basıncı, kabın içerisindeki her noktada aynıdır. Bunu şişirilen bir topun her tarafının aynı anda hareketlenmesinden veya şişirilmiş bir bisiklet tekerleğinin düzgün görünmesinden anlayabiliriz. Tekerleği şişirmek için bir bisiklet pompasının pistonu itildiğinde pompa silindiri içerisinde oluşan yüksek basınçlı hava, hortum yoluyla bisiklet tekerleğine aynen iletilir. Tekerleğin pompalama sonucunda bir süre sonra şişmesi tekerlek içerisindeki basıncın açık hava basıncından büyük olmasındandır.

 

http://egitek.meb.gov.tr/dersdesmer/son_deney/deneyler/deney39_dosyalar/image012.jpg


Torricelli (Toriçelli) adlı bilim insanı açık hava basıncını araştırırken deniz seviyesinde, 0 °C'ta, yaklaşık 1 m uzunluğunda ve bir ucu kapalı olan cam boruyu tamamen cıva ile doldurur. Borunun açık ağzını parmağı ile kapatarak cıva çanağına ters daldırır ve parmağını çeker. Borudaki cıvanın bir kısmının çanağa boşaldığını ve bir süre sonra cıva seviyesinin 76 cm'de dengede kaldığını gözler. Bu çalışma sonucunda deniz seviyesinde 0 °C'taki açık hava basıncının 76 cm cıva basıncı olduğunu ifade eder. Aynı deneyin değişik kesitteki borularla veya bu boruların değişik açılarla yerleştirilerek yapılması durumunda da borudaki ova seviyesinin yine 76 cm olduğu gözlenir.
Torricelli'nin açık hava basıncını ölçmek için yaptığı bu düzenek basit ama hassas bir barometredir.
 

Cıvanın sudan 13,6 kat daha yoğun olduğunu göz önüne alırsak Toriçelli  deneyinin su ile yapılması durumunda kullanacağımız borunun  10,5 metre olması gerekirdi.

 

 

Kapalı bir kaptaki basıncı ölçmek için ise manometre adı verilen aletler kullanılır. Aşağıda otomobil lastiklerinin basıncını ölçmede kullanılan bir manometre ve bu manometrenin iç yapısı görülmektedir.

 

http://www.hitresim.com/upload/Deniz%20ve%20da%C4%9F-oLr.jpg

Deniz seviyesinden yükseklere çıkıldıkça havanın yoğunluğu azalır. Bu yüzden hava basına yavaş yavaş düşen Buna karşılık suyun yoğunluğu, havanın yoğunluğundan yaklaşık 1000 kat büyük olduğu için denizin derinliklerine inildikçe su basıncı hızlı bir şekilde artar.

 

Gazların basıncından birçok alanda yararlanırız.
• Gazlar yüksek basınca dayanıklı çelik kaplar içerisinde sıvılaştırılmış olarak depolanır. İhtiyaç duyulduğunda bu kapların vanaları açılır. Yüksek basınçtan kurtulan sıvı, gaz hâline geçer. Hastanelerde kullanılan oksijen tüpleri, evlerimizde kullandığımız LPG ve yangın söndürme tüpleri buna örnektir,
• Pipetle bir şeyler içerken açık hava basıncından yararlanırız. Pipetin içerisindeki havayı ciğerlerimize çekerken pipet içindeki basınç azalmış olur. içtiğimiz sıvıya etki eden açık hava basıncı sıvının yükselmesini sağlar.
• Elektrikli süpürgenin içindeki hava süpürge motoruyla emilir ve düşük basınçlı bir ortam oluşturulur. Toz ve kir bu düşük basınçlı bölgeye kayar. Süpürgenin torbası tozu durdururken havanın geçmesine izin verir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

BİR KAHRAMAN DOĞUYOR-İNKILAP TARİHİ DERSİ 8.SINIF

12/10/2009 · Kategori: Ilkogretim 8_Sinif

BATIYA AÇILAN KENT SELANİK

Kazanım:Atatürk’ün çocukluk dönemini ve bu dönemde içinde bulunduğu toplumun sosyal ve kültürel yapısını analiz eder.

Selanik Osmanlı Devleti nin Rumeli’deki ve önemli bir ticaret merkezi olan kentiydi.Avrupa’ya ve İstanbul’a demir yolu ile bağlı olan nadir bir Osmanlı kenti idi.Bu demir yoluda şehre ayrı bir canlılık, zenginlik ve bilgi alış verişi sağlamıştır.

Selanik ayrıca bir çok dinden ve milletten insanları barındırıyordu.Türklerin çoğunluğu oluşturmakla beraber şehirde Rum, Bulgar, Sırp, Ermenililer yaşıyordu.Bu durumda şehirde çok zengin bir kültürel hayata denen oluyordu.

Fransız ihtilaline kadar barış içinde bir kent iken Fransız İhtiallinin çıkardığı Milliyetçilik akımları sonucu balkanlar karışmış Balkan ulusları bağımsız olmaya çalışmıştır.Bu durumdan Selanik’te etkilenmiş ve kentte kargaşa ortamı hüküm sürmeye başlamıştır.

Fransız ihtilalı sonucu Osmanlı devleti parçalanmaya başlanmış Osmanlı Devleti de bu duruma çözüm oramış ve bazı fikir akımları ortaya çıkarmıştır.Bunlar bütün Osmanlı Devletindeki insanları kapsamak olan Osmanlıcılık fikri bu fikre göre ırk ve din ayrımı gözetilmeksisiz herkez Osmanlı vatandaşı fakat balkan savaşlarında balkan devletlerin bağımsız olmak istemesi ve diğer ulusların Osmanlı Devletinde ayrılmak istemesi nedeni ile bu fikir başarısız olmuştur.Daha sonra İslamcılık fikri ortaya atılmıştır bu fikre göre sadece Müslüman halkı devletin çatısı altında tutmaktı.Buda 1. dünya savaşında Müslüman Arapların Osmanlıya saldırması ile başarısız oldu.En sonunda Türkçülük akımı ortaya çıkmış ve başarılıda olmuştur.Kurtuluş savaşı bu başarıya önek gösterebilir

MUSTAFA KEMAL’DE ÇOCUKTU

Mustafa Kemal Atatürk kültürlü bir ailenin çocuğu olarak 1881 yılında Selanik kentinde doğdu.

Peki Selanik Kentinde doğmanın ne gibi ajantajları vardı.

1.Öncelikle diğer Osmanlı kentlerine göre oldukça zengin bir kentti.Maddi durumu iyidi

2.Bir çok milletten ve dinden insanlar yaşadığı için Kültür zenginliği vardı.Atatürk böğlece her çeşit milleti tanımış ve bilgi sahibi olmuştur.

3.Ticaret yolu ve demir yolu üzerinde olmasından dolayı hızlı bilgi alış verişinin olduğı İstanbul’dan ve Avrupa’da olan olaylardan anında haberlerin ulaştığı bir kent olması

4.Özgürce düşüncelerin ifade edildiği eğitim imkanların üst düzeyde olduğu çağdaş eğitim sitemin olduğu nadir Osmanlı kentlerinde olmasıda Mustafa Kemal’in yetişmesine önemli katkı sağlamıştır

MUSTAFA KEMAL OKULDA

Kazanım:Atatürk’ün öğrenim hayatı ile ilgili olay ve olguları kavrar.

 

Mustafa kemal öncelikler annesinin ısrarı nedeni ile din ağırlık eğitim verildiği Mahalle Mektebine gider

Daha sonra babası bu okuldan alıp Mustafa Kemal’i çağdaş ve iyi bir eğitim verildiği Şemsi efendi Mektebine(ilkokul) verir.Bu okuldan günün şatlarına göre kaliteli eğitim alır.

Mustafa Kemal bu okulda iken babası ölür.Bu yüzden öğren hayatı yarım kalır.Annesi ile birlikte köyde dayısının yanına gider.Bir süre köyde çalışır.

Mustafa Kemal2in ısrarı ile annesi Atatürk’ü Selanik’te teyzesinin yanına gönderir.Öğrenin hayatına kaldığı yerden devam eder.

Girdiği askeri okul sınavını kazanarak Selanik Askeri rüştüye (orta okul) başlar.Artık Mustafa Kemal Askerliğe ilk adımını atmış olur.Selanik askeri rüştiyesinde üstün başarısından dolayı Matematik öğretmeni Atatürk’ Kemal ismini veriri böylece ismi Mustafa Kemal olur.

Mustafa Kemal Daha sonra Manastır askeri İdadisini(Lise) kazanır.Mustafa kemal burada edebiyat ve tarihe ilgi duyar.Tarih dersine ilgi duyması Mustafa Kemal’de milli bilinç duygularını güçlendirmiş, vatan sevgisi ile dolmasına neden olmuştur

Mustafa Kemal Manastır askeri idadisini başarı ile bitirerek Harp Okulun kazanır.Daha sonra harp akademisine gider ve buradan kurmay yüzbaşı olarak mezun olur

 

CEPHEDEN CEPHEYE MUSTAFA KEMAL

Kazanım:

1.Atatürk’ün askerlik hayatı ile ilgili olay ve olguları kavrar

2.Örnek olaylardan yola çıkarak Atatürk’ün çeşitli cephelerdeki başarıyla askeri yeteneklerini geliştirir.

Atatürk’ün ilk görevi Şam oldu.Daha sonra Selanik te görev yapmaya başladı.

31 Mart Olayı

İstanbul’da meşrutiyet karşıtı insanlar toplanıp ayaklanma çıkarmışlardı.Amaçları ise Meşrutiyet yani padişah ve meclisin aynı anda yönetime katılması değil de sadece padişahın devleti yönetmesini istiyorlardı.Bu amaç için İstanbulda meşrutiyeti yıkmak yerine padişahlık sistemini geri getirmek için ayaklanma çıkardırlar.Bu ayaklanmayı bastırmak için Mustafa Kemal’inde komutanı olduğu adına hareket ordu denilen ordu kuruldu ve istanbul’da ayaklanmayı bastırdı.31 mart olayı denilmesi hicri takvime göre 31 Mart’a denk gelmesidir

Mustafa Kemal Trablusgarp’a

İtalya geç sanayileştiği için sömürge arayışı içine girmişti.sömürge için en uyun yer kendisine yakın ve güçsüz bir devlet himayesinde olan Trablusgarp oldu.Osmanlı denizden ve karadan Trablusgarp ile bağlantısı olmadığı için buraya ordu sevk etmek imkansızdı.Trablusgarp savunmak için Mustafa Kemal ve arkadaşları kılık değiştirip tarblusgarpta yerli halkı organize edip İtalya’ya karşı savaşmışlar ve başarılıda olmuşlardı.Fakat İtalya adalara ve Çanakkale’ye saldırması sonucunda zor durumda kalan Osmanlı devleti Tarblusgarp’ı İtalya’ya Uşi Anlaşması ile vermek zorunda kaldık

Çanakkale Savaşı

İtilaf devletleri 1.dünya savaşında hem Osmanlı devletini ele geçirmek hem de Rusya’ya yardım etmek için Çanakkale boğazına saldırırlar.Boğazdan geçemeyecekleri anlayınca karadan geçmek için Gelibolu’ya çıkartmışlar ve Mustafa kemalin başarıları sonucu geri çekilmişlerdi.Atatürk buradaki başarıları sonucu bir çok madalya ve Albay rütbesi almıştır

Kurtuluş Savaşı

1.dünya Savaşını Osmanlı devletinin kaybetmesi sonucu İtilaf devletleri Anadolu’yu işgal etmeye başlamışlardı.Mustafa Kemal2in önerliğinde Türk milleti düşmanı yurttan atmışlardır.

Tüm başarılar gösteriyor ki Mustafa Kemal katıldığı bütün savaşları kazanmıştır.Trablusgarp gibi yabancı bir milletin bulunduğu yerde insanları organize etmiş ve dünyanın en güçlü devletlerinden olan İtalya’ya karşı Osmanlı Devletinin hiçbir desteği olmadan başarılı olmuştur.Çanakkale savaşında ileri görüşlülüğü ile düşmanın nasıl hareket edeceğini daha önceden kestirmiş ona göre önlem almıştır.Atatürk savaşçı, cesur iyi bir lider zeki olmasının yanında iyi bir vatanseverdir.

DÖRT ŞEHİR VE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Kazanım:Atatürk’ün fikir hayatının oluşumuna ve gelişimine etki eden Selanik, Manastır, Sofya ve İstanbul şehirlerindeki ortamın rolünü fark eder.

SELANİK

Selanik Osmanlı devleti’nin balkanlardaki en gelişmiş şehiridi.Avrupa ile Anadolu arasında demiryolu ağına sahipti.bu yüzden ticarete hayatı oldukça canlı idi.Çeşitli din ve millete sahip insanlar bir kültür zenginliği ile hep beraber yaşıyorlardı.Avrupa da basılan kitapları nında okuma fırsatları vardı.Yani Avrupa’nın her türlü imkanlarından yararlanılıyordu.Bu da atatürk2ün fikir hayatının gelişmesine çeşitli kültürdeki insanları tanımasına ve özgür bir ortamda özgürce düşünerek yetişmesine neden olmuştur.Atatürk Selanike göreve geldiğinde İttihak ve terakki cemiyetine katılmıştı.Bu cemiyetin amacı Meşrutiyeti tekrar ilan ettirmekti.başarılı olunmuş fakat Atatürk halka daha fazla özgürlüğün tanınmasından yanadı bu uğurda çalışmalarını yağunlaştırdı fakat görüşleri İttahat ve Terekki cemiyetinin ileri gelenleri ile görüşleri uyuşmaya başlamıştı.Bunu yanında Atatürk Ordunun siyasete karışmasını istemediğin bütün bu sebeplerden dolayı bu teşkilattan ayrılmış ve daha bir fazla askerlik mesleğine sarılmıştır.

MANASTIR

Manastır şehri çeşitli milletlerdeki insanların çekişmesi içinde bulunmaktaydı.bir kargaşa ortamı hakim sürmekteydi.Atatürk bu şehirde okul hayatı boyunca tarih konularına merak salmış ve Milli duyguları gelişmişti.Mehmet emin Yurdakul Namık Kemal ve Tarih öğretmeni Mustafa Kemal!i milli duygular bakımından son derece etkilemiş ve vatansever olmuştur.Bilhassa bu dönemde savaşta kazanmamıza rağmen sanki malup olmuş gibi anlaşma imzalamamız Atatürk2ü çok etkilemiştir

İSTANBUL

Mustafa Kemal İstanbul’da yani Osmanlı evlet2inin başkentinde siyasi partileri İstabulu memleketin içinde bulunduğu ortamı daha bir iyi kavramıştı.Siyasilerle bilgi alış verişinde bulunmuş gizli dergiler gazeteler çıkarmış Osmanlı devletini yakından tanımaya başlamıştır.

SOFYA

Sofya ataşesi olarak Mustafa Kemal sofyada görev yapmaya başladı.Sofya da o zamanlar sosyal hayatı çok canlı idi.Burada Avrupa’nın üst düzey siyasetçileri yetkilileri ile yakından yüz yüze görüşme imkanı buldu.Avrupa siyasi temsilcileri ile yemekli balolarda istişare etmiştir.Bulgaristan’da yaşayan Türkler hakkında yakından bilgi almış ve onların haklarını savunmuştur

MUSTAFA KEMAL LİDERLİK YOLUNDA

Mustafa kemal her katıldığı teşkilatta ve toplantılarda hep lider olmuştur.Şam daki ilk görev yerinde teşkilatlı bir Vatan ve Hürriyet cemiyeti kurmuştur.Her gittiği görev yaptığı yerlerde vatanın kurtulması için ya gizli teşkilatlar kurmuş gazeteler çıkarmış toplantılar yapmıştır.Çanakkale, 31 mart olayı Trablusgar savaşı, Kafkas cephesi, Sofya ateşeliği yapmıştır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

8.Sınıf Fen ve Teknoloji-Hücre Bölünmesi ve Kalıtım Ünite Ders N

10/10/2009 · Kategori: Ilkogretim 8_Sinif

http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/hucre03.jpg
Bir hücreden yeni hücrelerin oluşmasına hücre bölünmesi denir. Hücre bölünmesi bütün canlılarda görülen bir olaydır.
 Hücre bölünmesi hücre çekirdeğinde başlar ve birbirini takip eden evrelerden (safhalardan) oluşur. Yoğurdun mayalanması, bitkilerin büyümesi, tohumun çimlenmesi, yaraların iyileşmesi, büyüme ve gelişme olayları hücre bölünmesi sayesinde gerçekleşir.
 Hücre bölünmesi; mitoz bölünme ve mayoz bölünme olarak iki çeşittir.
 a) Hücre Bölünmesinin Nedeni :
 Hücrelerde yaşamsal faaliyetlerin sürdürülebilmesi için yapım (özümleme) ve yıkım (yadımlama) olaylarının yani metabolik faaliyetlerin gerçekleşmesi gerekir. Hücrelerin yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmesi için enerji gerekir ve bu enerjide besinlerden oksijen gazı sayesinde elde edilir. (Besin ve oksijen gereklidir). Hücredeki yaşamsal faaliyetler sonucu da zararlı ve atık maddeler (su, CO2, NH3, madensel tuzlar gibi) oluşur. Hücre içine besin ve oksijenin alınmasını ve yaşamsal faaliyetler sonucu oluşan zararlı ve atık maddelerin hücre dışına atılması hücre zarı sayesinde gerçekleşir.
 Hücreler yaşamsal faaliyetlerini sürdürürken sürekli büyür. Hücrenin büyümesi demek hücre zarının, sitoplâzmanın ve çekirdeğin büyümesi demektir. Fakat sitoplâzmanın (hacimce) büyümesi hücre zarının (yüzeyce) büyümesinden daha fazla olur. Bir süre sonra hücre zarından madde giriş – çıkışı zorlaşır ve çekirdeğin yöneteceği alan sınırlı olduğu için çekirdek hücreyi yönetemez. (Yönetmekte güçlük çeker). Bu anda çekirdek bölünme emrini verir ve bölünme emri verildikten sonra hücre bölünmesi engellenemez.
 Bütün canlılarda hücre bölünmesi çekirdekte yer alan DNA molekülünün emri ile gerçekleşir. Hücrenin bölünebilmesi için belli bir büyüklüğe (bölünebilme büyüklüğüne) ulaşması gerekir.
 
 b) Hücre Bölünmesinin Amacı :
 Hücre bölünmesinin amacı canlılarda üremeyi ve büyümeyi sağlamaktır.
 Canlılar hücre sayısına göre tek hücreli ve çok hücreli canlılar olarak iki grupta incelenir.
 Tek hücreli canlılarda hücre bölünmesinin amacı (hücre sayısını arttırarak) çoğalmayı (üremeyi) sağlamaktır.
 Çok hücreli canlılarda hücre bölünmesinin amacı (hücre sayısını arttırarak) doku, organ ve sistemlerin büyüyüp gelişmesini, yıpranan dokuların onarılmasını, ölen hücrelerin yerine yenilerinin yapılmasını sağlamaktır. Bazı çok hücreli canlılarda sperm ve yumurta hücrelerinin oluşturulması hücre bölünmesi sayesinde sağlanır.
 
 NOT : 1- Hücre bölünmesinin nedeni çekirdek/sitoplâzma oranının veya hacim/yüzey oranının
 bozulmasıdır. Hacim (sitoplâzma hacmi) r3 ile, yüzey (hücre zarı) r2 ile orantılı olarak büyür.
 2- Hücrede bölünme emri, çekirdekte yer alan DNA molekülü tarafından verilir. DNA’nın emri dışında, kontrolsüz şekilde hücreler bölünürse kanserli dokular oluşur.
 3- Hücre, yüzeyi arttırmak, hacmi azaltmak için bölünür.
 4- Hücre bölünebilme büyüklüğüne ulaştığında çekirdek bölünme emrini vermezse hücre parçalanır.
 5- Çok hücreli canlılarda hücre bölünmesi bazı hücrelerde hızlı, bazı hücrelerde yavaş gerçekleşirken bazı hücrelerde belli bir dönemden (yaştan) sonra hiç bölünmezler. İnsanlarda kan, deri, bağırsak hücreleri hızlı, kas hücreleri yavaş bölünürken sinir ve retina hücreleri de belli bir yaştan sonra hiç bölünmezler.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

8.Sınıf Fen ve Teknoloji-Hücre Bölünmesi ve Kalıtım-Mayoz

10/10/2009 · Kategori: Ilkogretim 8_Sinif

http://site.mynet.com/biyoloji_genetik/genel_biyoloji/genel_biyoloji_logos/mayoz.gif

Eşeyli olarak üreyen canlıların kromozom sayılarının sabit kalması mitozdan farklı bir hücre bölünmesi ile olur. Bu bölünmede kromozom sayısı yarıya iner.  Bölünme sonrasında her biri n sayıda kromozom içeren gametler meydana gelir. Bu bölünme genel olarak eşem hücrelerinde görülür.

Mayoz bölünmede hücre kromozom sayısını bir defa arttırdıktan sonra iki defa bölünme geçirir. Bunlar mayoz I ve mayoz II olarak adlandırılır şimdi bunları ayrı ayrı  görelim.

Mayoz I

Mitotik bölünmede olduğu gibi profaz, metafaz, anafaz ve telofaz evrelerinden oluşmuştur ancak en büyük fark profaz evresinde görülür.

Profaz I

DNA ipliklerinin kısalıp kalınlaşmaya başlaması ile başlar.Bu evre sınırları kesin olmayan 5 evreye ayrılıp incelenir. Bu evreler;

A)LEPTOTEN: Kromozomların mikroskopla seçilebildikleri andan itibaren başlar. İki eş kromatid birbirine sarılı halde bulunur.Ayrıca kromatidler üzerinde ‘cromomere’ denilen ve koyu boyanan bölgeler fark edilir.

B)ZİGOTEN: Biri andan diğeri babadan gelen ve birbirlerine benzeyen homolog kromozomlar yan yana gelerek eşleşmeye başlarlar Bu eşleşme bir uçtan diğer uca doğru devam eder.Bu evrede her biri iki kromatid taşıyan iki kromozomun yan yana durmasıyla sanki canlı n sayıda kromozom taşıyormuş görülür.Görülen bu yapıya ‘tetrad’ denir.

C)PAKİTEN: Homolog kromozomların eşleşmesi tamamlanır ancak kromozomlar kısalmaya devam eder.Ayrıca bu evrede kromozomlar arasında genetik madde alışverişi olur buna crossing-over denir. Bu olay homolog kromozomların birbiri üzerine çakışan (kiyazma ‘chiasma’) kısmında gerçekleşir.

D)DİPLOTEN: Tetrat’takı homolog kromozomlar birbirinden ayrılmaya başlar.Ancak kiyazma bölgelerinde ayrılma olmaz ve kiyazmalar uca doğru kaymaya başlar.

E)DİAKİNEZ: Kromozomlar son halini alır çekirdekçik kaybolur çekirdek zarı parçalanır.

Metafaz I

Çekirdek zarının kaybolması, sentriollerin kutuplara çekilmesi ve iğ ipliklerinin oluşması metafazı başlatır.Bu arada kromozomların sentromerleri ekvatoral düzlem üzerinde olacak şekilde gelişi güzel dizilirler.

Anafaz I

Tetradlar iki diata ayrılırlar ve her diat sentriyolü önde olmak üzere kutuplara giderler. Kiyazmalar birbiri üzerinden kayarak ayrılırlar.bu evrede indirgenme(redüksiyon; kromozom sayısının yarıya inmesi)bölünmesi olur.Yani oğul hücrelere giden kromozom sayısı ana hücreninkinin yarısı kadardır.Ayrıca crossing-over nedeniyle kutuplar giden kromozomlar ana hücrenim kromozomlarına benzemezler.

Telofaz I

Telofazda oluşan hücrelerde ya kromozomlar spirallerini çözer ve çekirdek zarı oluşur kromozomlar interfaz evresine dönmeye başlar yada kromozom yapısı değişmeden ikinci bölünme evresine geçer.

Profaz II

Birinci bölünmenin telofazı ile ikinci bölünmenin arasında bir dinlenme devresi olmadan çekirdek zarı parçalanır. Birinci iğ iplikçiklerinin doğrultusuna dik yeni iğ iplikçikler oluşur.

Metafaz II

Her oğul hücrenin haploıd (n) kromozomu ekvatoral düzlem üzerinde dizilir. Bu evrede kromozomlar ikili görülür.

Anafaz II

Ekvatoral düzlem üzerinde dizilmiş olan diatlar sentromerlerinin uzunlamasına bölünmesiyle birbirinden ayrılırlar. Her kromatid anafaz kromozomu halinde kutuplara çekilir.

Telofaz II

Kromozomların helezonları açılır dolayısıyla görünmez olurlar.Çekirdek zarları oluşur sitoplazma bölünür. Böylece bir hücreden 4 tane haploıd hücre meydana gelir

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Evren ve Dünya’mız Nasıl Oluştu?

20/5/2009 · Kategori: Ilkogretim 8_Sinif

http://www.arastiralim.net/wp-content/uploads/2007/05/yaratilan-evren-guzelligi.jpg

Bilim insanları, evrenin oluşumu hakkında tarih boyunca değişik görüşler ortaya atmıştır. Fakat bu görüşler incelendiği zaman hepsinin temelde iki farklı modelden birini savunduğu görülür. Bunlardan birincisi 1600'Iü yıllarda Newton (Nivtın)‘ın ortaya attığı, hareketsiz ve başlangıcı olmayan evren görüşüdür. Bu görüşe göre evren, sonsuzdan beri var olmuştur ve sonsuza kadar da varlığını ve şu anki halini koruyacaktır(Ünlü filozof olan Aristo da evrenin ezelden beri var olduğunu ve sonsuza kadar var olacağını düşünüyordu). İkincisi ise günümüzde; çoğu bilim insanı tarafından kabul gören, evrenin bir başlangıcının olduğu görüşüdür. Çünkü astronomideki son buluşlar evrenin sürekli bir genişleme içinde olduğunu göstermiştir.

"Eğer evren sürekli genişliyorsa, evrendeki gök cisimlerinin geçmişte birbirlerine daha yakın olmaları yani evrenin daha sıkışık olması gerekir." Hipotezinden yola çıkan Belçikalı bilim insanı Georges Lemaitre (Jorj Lometr) 1927 yılında "Büyük Patlama Teorisi"ni ortaya koymuştur. Bu teoriye göre evrenin bir başlangıcı vardır ve evren sürekli genişlemektedir. Ünlü astronom Edwin Hubble (Edvm Habll) da 1929 Yılında gök adalarının birbirinden uzaklaştığını gözlemleyerek evrenin devamlı genişlemekte olduğu hipotezini desteklemiştir.


http://www.turkamerikan.com/thumbnail.php?file=images_722898989.jpg&size=article_medium


Big Bang: Büyük Patlama Teorisi'ne göre evren bundan yaklaşık 15 milyar yıl önce büyük bir patlamayla oluşmaya başladı. Büyük Patlama (Big Bang) adı verilen bu patlama sonrasındaki süreçte gök adalar, yıldızlar, gezegenler ve diğer gök cisimleri meydana geldi. Büyük Patlama Teorisi bazı soruları hala cevaplayamamaktadır. Örneğin patlayan şeyin ne olduğu ya da bu patlamaya neyin sebep olduğu henüz tam olarak açıklanamamaktadır. Bilim insanları günümüzde bu konuyla ilgili yeterli bilgiye hala ulaşamamış olsalar da çalışmalarına devam etmektedirler. Böylece gelecekte evrenin nasıl oluştuğu ve nasıl yok olacağı ile ilgili bilgilere ulaşılabileceği düşünülmektedir.

Big Bang Teorisinin Tarihsel Seyrindeki En Önemli Aşamaları

* 1920’de Belçikalı astronom Georges Lemaitre, Einstein’ın genel görecelilik kuramına dayanarak evrenin bir başlangıcı olduğunu ve bu başlangıçtan itibaren sürekli genişlediğini ileri sürdü. Ayrıca, bu başlangıç anından arta kalan radyasyon üzerinde çalışma yapılırsa önemli verilere ulaşılacağını belirtti.
* Amerikalı astronom Edwın Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların uzaklıklarına bağlı olarak renklerinin de değiştiğini ifade etti. Ona göre yıldızlar hem dünyadan hem de birbirinden uzaklaşıyordu. (yani evren genişliyordu)
* Hubble’ın ortaya koyduğu bu gözleme göre evren genişliyorsa başladığı bir nokta da olmalıydı. İşte bu nokta çok büyük çekim gücü nedeniyle sıfır hacme sonsuz yoğunluğa sahip bir noktaydı. Evren, sıfır hacme sahip bu noktanın patlamasıyla ortaya çıkmıştı. Bu patlamaya “Bing Bang” dendi.
* 1948 yılında George Gamov’da evrenin büyük patlamayla oluştuğunu ve bu patlamadan arta kalan radyasyonun olacağını belirtti. Üstelik bu radyasyon evrenin her yanında eşit olmalıydı.
* Bu durumun açıklanması çok uzun sürmedi. 1965 yılında, Arno A. Penzias ve Robert W. Wilson adlı iki araştırmacı radyo teleskoplarındaki kaynağı belli olmayan bir gürültüyü gidermeye çalışırlarken sonradan “kozmik fon radyasyonu” adını verdikleri radyasyonu keşfettiler. Bu, evrenin tümüne dağılmış bir radyasyondu. Böylece uzun süredir evrenin her yerinden eşit ölçüde alınan ısı dalgasının Big Bang’ten günümüze gelmiş olduğu ortaya çıktı.
* Kozmik fon radyasyonu=fon ışıması: uzayın her yanından gelen bu ışıma Evren’in başlangıcını oluşturan büyük patlamadan arta kalan enerjinin göstergesidir.
* Bir diğer önemli aşama ise, uzaydaki hidrojen ve helyum gazlarının oranının bulunması oldu. Ölçümlerde anlaşıldı ki, evrendeki Hidrojen-helyum gazlarının oranı, Big Bang ‘den arta kalan hidrojen-helyum oranının teorik hesaplanmasıyla denkleşiyordu. Eğer evren sonsuz olmuş olsaydı hidrojenin tamamen yanıp helyuma dönüşeceği konusunda bilim adamları hemfikirdi.
Dünya’mızın Oluşumuyla İlgili Diğer Görüşler

1. Güneş’ten Kopma: Dünya’mız Güneş’ten kopan bir madde yığınından meydana geldi. Bu kopma Güneş’in hızla dönmesinden dolayı veya bir başka gezegenin çekim etkisi nedeniyle oluşmuştur. Bu kopma sonucu oluşan madde Güneş’in etrafında dağılarak bir toz bulutu meydana getirdi. Bu toz bulutu zamanla soğuyarak küçük gezegenleri oluşturdu ve bu gezegenler zamanla karşılarına çıkan başka gaz ve toz bulutlarıyla çarpışarak ya da bir çığ oluşumu gibi önlerine gelen diğer maddeleri de kendilerine katarak büyüdüler ve gezegenleri ve şimdiki gezegenleri oluşturdular.

2. Gaz ve Toz Bulutu: Dünya’mız evren oluştuğunda fırıldak gibi dönen gaz ve toz bulutuydu. Evren, Büyük Patlamanın etkisiyle gitgide genişleyerek soğumaya devam etti. Bu süreçte Dünya da kendi ekseni etrafındaki dönüşünün etkisiyle zamanla dıştan içe doğru soğudu. Böylece Dünya'nın iç içe geçmiş farklı sıcaklıktaki katmanları oluştu. (4,5 milyar yıl önce yarısı sıvı olan bir ateş topuna dönmüştü. 1,5 milyar yıl önce ise zamanla yüzeyi katılaştı ve sert bir kabuk halini aldı. Sonrada günümüzdeki halini aldı).

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Yer Kabuğunu Etkileyen Levha Hareketleri

20/5/2009 · Kategori: Ilkogretim 8_Sinif

Levha tektoniği kuramını belgeleyen kanıtlar artık inandırıcı bir düzeye ulaştığından levhaların hareketi kavramı bugün benimsenmiştir.Bundan sonraki aşama söz konusu bu hareketlerin itici gücünü tespit etmek olacaktır.Bu gücün kökeniyse yerkürenin incelenmesi çok zor olan derin katmanlarında aramak gerekir. Levhaların yer değiştirmesinden iç mantoda oluşan konveksiyon akımlarının sorumlu olduğu, genel olarak kabul edilen bir fikirdir.Bu akımlar hücreler oluşturarak tektonik sırtların altında ıraksarlar.

 


Levhaların altında derinlerde gelişen bu itici güce bizzat levhaların davranışı da eklenir. Astenosferin sırtlar düzeyine yükselişi, göreli olarak hafif bir malzemenin varlığıyla açıklanır; topografik olarak yüksek konumdaki bu malzeme yerçekimi etkisiyle yanlara doğru akar.Tersine okyanus taşküresi yaşlandıkça soğur ve dolayısıyla yoğunluğu artar.Bu yoğun katmanın batması levhanın derine doğru çekilmesine yol açar.Ne var ki yer kürenin içinde ne olup bittiğini anlamak için jeofizikçilerin yapacağı daha pek çok şey vardır. Olaya her şeyden önce sismolojik yöntemle yaklaşacaklar.

 

Levhalar Niçin Hareket Eder?, THÉMA LAROUSSE

          

                  Levha Tektoniği

PLAKA TEKTONİĞİ olarak da bilinir, geçmişteki ve günümüzdeki depremleri, yanardağ etkinlikleri ve dağ oluşumu süreçlerini, Yer yüzeyini oluşturan çok büyük kabuk bloklarının (levhalar) karşılıklı hareketleriyle (çarpışmaları ve ayrılmaları) açıklayan kuram.

Yer kabuğu bir düzine kadar büyük levha ile bir dizi küçük levhadan oluşur.

Levhalardaki kayaçlar esnemez (rijit) bir kütle halinde hareket eder; bunlar fazlaca bükülmez (fleksür) ve pek az sismik ya da volkanik etkinlik gösterir.Levhaların kenarları (sınırları) ise dar kuşaklar biçimindedir; dünyadaki depremlerin ve yanardağ etkinliklerinin yüzde 80'i burada yer alır.Üç tip sınır vardır.Bunlardan birincisi, okyanus ortasında 80 bin km boyunca uzanan uzun, etkin sırtların tepe noktalarını izleyen ve çekme gerilmenin yol açtığı çok ince bir sığ depremler (odağı 65 km'ye kadar olan depremler) kuşağıdır.İkinci tip sınıra ise bu sırtların düzlüklere karıştığı etek alanlarında karşılaşılır.Bu bölgelerdeki kırıklar boyunca gerçekleşen dep-remler çok daha şiddetlidir; bu depremler, kırığın her iki yakasındaki levhaların ters yönlerde birbirlerine sürtünerek hareket etmesinden kaynaklanır.Üçüncü sınır tipini oluşturan depremler daha seyrek dağılmış olmakla birlikte, çok daha derin odaklıdır (145 km'den daha derin).Bu depremler, okyanus tabanının nor-mal düzeyinden çok daha derinlere (10,5 km'ye kadar) indiği çukurluklar boyunca çok ince bir kuşak oluş-turur.Bu sınırdan uzaklaştıkça maksimum deprem derinliği bir eğim düzlemi boyunca giderek artar; çukurlukların sınır bölgelerinde iyice sığlaşan depremlere ise temel olarak buralardaki yanardağ etkinlikleri neden olur.

 

Sırtların tepe noktalarındaki depremlere, her iki yakadaki levhaların ters yönlerde hareket etmesi sonucunda oluşan gerilmeler yol açar.Bu hareket aynı zamanda alttaki sıcak kayaçlar üzerindeki basıncın açığa çıkmasını sağlayarak bunların erimeye başlamasına neden olur.Böylece oluşan magmalar yükselerek ya-nardağları oluşturur (İzlanda'da olduğu gibi), ardından katılaşarak germe kuvvetlerinin süren etkisiyle çatlar.Bu süreçle her levhanın kenar bölümlerine yeni volkanik kayaçlar eklenir ve levhalar "yapıcı" sınır ya da ıraksak sınır olarak adlandırılan bu sınırlar boyunca büyür.Lehvaların hareket etmekte olduğunu gösteren tek kanıt depremlerin yapısı değildir; okyanusların zemininde oluşan volkanik kayaçların yaşı da bu ol-guya işaret eder.Kayaçların yaşı, bunların üzerine çökelen tortulların içerdiği fosillere bakılarak ya da gemilerden gerçekleştirilen ölçümlerle bu kayaçların magnetizmalarındaki sapmaların belirlenmesi ve yorumlanmasıyla saptanabilir.Bu çalışmaların sonucunda, en genç volkanik kayaçların okyanus ortası sırt-ların tepe noktalarında ve en yaşlıların da en derin bölgelerde, yani okyanus çukurluklarında yer alanlar olduğu belirlenmiştir.Ama hiçbir yerde 190 milyon yıldan daha yaşlı kayaca rastlanmamıştır; daha yaşlı ok-yanus kayaçlarının zaman içinde tahrip olduğu düşünülmektedir.

 

Çukurluk sınırı "yıkıcı" sınır ya da yakınsak sınır olarak tanımlanır, çünkü bu bölgede okyanus kayaçları bir eğim düzlemi boyunca yermantosunun içine taşınır.Bu tür yerlere dalma-batma bölgesi denir. Herhangi bir kıtanın dalma-batma olayı gerçekleşen kenar bölümlerinde yanardağ etkinlikleri karalardaki kayaçların yapısını değiştirir ve And Dağları gibi sıra dağların ya da dağ zincirlerinin oluşumuna yol açar. Öteki yerlerde ise yanardağ etkinlikleri, Büyük Okyanus'un güneybatısında olduğu gibi ada yaylarının o-luşmasına yol açar.Yıkıcı sınırlar, kıta kabuk kayaçlarının oluşturduğu, buna karşılık okyanus kayaçlarının mantoya gömüldüğü yerlerdir.Kıta kayaçlarının yoğunluğu düşük olduğundan, bunlar mantoya batmaz;bir çukurluğa taşındıklarında çarpışarak dağ zincirlerinin oluşumuna neden olurlar.Örneğin Alpler, Afrika ile Avrupa'nın; Himalayalar ise Hindistan ile Asya'nın çarpışması sonucunda ortaya çıkmıştır.

 

Levhaların yanal büyüklüğü oldukça iyi belirlenmiştir, ama kalınlıklarına ilişkin bulgular daha be-lirsizdir.Okyanus sırtlarının doruklarında levhalar çok incedir; ama ısı akışı ve sismik bulgular, doruktan a-şağıya inildikçe levhaların tabanının hızla derinleştiğini, doruktan 9-19 km aşağıda 48-57 km'ye, 960 km aşağıda da 115 km'ye ulaştığını göstermektedir.Levhaların kalınlığı 145 km'yi çok ender aşar.Her levha katı ya da esnemez manto kayaçları ile okyanus kabuk kayaçlarından oluşur; bunlarda her zaman kıta kayaçlarının bulunması gerekmez (örn. Pasifik Levhasında hiç kıta kayacı yoktur).Katı manto ve kabuk ka-yaçlarından oluşan bölgeye taşküre (litosfer) denir; manto kayaçlarının daha yüksek sıcaklıklarda bulundu-ğu ve bu nedenle tektonik gerilmeler altında plastik biçim bozulmasına uğradığı kuşak ise astenosfer olarak adlandırılır.Karalarda, taşkürenin altında her zaman astenosfer bulunmaz.Ayrıca, elmaslı kimberlit gibi volkanik kayaçların varlığı, kıtalardaki taşküre kalınlığının en az 190 km olduğunu ve levha hareketlerine neden olan manto akışının daha da derinlerde gerçekleştiğini göstermektedir.


Manto hareketleri, Yer'in iç kesimlerinde radyoaktif bozunum sonucunda oluşan ısının yüzeye akta-rılması zorunluluğundan kaynaklanır; bu nedenle konveksiyon (ısının taşınması) düzeni, zamana bağlı ola-rak değişir.Eski levha sınırlarının yerinin değişmesi de bu olgudan kaynaklanır.Kuzey Amerika'daki Batı Cordilleraların oluşmasına neden olan dalma-batma süreci 10 milyon yıl kadar önce büyük ölçüde tamam-lanmıştır (gene de benzer bazı etkinlikler yanardağlar üretmeye [örn. Washington'daki Saint Helens Ya-nardağının süren püskürmeleri] ve Alaska'da depremlere neden olmaya devam etmektedir).

 

Yüz milyomlarca yıllık bir zaman süreci içinde manto konveksiyonundaki değişmeler, iki büyük blok (Lavrasya [*] ve Gondvana [*]) halinde bulunan eski kıtaların 160-180 milyon yıl kadar önce ayrılarak Atlas ve Hint Okyanuslarının oluşmasına yol açmıştır.Benzer biçimde, kıtalar arasında gerçekleşen bir dizi çarpışma, Kuzey Amerika'nın doğusundaki Apalaş Dağları ile Avrupa ve Afrika'daki Kaledoniyen-Hersiyen dağların oluşmasına neden olmuştur.Manto konveksiyonu hızı, temel olarak manto içindeki ısı üreti-minin kareköküne bağlıdır.Yani, radyojenik ısı üretiminin bugünkünden 5 kat daha fazla olduğu 3 milyar yıl önce, konveksiyon hızı da bugünkünden en az 3 kat daha fazlaydı.Ama bu tür hareketlerin yüzeyde al-dığı biçimlerin daha farklı olduğu sanılmaktadır.Çünkü 4 milyar yıl öncesinde taşküre çok inceydi ve mantoya kolayca gömülüyordu, bu nedenle de kıta kayaçları bulunmuyordu.Yer ta

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Sıcaklık farkından kaynaklanan hava olayları

20/5/2009 · Kategori: Ilkogretim 8_Sinif

http://www.kibris.net/kktc/kurumlar/lefkectd/kure_isinma/kuresel%20isinma/resimler/gw1-3.jpg
Dünya’yı diğer gezegenlerden ayıran özellilerinin başında üzerinde hava olaylarının görülmesi ve canlı yaşamına olanak sağlayan atmosferinin var olması gelir. Atmosfer %78 Azot - % 21 Oksijen - % 1 su buharı, karbondioksit ve diğer gazlardan oluşur.
Su buharı hava olaylarının gerçekleşmesi için, karbondioksit ise fotosentez olayı için gereklidir. Bu gazların oranı zamanla değişebilir. Mesela, karbondioksit oranının artması atmosferin güneş ışınlarını tutma oranını artırır. Bu özelliğe göre karbondioksit miktarının artması hava sıcaklığının artmasına, azalması ise hava sıcaklığının azalmasına sebep olur.
Bilim adamları çeşitli gözlem araç ve gereçlerle hava raporunu gözlemleyerek hazırlar ve elde ettikleri verileri bilimsel olarak karlı, yağmurlu, rüzgârlı vb. şekilde yorumlarlar.
Hava olayları yeryüzünde bitki türleri, hayvan türleri dağılımının oranını, toprak oluşumu ve türlerini, denizlerin tuzluluk oranını vb. oluşumları etkiler.

• RÜZGÂRLAR: Atmosferdeki hava ağırlığından dolayı Dünya üzerine basınç uygular. Ancak atmosfer basıncı Dünya üzerindeki her noktada aynı değildir. Kimi yerde alçak, kimi yerde yüksektir. ( Dünya yüzeyinde yükseldikçe atmosfer basıncı azalır.) Bu basınç farkı rüzgârların oluşmasına sebep olur.
• Yatay yönde meydana gelen hava hareketlerine rüzgâr denir. Geldikleri yerlerin sıcaklıklarını gittikleri yerlere taşıyan rüzgârların sebebi basınç farkıdır. Rüzgâr oluşumu Dünyamızın günlük dönüş hareketiyle sürekli devam eder. Rüzgârlar zaman zaman hız değiştirerek bazen sakin esen meltemler bazen ise fırtınalar, kasırgalar meydana gelir. Hızları farklı olan rüzgârların çevrelerine olan etkileri de farklıdır. Rüzgârların etkileri “Beaufort (Bifort) Ölçeği” ile tanımlanır. Bifort ölçeğine bakıldığında rüzgârın hızı artınca kuvveti ve etkisi de artmaktadır.

 

Rüzgâr

Kuvveti

Hızı (km/h)

Etkisi

Sakin

0

.............

Duman dikey olarak yükselir

Esinti (Yel)

1

1–5 km/h

Rüzgar dumanı sürükler(eğri bir duman oluşur)

Hafif meltem

2

6–11 km/h

Rüzgar dumanı sürükler (rüzgar yüzde hissedilir)

Meltem

3

12–19 km/h

Yapraklar ve ince dallar sürekli hareket eder, bayraklar dalgalanmaya başlar

Orta şiddetli meltem

4

20–29 km/h

Toz ve kağıt parçaları uçuşur, Küçük dallar oynar

Sertçe meltem

5

30–39 km/h

Küçük ağaçlar sallanır. Göllerde küçük dalgalar oluşur

Kuvvetli melten

6

40–50 km/h

Ağaçların büyük dalları hareket eder. Şemsiye kullanmak zorlaşır

Fırtınamsı rüzgâr

7

51–61 km/h

Ağaçlar bütün olarak sallanır. Rüzgâra karşı yürümek zorlaşır

Fırtına

8

62–74 km/h

Ağaç dalları kırılır. Yürümek çok zordur

Kuvvetli fırtına

9

75–87 km/h

 Bacalara zarar verir. Çatılardaki kiremitler uçar

Tam fırtına

10

88–101 km/h

Kıyılar dışında nadir görülür. Ağaçlar köklerinden sökülür.

Çok şiddetli fırtına

11

102–117 km/h

Çok seyrek görülür. Geniş ölçekli zarar verir

Kasırga (Tayfun)

12

≥ 118 km/h

Toplu yıkım olur

• Hortumlar ve Kasırgalar: Bazı rüzgârlar belirli bir yönde kuvvetli bir şekilde eserken bazıları ise kendi ekseni etrafında döner. Sıcak hava alanlarında hızlı bir şekilde kendi ekseni etrafında dönen rüzgârların en küçüğüne şeytan kulesi, ortancasına hortum, en büyüğüne kasırga denir.

* Bir hortumun oluşabilmesi için atmosferin yüksek bölümlerine kadar çıkabilecek, aşağıda sıcak ve nemli hava ile
yukarıda soğuk ve kuru havanın olması gerekir. Dar bir alanda sıcak hava ile soğuk hava aniden yer değiştirir ve hortum
oluşur. Hortum ucunun yere değmesiyle birlikte rastladığı her şeyi içine çekmeye çalışır. Böylece şiddetli şekilde dönen,
su, toz ve diğer yabancı maddelerden oluşan siyaha yakın koyu renkli bir sütun halini alır. Türkiye’de hortumlar nadiren
görülür. Çoğu hortum yarım saatten fazla sürmez, hatta bazıları sadece birkaç dakika sürer.
* Kasırgalar sadece suyun sıcak ve havanın nemli olduğu tropikal okyanuslarda görülür. Bir kasırganın oluşabilmesi için öncelikle okyanus suyunun sıcaklığının en az 27º C olması gerekir. Su sıcaklığı bu seviyeye ulaştığında okyanus yüzeyindeki ılık ve nemli hava konveksiyon yoluyla yükselmeye başlar. Bu havanın çevresinde girdap gibi dönen güçlü bir rüzgâr oluşur. Ardından yağmur bulutları toplanır ve fırtına patlar. Fırtınanın kasırga sayılması için rüzgarın en az 118 km/h'lik bir sürate ulaşması gerekir.
* Kasırga durgun bir merkezin çevresinde dev bir girdap gibi döner. Kasıgalar, hortumlara göre çok daha geniş alanlara yayılır, daha uzun ömürlü ve daha bölgesel olup yavaş hareket ederler.
Kasırganın gözü: Kasırganın merkezindeki genişliği 30–40 km’yi bulan hava sütunudur. Burada hava basıncı düşüktür ve rüzgârın hızı azdır.

Havadaki Nem: Okyanuslarda, göllerde, nehirlerde ve topraklarda bulunan su buharlaşarak; bitkiler ve hayvanlardaki su ise solunum ve terleme ile dışarı atılarak havaya karışır. Havaya karışan bu su, (yani atmosferdeki su buharı) havanın içerdiği nem miktarını belirler. Havadaki nem atmosferin her yerinde aynı değildir. (havanın bulunduğu yere ve sıcaklığına göre değişir) ( Deniz ve okyanuslar üzerindeki hava, kara üzerlerindeki havaya göre daha nemlidir.) Havanın sıcaklığı arttıkça havadaki nem miktarı da artar. Soğuk havada nem yoğuşacağı için sıcak havaya oranla soğuk hava daha az nem içerir. Nemli hava yükselirken sıcaklığının düşmesiyle soğur ve bu durumda havadaki nem de yoğuşarak su damlacıkları haline gelir. Su damlacıkları da bir araya toplanıp bulut haline gelerek farklı yağış şekilleri ile yeryüzüne döner. Bu durumda yağış şeklini nemin yoğuştuğu yer ve havanın sıcaklığı belirler.

Yağış Şekilleri

Nemli hava gökyüzüne yakın yerlerde yoğunlaşırsa;

Yağmur: Bulutlardaki su buharı bir araya gelerek su damlacıklarını oluştururlar. Böylece yoğunlaşan su buharı yeryüzüne yağmur olarak iner.
Kar: Soğuk hava etkisiyle karşılaşan su buharı buz kristalleri haline gelir. Buz kristalleri birleşerek kar tanelerini oluşturur. Kar taneleri yeryüzüne iner. (Eğer yeryüzü sıcaklığı suyun donma noktasında veya daha düşükse yağış kar şeklinde olur)
Dolu: Su buharı bulutlardan yeryüzüne inerken soğuk havayla karşılaşınca bulutun üst katmanına sürüklenir katılaşır ve bir araya gelerek buz toplarını yani doluyu oluşturur.

Nemli hava yeryüzüne yakın yerde yoğunlaşırsa,

Çiy: geceleyin hava serinler ve ortam sıcaklığının düşmesiyle havadaki su buharı yoğunlaşarak toprağın, ağaç dallarının ve yaprakların üzerinde çiy adı verilen su damlacıkları halinde toplanır.
Kırağı: Eğer ortam sıcaklığı 0ºC’nin altında ise su buharı sıvı hale geçmeden yeryüzündeki cisimler üzerinde donar. Bu durumda kırağı meydana gelir.

Sis: Atmosferin yeryüzüne çok yakın kısımlarındaki su buharının yoğunlaşmasıyla oluşan buluta sis adı verilir. Yükseklerdeki bulutlar havanın soğumasıyla oluşurken sis soğuk olan yeryüzünün hemen üzerindeki havada bulunan
su buharının yoğuşmasıyla meydana gelir.

Hava Olaylarının Sebebi: Belli bir alanın üstündeki havanın normalden daha fazla sıkışması ile oluşturduğu basınç, yüksek hava basıncıdır. Bunun tersi olarak havanın normalden daha seyrek olması halinde yaptığı basınç; ise alçak hava basıncıdır. Atmosferdeki alçak ve yüksek basınç; alanları sıcaklık farklılıklarından ortaya çıkar. Isınan hava yükselir ve
havayı oluşturan tanecikler daha soğuk alanlara doğru giderek oralarda birikir. Bir bölgede yüksek basınç varsa buradaki hava çevresindeki alçak basınç alanlarına doğru hareket eder. Bu şekilde, havanın yer değiştirmesiyle
oluşan hareketi yani rüzgarı yüzümüzde hissederiz.

Günlük ve Mevsimsel Sıcaklık Değişimleri

Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü: Dünyamızın kendi ekseni etrafında dönüşünü 24 saatte tamamlar. Bu şekilde kendi ekseni etrafında dönerken Güneş’e bakan yüzünde gündüz arka yüzünde ise gece yaşanacaktır. Bu nedenle Güneş’e bakan kısmı daha sıcak olup bu yüz aydınlık olur. Bu yüze değen Güneş ışınları sahip oldukları ısı enerjisini Dünyanın bu yüzündeki cisimlere aktaracak ve onlarında ısınmalarını sağlayacaktır. Dünyanın Güneş’e dönük olmayan yüzü Güneş’ten gelen ışınlardan bir süre uzak olacağı için bu kısımda hava soğuk olur. Dolayısıyla gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkının Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönmesinden kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Dünya’nın Güneş Etrafında Dönüşü: Dünyanın Güneş etrafında dönmesi mevsimleri oluşturur. Dünyanın dönme ekseninin eğik olması nedeniyle Güneş ışınları dik olarak alan bölgeler de sürekli değişir. Dünyada bir yılda her iki yarım küre farklı farklı mevsimler yaşar. Eğer eksen eğikliği olmasaydı, Dünya Güneş etrafında dolanırken Güneş ışınlarının yere düşme açısı değişmeyecek, sıcaklık değişimleri gerçekleşmeyecek, böylece mevsimler oluşmayacaktı. Ekvator bölgesine güneş ışınları dik olarak geldikleri için bu bölgenin sıcaklığı çok fazladır. Kutuplara gelen ışınlar ise eğik oldukları için bu bölgeler yıl boyunca soğuktur. Mevsimlerin meydana gelmesi de Dünyanın eğik duruşu ve Güneş etrafındaki hareketi ile ilgilidir.

 

Dünya, A konumundayken Güney yarım küreye Güneş ışınları daha dik gelir. Bu nedenle burada yaz yaşanır. Bu sırada güneş ışınlarının eğik geldiği Kuzey yarım kürede kış yaşanmaktadır. Dünya B konumundayken tam tersi bir durum meydana gelir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::