aradığınız tüm ödevler bu mekanda!!!Doğru yerdesiniz!!! - Blogcu





ÖDEVİSTAN.........ARADIĞINIZ TÜM ÖDEVLER BURDA!!!... ..HOŞ GELDİNİZZZZ...ÖDEVİSTAN!!!.....

Ülkemizdeki levha sınırları ve fay hatları

20/5/2009 · Kategori: araştıralım hazırlanalım

http://www.dinamiksigorta.com/deprem_harita.gif

Levha Tektoniği Kuramı'na göre depremlerin ve volkanik aktivitelerin meydana geldiği levha sınırları üç tipte bulunmaktadır.
a) Uzaklaşan (Ayrılan) Levha Sınırları Bunlar, genişleme gösteren levha sınırlarıdır. Levhalar bu sınırlarda birbirinden açılma gösterirler. Örneğin, Okyanus Ortası Sırtları böyledir. Buralarda Astenosferden yükselen magma araladıkları sınırları yeni malzeme ile doldurarak yeni litosfer üretmiş olurlar. Okyanus ortası sırtları boyunca arz yüzeyine çıkan erimiş manto malzemeleri soğuyarak katılaştıkları jeolojik zamanın arz manyetik alanının yön ve doğrultusunu saklarlar.
b) Yakınlaşan (Çarpışan) Levha Sınırları Bunlar birbirine yaklaşma, sıkışma gösteren levha sınırlarıdır. Bu sınırlar okyanuslarda ve kıtalar arasında farklı yaklaşım sergilerler. Okyanuslarda genelde daha yoğun, ağır ve ince olan litosfer tabakası kıtasal olan litosferin altına dalarak, astenosfer derinliklerinin sıcaklığı ile eriyerek yok olurlar. (dalma-batma zonları) Kıtalar arası yakınlaşma, aslında karşılıklı bir çarpışmadan ibarettir. Çarpışmanın olduğu bu sınırlarda deprem kuşağı ve dağ silsileleri meydana getirirler.
c) Yanal Yer Değiştirme (Transform Fay Sınırları) Okyanus sırtlarında birbirlerinden konveksiyon akımları ile ayrılan litosferin bir çeşit yırtılması söz konusudur ki, böyle yırtılma hallerinde düz bir doğrultu takip edilmeyip zayıf yerlerin tercih edeceğini hepimiz deneylerimizden biliriz. Okyanus sırtları zayıf yerlere sıçrama yaptığında birbirine yanal atımlı faylarla bağlanırlar. Bu fayların doğrultuları hemen hemen sırtlara diktirler, yani, dönüşüm yapmışlardır. Bu nedenle bu faylara transform faylar denir. Faylar yanal atım yapmışlardır.

TÜRKİYE'DEKİ FAY HATLARI

 

Kuzey Anadolu Fay Hattı (KAF): Saroz Körfezi’nden başlar, Marmara Denizi, Sapanca Gölü, Adapazarı, Tosya ve Erzincan üzerinden Van Gölü kuzeyine kadar uzanır.

 

Doğu Anadolu Fay Hattı (DAF): Hatay grabeninden başlar, K. Maraş, Adıyaman, Malatya ve Elazığ ovalarından geçerek Bingöl’e kadar sokulur.

 

Batı Anadolu Fay Hattı (BAF): Ege Bölgesi’nde, kuzeyden güneye doğru uzanan çok sayıdaki fay hatlarından oluşur.

 

Fay hatları, yer kabuğunun zayıf ve hareket halindeki bölgeleridir. Volkanik sahalar, genç kıvrım dağları ve deprem alanlarının uzanışı fay hatlarıyla paralellik gösterir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Deprem bölgeleri ile fay hatları arasındaki ilişki

20/5/2009 · Kategori: araştıralım hazırlanalım

http://www.yapi.com.tr/V_Images/2009/haberler/66392_cin_deprem.jpg

   Kuzey Anadolu Deprem Bölgesi

Saroz Körfezinden Marmara Denizine oradan İzmit Körfezi, Adapazarı, Düzce, Hendek, Bolu, Çankırı, Amasya, Tokat, Erzincan ve Erzurumdan Van Gölünün kuzeyine kadar uzanan bölge.

  • * Batı Anadolu Deprem Bölgesi

Büyük Menderes, Küçük Menderes, Gediz, Bakır ovaları, Güney Marmara ve İç Batı Anadoluyu içerisine alan kuşak.

  • * Güneydoğu Anadolu Deprem Bölgesi

Hatay, ıskenderun, Kahramanmaraş olduğundan Van Gölünün güneyine kadar uzanan hattır.
Yukarıda belirtilen yerler 1. dereceden deprem tehdidi altında olan yerlerdir.

TÜRKİYE'DEKİ FAY HATLARI

 

Kuzey Anadolu Fay Hattı (KAF): Saroz Körfezi’nden başlar, Marmara Denizi, Sapanca Gölü, Adapazarı, Tosya ve Erzincan üzerinden Van Gölü kuzeyine kadar uzanır.

 

Doğu Anadolu Fay Hattı (DAF): Hatay grabeninden başlar, K. Maraş, Adıyaman, Malatya ve Elazığ ovalarından geçerek Bingöl’e kadar sokulur.

 

Batı Anadolu Fay Hattı (BAF): Ege Bölgesi’nde, kuzeyden güneye doğru uzanan çok sayıdaki fay hatlarından oluşur.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Bölgemizde meydana gelebilecek hortumlar için alabileceğimiz önlemler nelerdir?

20/5/2009 · Kategori: araştıralım hazırlanalım

http://www.gulyarasi.com/medya/data/media/125/www_yeniresim_com_-_Doa_Resimleri_-_Hortum.jpg
1- Eğer evde veya kapalı bir mekanda iseniz, en iyi yol daha önceden hazırlanmış sığınağa veya bodrum katına kaçmak ve burada havaya fırlatılan nesnelerden zarar görmemek için sağlam bir eşyanın örneğin ağır bir masanın altına girmektir.
2- Eğer böyle bir sığınak veya bodrum katı yoksa, hemen en alt kattaki penceresi olmayan veya en az olan bir bölüme girmek, varsa sağlam bir eşyanın altına gizlenmektir. Bu amaca en uygun yerler banyo ve tuvaletlerdir. Zira tesisat boruları duvarların direncini arttırıcı etkide bulunur.
3- Pencerelerden uzak durmalıdır.
4- Eğer zayıf bir yapıda (prefabrik evler gibi) bulunuyorsanız bir an evvel terketmek ve çevredeki binalarda sığınacak yer aramak gerekir. Yine yerleşim alanındaki bir vasıtada iseniz aynı şekilde arabayı terkederek yakınlarda bir sığınak aramak en akılcı olanıdır. Bunun yerine arabayı kullanmaya devam ederek hortumdan kaçmaya çalışmak yanlıştır.
5- Eğer kırsal bir arazide iseniz ve çevrede sığınacak hiç bir yer yoksa en iyi yol hemen yere çökerek başı kolların arasına almak ve beklemektir.
6- Okul, işyeri, alışveriş merkezi gibi yerlerde ise hemen korunma planlarını bularak ona göre hareket etmek gerekir. Bulunmadığı durumda ise yine en alt katlardaki güvenli yerlere koşmalıdır.
Unutmamalıdır ki bir hortum esnasında alınacak bu önlemler ile sizin ve ailenizin yaşamı kurtulabilir. Bu konudaki bilgisizlik ise sizin ve sevdiklerinizin hayatına mal olabilecek sonuçlar doğurabilir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Ülkemizde farklı deprem kuşaklarının bulunmasının sebebi

20/5/2009 · Kategori: araştıralım hazırlanalım

Türkiye dünyanın aktif deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya deprem kuşağı üzerinde yer alır Ülkemizin yüz ölçümünün % 42si birinci derece deprem kuşağı üzerindedir. 20. yyın başlarından beri yapılan istatistiği çalışmalar Türkiyede yaklaşık olarak her iki yılda bir yıkıcı deprem, her üç yılda bir de pek çok yıkıcı deprem olduğunu göstermektedir. Bu durum Türkiyede kaçınılmaz bir doğal afet olduğunu ortaya koymaktadır. Yapılması gereken en önemli önlem depremin özelliklerini çok iyi tanıyıp gerekli tedbirleri zamanında almaktır.

Ülkemizde başlıca deprem kuşakları şunlardır:

a)Kuzey Anadolu Deprem Kuşağı:Türkiyenin kuzey kesiminde doğu-batı doğrultusunda uzanan kuzey Anadolu deprem kuşağı yaklaşık 1500 km uzunluğa sahiptir. Marmara Bölgesinde; Saros Körfezinden başlar, Doğu Anadolu Bölgesindeki Aras Vadisine kadar uzanır. Bu kuşak Gelibolu, Marmara Denizinin derin kısımları, İzmit Körfezi, Adapazarı,Düzce-Bolu, Gerede,Merzifon, Suluova, Erbaa-Niksar, Kelkit vadisi ile Erzincan, Erzurum, Varto ve Van üzerinden geçen bir hat şeklinde uzanır. Ayrıca Çanakkale, Edremit, Bursa ve İznik bu kuşak içerisinde kalır. Bu kuşak an çizgileriyle “Kuzey Anadolu Fay Hattı” adını alır. Kuzey Anadolu Fayının kuzeyinde ve güneyinde ortalama 50km genişliğindeki alanı kapsayan bu kuşak içerisindeki çok şiddetli depremlerin meydana gelme olasılığı yüksektir.

b)Güneydoğu Anadolu Deprem Kuşağı: İskenderun Körfezinden Vanın doğusuna kadar bir yay çizerek uzanır. Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya, Elazığ, Bitlis ve Van bu kuşaktır. Bu kırık hattı, Kuzey Anadolu deprem kuşağı ile Bingöl-Karlıova çevresinde birleşir. Ayrıca Van Gölü çevresi ile, kuzeye doğru Malazgirt, Tutak(Ağrı), Aşkale-Erzurum-Pasinler-Horasan havzalarındaki faylar üzerinde de sıkça depremler oluşmaktadır.

c)Batı Anadolu Deprem Kuşağı: Ege Bölgesindeki Bakırçay, Gediz, Küçük ve Büyük Menderes çöküntü ovaları boyunca uzanan bazı diri fay hatları bulunmaktadır. Bu fay hatlarına uyum gösteren deprem kuşağı; Ayvalık, Dikili, İzmir, Aydın, Denizli, Isparta ve Akşehirin içine alır. Ayrıca Burdur, Acıgöl havzalarının kenarlarında ve Sultan Dağlarının kuzey eteklerinde de faylar uzamaktadır. Bu faylar boyunca zaman zaman depremler olmaktadır.

Yurdumuz deprem tehlikesi bakımından beş bölgeye ayrılmıştır:I. derece deprem bölgeleri; başta Kuzey Anadolu ve Güneydoğu Anadolu fay kuşakları boyunca uzanan sahalar ile Ege Bölgesi ve Göller Yöresini kapsar.II. derece deprem bölgesi; I. derece deprem bölgelerinin çevresini kuşatır. Trakyanın kuzeyi, Karadeniz kıyıları. İç Anadolunun çevresi ile Güneydoğu Anadolunun güneyi III. Ve IV. Derece deprem alanlarını oluşturur. Tuz Gölü ile Akdeniz kıyısı arasındaki saha deprem tehlikesinin en az olduğu V. Derece deprem bölgesidir.

Bazı büyük şehirlerimizin I. Derece deprem bölgeleri üzerinde kuruldukları, nüfusumuzun yarıdan fazlasının bu sahalarda yaşadığı bir gerçektir. Türkiye, deprem riski açısından dünyanın en önde gelen ülkelerindendir. Depremlerin oluşturacağı hasarları azaltmanın en etkin iki yolu depreme dayanıklı yapılar inşa etmek ve toplumu depreme karşı eğitmektir. Yaşadığımız mekanlarda depremin olumsuz etkilerini en aza indirebilmek için bazı önlemler alınmalıdır. Bunun ötesinde sarsıntı sırasında ve sonrasında yapılması gereken işler ile uygulanması gereken kurallar özellikle can kaybını azaltmak açısından çok önemlidir. Depremin ne zaman olacağını belirlemek günümüzde teknik açıdan mümkün olmadığından deprem bölgelerinde yaşayan insanların bu konuda her sn hazırlıklı olmaları gerekmektedir

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Hortumların güçlerine göre verdiği zararlar ve örnekler

20/5/2009 · Kategori: araştıralım hazırlanalım

http://www.harikasozler.net/data/media/610/www.harikasozler.net_-_Deik_bir_hortum_olumu.jpg

Kasabaları haritadan silen rüzgâr

   Hızları saatte 500 km.yi, büyüklükleri ise 2 km.yi bulabiliyor. Trenleri uçuruyor, uçakları düşürüyor, tavukları yoluyorlar.

  GÖKYÜZÜNDE SICAK hava ve soğuk havanın çarpışıp soğuk havanın sıcak havanın üzerine yerleşmesi hortumun, diğer adıyla tornadonun, gerçekleşmek üzere olduğunun habercisidir. Çünkü sıcak hava her zaman daha yukarıya çıkmaya çalışır—tıpkı sıcak havayla doldurulan balonların yükseklere uçması gibi. Bu durumda hızla yukarı çıkan sıcak hava soğuk havanın içine çekilir ve bu dalgalanmalar sonucu dev bir huniye benzeyen hortum ortaya çıkar. Havadaki basıncın azalması, su buharının suya dönüşmesi gibi reaksiyonların etrafa yaydığı yüksek enerji, hortum için bir nevi yakıt görevi görür. Bu olaylar gerçekleştikten hemen sonra hızı saatte 500 km.ye varan, büyüklüğü ise 2 km.yi bulabilen hortumlar ortaya çıkabilir, sonra da havada uçuşan arabalar, hayvan sürüleri, insanlar görülebilir. Bir iki saat sonra hortum bölgeyi terk ettiğinde, arkasında enkaz yığınları ve onlarca garip hikâye bırakmıştır.

Hortumun huni şeklindeki gövdesi bulutlardan yere doğru uzanarak hortumu şekillendirir. Son yıllarda video kayıtlarıyla yapılan araştırmalara göre, hortumların çoğunun hızı saatte 180 kilometreden daha az; ama nadiren 400-500 kilometre hıza çıkabiliyor. Hortumların ortalama büyüklüğü 120-150 metredir ve yerde yaklaşık 8 kilometre sürüklenirler. “Canavar hortum” diye adlandırılan bazı hortumların büyüklüğü 1,5-2 km.yi bulabilir ve bir saat veya daha fazla süre sürüklenebilirler. ABD’de Mart 1925’te meydana gelen böyle bir hortum 695 kişinin ölümüne, 2027 kişinin yaralanmasına ve 16,5 milyon dolar (bugünkü değeri 50 milyon doların üzerinde) maddî hasara yol açmıştı. Bütün bunlar saat 13:00’ten 16:30’a kadar olan sürede gerçekleşmişti. Bu arada dört kasaba haritadan silinmiş, 6’dan fazla kasabada da ağır hasar meydana gelmişti. Bu şiddetli hortum yaklaşık 400 km yol aldıktan sonra kayboldu.

Araştırmacılar, son üç yüzyıldır yaptıkları çalışmalar sonucunda hortumu anlama konusunda oldukça mesafe kaydettiler. İlginç hortum olayları yıllardır gazetelerde, kitaplarda ve TV programlarında anlatıldı ve anlatılmaya da devam edecek gibi görünüyor. Havada uçan at sürülerinden, uyanıp kafasını penceresinden çıkarınca hortumun içinde yerden 7 metre yukarıda döndüğünü fark eden insanların hikâyelerine kadar birçok yaşanmış hadise kitaplarda ve gazetelerde yazıldı.

Hortumlar dünyanın birçok bölgesinde meydana gelebilir; fakat bu yıkıcı hortumlar genellikle Amerika’nın doğusunda yaz ve ilkbahar aylarında görülüyor. Bu bölgede yılda ortalama 800 tane hortum meydana gelir ve yaklaşık 80 kişinin ölümü ve 1500’ün üzerinde kişinin yaralanmasıyla sonuçlanır. Hortumlar Türkiye’de çok sık olmasa da özellikle güney kıyılarda görülmektedir. Meselâ 10 Ağustos 1997’de Şile’de bir hortum meydana geldi. Yine Antalya’nın Serik ilçesinde 13 Şubat 1999’da gerçekleşen hortum savurduğu bir reklam panosunu hareket halindeki otomobilin üzerine düşürdü. Bu olayda, tatilini geçirmek için Antalya’ya gelen Helma Werner öldü ve Manfred Schmidt ağır yaralandı.

Hortumlar, arkalarında garip olaylar da bırakır. Bu olayların en meşhuru tavukların hortumlar tarafından yolunmasıdır. 1943’te meydana gelen Michigan hortumunda otuz tane tavuk, tüyleri yolunmuş şekilde kaskatı kümeslerinin içinde bulunmuştu. Bunun sebebini bilim adamları uzun süre araştırdılar, ancak bir cevap bulamadılar. Şimdilik çoğu araştırmacı, hortumun korkunç sesi ve şiddetli dönüşünden tavukların korkarak tüylerini döktüklerini düşünüyor.

Tren ve uçak gibi araçların hortumla geçen maceraları ise inanılmaz geliyor. Çoğu kaynaklar nasıl böyle büyük nesnelerin de hortum yüzünden şekilden şekille girdiklerini anlatıyor. 1920’de Illinois hortumu 680 kg yük taşıyan bir yük vagonunu 12 metre boyunca taşıdıktan sonra tren istasyonunun yanına bırakmıştı. Hortumlara yakalanan uçaklar da vardır. 1953 Mayıs’ında Houston yakınlarında bir uçak uçarken birden pilot hortuma yakalandıklarını fark etti. İlk 20 saniyede uçağın altimetresi 3,6 km.den 5 km.ye yükseldi ve birden bire 1,2 km.ye kadar düştü. Bu süre içinde uçak hortumun içinde yuvarlanıp durdu.

Hortumlar böyle şiddetli ve yıkıcı olabildikleri gibi, pamuk yastıklar kadar yumuşak da olabiliyor. 1974’te Nisan ayında Ohio’daki hortumda Victor Greygory’nin çiftliği ve evi yıkılmıştı. Arkasında sadece bir ayna, bir kutu yumurta ve bir paket yılbaşı süsü bırakmıştı. Ve üçünde de en ufak bir çatlak dahi yoktu. 1917’de gerçekleşen bir hortum ise bir kavanoz turşuyu 40 km taşıdıktan sonra sapasağlam bir şekilde bir kanalın içine bırakmıştı.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1)

İnsan hayatı üzerinde volkanlar mı depremler mi daha etkilidir?Hangisinin olumsuz etkileri daha fazladır?

20/5/2009 · Kategori: araştıralım hazırlanalım

VOLKANİK HAREKETLER (VOLKANİZMA)
Yerin derinliklerinde bulunan mağmanın, yerkabuğunun zayıf kısımlarından yeryüzüne doğru yükselmesine volkanizma denir.
Katı, sıvı ya da gaz halindeki maddelerin yeryüzüne çıktığı yere volkan ya da yanardağ, bu maddelerin çıkışına da püskürme denir. Püskürdüğü bilinen volkanlar etkin volkanlar, püskürdüğü bilinmeyen volkanlar da sönmüş volkanlar olarak adlandırılır.

Volkanlardan çıkan akışkan maddelere lav, katı maddelere de volkan tüfü (proklastik maddeler) denir. Lavların ve tüflerin yeryüzüne çıkmak için izledikleri yola volkan bacası adı verilir. Yüzeye çıkan lav ve tüfün oluşturduğu yer şekline volkan konisi, koninin tepe kısmındaki çukur kısmına da volkan ağzı (krater) denilmektedir.
Kraterlerin patlamalar ya da çökmelerle genişlemiş şekillerine kaldera denir. Kalderalar kraterlere göre daha dik yamaçlıdırlar ve genişlikleri derinliklerine oranla daha fazladır.
Volkanların şekli ve püskürme özellikleri çıkardıkları maddelere göre değişir. Volkanik etkinlikler bazen yalnızca gaz patlaması şeklindedir. Bu durumda patlama çukurları oluşur. İç Anadoluda Karapınar ve Nevşehir dolaylarında bu tür patlama çukurları yaygındır.
Bu patlama çukurları maar olarak adlandırılır. Maarlar, volkanik faaliyetlerin yeni başladığı veya sona erdiği yerlerde daha çok görülürler.
Türkiyedeki Volkanik Sahalar
Doğu Anadolu Bölgesinde; Büyük Ağrı, Küçük Ağrı, Süphan, Tendürek ve Nemrut dağları
İç Anadolu Bölgesinde; Erciyes, Hasandağı, Melendiz, Karadağ, Karacadağ ve Karapınar çevresi
Güneydoğu Anadolu Bölgesinde; Karacadağ
Kuzeybatı Anadoluda; Köroğlu Dağları
Akdeniz Bölgesinde; Hatay yakınında Hassa çevresi
Ege Bölgesinde; Kula (Manisa) çevresi
SEİZMA HAREKETLERİ (DEPREMLER)
Yerkabuğundaki herhangi bir sarsıntının, çevreye doğru yayılan titreşim biçimindeki hareketine deprem denir.
1. Volkanik depremler
Volkanik püskürmeler esnasında görülen ve etki alanları dar olan depremlerdir.
2. Çöküntü (Göçme) depremleri
Kayatuzu, jips, kalker gibi kolay eriyebilen karstik sahalarda, zamanla yer altında büyük boşluklar oluşur. Bu boşlukların üstü bir müddet sonra çökerse sarsıntılar oluşur. Etki alanları en dar olan depremler bunlardır.
3. Tektonik (Dislokasyon) depremler
Yer kabuğunun derinliklerinde basınç ve gerilimler sonucu, katmanların yer değiştirme, oynama ve kırılma gibi hareketlerinin ortaya çıkardığı sarsıntılardır. Etki alanları en geniş olan ve en çok hasara neden olan depremler bunlardır.
Depremin, yerin içinde oluştuğu kısmına iç merkez (hiposantr) denir. Depremin yeryüzüne en kısa yoldan ulaştığı yere de dış merkez (episantr) denir. Deprem bilimi sismoloji, deprem şiddetini ölçen alet de sismograf olarak adlandırılır.
Depremlerin ne kadar kuvvetli olduğunu belirlemek için iki türlü ölçek kullanılır.
Richter (Rihter) ölçeği
Mercalli - Sieberg ölçeği (Şiddet Iskalası)
Mercalli - Sieberg ölçeği sarsıntının yol açtığı zarar ve değişikliklere göre düzenlenmiştir. Richter ölçeği ise, iç merkezde depremle boşalan enerjinin ölçülmesi esasına dayanır. Deprem sırasında boşalan bu enerjiye depremin büyüklüğü (magnitüdü) denir.
Yeryüzündeki en sık ve en şiddetli deprem kuşakları, ana çizgileriyle, genç kıvrımlı dağlar kuşağına ve Dünyanın başlıca kırıklı alanlarına tekabül etmektedir.
Pasifik Okyanusu, Japonya çevresi, Antil Adaları, Doğu Hint Adaları, Akdeniz çevresi ve Amerika kıtalarının batı kesimleri yeryüzünde depremlerin en çok olduğu alanlardır. Buna karşılık, eski jeolojik devirlerde oluşan Doğu Avrupa, Kanada, Sibirya, Grönland Adası, Avustralya ve İskandinav Yarımadasında hemen hemen hiç deprem olmamaktadır.
Türkiyedeki Deprem Alanları

Türkiye nüfusunun % 60'a yakını, faal olan ve zarar verebilen deprem alanları üzerinde yerleşmiştir.
Daha önce görülen Erzurum, Erzincan, Van, Bolu, Çankırı, Tokat, Adapazarı, Kütahya, Burdur, Lice, Bingöl, Dinar, Ceyhan, Gölcük ve Düzce depremlerinin büyük oranda can ve mal kaybına neden olmasında, bu kentlerin fay hatları üzerinde yer almalarının önemli rolü olmuştur.
Konya Ovası, Karaman, Mersin (Taşeli Plâtosu çevresi), Ergene Havzası ve Mardin Eşiği deprem bakımından tehlikesi az olan yerlerdir.
Depremlerden korunmak ve etkisini azaltmak için,
Kırık (fay) hatlarından uzak, sağlam zeminlere yerleşmek,
Mümkün olduğunca ovalarda yerleşmemek,
Depreme dayanıklı binalar inşa etmek,
Halkı, depremde alınacak sivil savunma önlemleri konusunda eğitmek, vb. önlemler gereklidir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Buzulların oluşumunda hava olaylarının etkisi

20/5/2009 · Kategori: araştıralım hazırlanalım

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/224796.jpg
Buzulların oluşumu:
1- Toktağan karların birikmesi,
2- IV. zaman buzul döneminden kalan buzullar.
Kalıcı Kar Sınırı:Kutuplar çevresinde ve dağların yüksek kısımlarında hava sıcaklığı düşük olduğundan yağışlar kar biçimindedir. Yoğun karların tümü yıl içinde eriyemez. Erimeden kalan bu karlara kalıcı kar ya da toktağan kar denir. Kalıcı karların başladığı yüksekliğe kalıcı kal sınırı( Toktağan kar sınırı) denir.Kalıcı kar sınırı ekvatorda yükseklerde kutuplara gidildikçe alçak seviyelere iner.
Kalıcı kar sınırının yükseltisi şekilde görüldüğü gibi kutuplara gidildikçe enlem etkisiyle azalır.
Kar örtüsü başlangıçta yumuşak ve gevşektir. Ancak, daha sonra soğuğun etkisi ve yağan karların sıkıştırması ile sertleşir. Buna buz kar ( neve buzulu), denir. Buz karlar, daha sonra üst üste yağan karların basıncı ile iyice katılaşır ve buzul haline gelir.
Buzulların büyüklüğü kar yağışına ve erime, parçalanma, ya da kristalleşmeye bağlı erimenin hızına ve tepelerden aşağıya ne hızla aktıklarına bağlı olarak değişir.

Dünya üzerindeki 169 buzulun 1950 yılına oranla ortalama uzunluğu

Hava sıcaklığı donma noktasının altındayken bile güneş ışığı kar ve buzun erimesine neden olabilir. Bulut örtüsündeki azalma ve kurak hava da erime sürecini hızlandırabilir.

Birikme kuşağında kar katmanları buzdan bir tepecik oluşturur. Daha az kar yağışı daha az buzlanma ve güneş ışığının kayalar ve tozlar tarafından daha az emilmesi anlamına gelir.

Soğuk iklimlerde buzullar çok az buz yitimiyle denizlere akarlar

Antarktika çevresinde yüzen dev buz kitleleri buzulları engeller. Bunlar parçalandığında buzullardaki akış hızında çarpıcı bir artış meydana gelir.

Buzullar eridiğinde geride kalan dengesiz tortu yığınlarında genellikle göller oluşur. Bu tortuların çökmesi feci sellere yol açabilir.

Yaz aylarında eriyen buzların suları yüzeyde toplanır. Bu sular "moulins" adı verilen yarıklardan sızarak buzulun tabanına akarlar ve akış hızında bir artışa neden olurlar.

Sıcak iklimlerde buzu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Hava olaylarının yeryüzü şekilleri üzerindeki olumsuz etkileri

20/5/2009 · Kategori: araştıralım hazırlanalım

http://img241.imageshack.us/img241/7294/515pxistanbulandbosporuwq0.jpg
* Sıcaklık farkı, yağışlar ve rüzgârlar yeryüzü şekillerinin oluşumunda etkili olaylardır.
* Rüzgârlar: Rüzgârlar bir yandan kil, kum ve toz gibi parçacıkları havada taşırken bir yandan da daha büyük kaya parçalarının birkaç santimetre hareket ettirerek yeryüzü şekillerini değiştirmektedir. Çöllerde ve deniz kıyılarında rüzgâr tarafından taşınan kum; kayaların ve çalılıkların etrafında birikip gelişmeye devam ederek zamanla kumulları oluşturmaktadır.
* Sıcaklık: Gündüzleri sıcaklığın etkisiyle genleşen kayalar, geceleri havanın soğumasıyla büzülür. Bu durumun sürekli
tekrarlanması ile kayalarda parçalanmalar ve çatlamalar meydana gelir. Yarı nemli bölgelerde bu çatlaklara dolan yağmur suları donarak parçalanmayı hızlandırır. Rüzgârla gelen parçacıklar geniş kayalara çarpınca zımpara etkisi yaparak kayaların yüzeyini bazen törpüleyip parlatırken bazen de parçalanmasına sebep olur. Rüzgârlar, sürati azaldığında taşıdığı parçacıkları ve kumu bir yerlerde bırakır

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Uzay çalışmaları sonucunda oluşan kirliliğin sebep ve sonuçları neler olabilir?

18/5/2009 · Kategori: araştıralım hazırlanalım

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/f/f3/Orion_Nebula_-_Hubble_2006_mosaic_18000.jpg/600px-Orion_Nebula_-_Hubble_2006_mosaic_18000.jpg
Kirliliğin sebebi uzaya gönderilen çeşitli araçlar, bunların meteorlarla çarparak oluşturduğu parçalar, uzay istasyonlarından bırakılan çöpler vs. dir. Bunlar çok hızlı bir şekilde yörüngede dolanırlar ve kirlilik oluştururlar, uydulara vs. çarparlar hasar verirler.

         Uzay kirliliği son 40 yılda ortaya çıkan bir sorundur. Dünya’nın çevresinde, değişik yörüngelerde dönen ve artık herhangi bir işlevi olmayan, insan yapımı cisimlerim tümü, uzay kirliliği olarak adlandırılır. Bunların arasında ömrünü tüketmiş uyduların yanı sıra roketlerin uzaya bırakılan üst aşamaları ve yörüngede oluşan patlamaların artıkları vardır.

         Uzay kirliliğinin şimdilik insanların günlük yaşamlarına doğrudan bir etkisi yoktur. Bu nedenle de genellikle göz ardı edilen yada unutulan bir sorun olmuştur. Hatta insanların büyük bir bölümü böyle bir sorunun varlığından bile habersizdir. Ancak eğer önlem alınmazsa, uzay kirliliği önümüzdeki 25-30 yıl içinde uzay aştırmaları açısından çok ciddi bir  sorun olacaktır.

         Uzayda kirlilik yaratan parçacık sayısı her geçen gün biraz daha artmaktadır. Her ne kadar bu döküntülerin büyük bir kısmı zamanla Dünya’ya düşse de uzay kirliliğinin oluşum hızı, yok olma hızından daha büyük. Döküntüler Dünya’nın çevresinde iki bölgede yoğunlaşıyor. Birinci bölge Dünya’dan 36.000 km uzaktaki bölgedir. Bu bölgenin özelliği, buradaki uyduların periyotlarının 24 saat olmasıdır. Bir başka deyişle, bu yörüngedeki bir uydu, batıdan doğuya hareket ettiği için, sürekli dünyanın aynı bölgesi üzerinde yer alır (tıpkı Türksat1B ve Türksat1C gibi). Bu yörüngede 150’si roket üst aşaması olmak üzere 700 büyük cisim saptanmış ve kataloglanmıştır. Bu bölgedeki döküntülerin hızları Alçak Dünya Yörüngesi’ndekilere göre daha düşüktür; saatte 7.000 km kadar. Bu döküntülerin uzay çalışmaları açısından yarattığı tehlike de çok azdır.

“Uzay çöplüğünde kaç tane ömrünü tamamlamış uydu bulunduğu bilinemiyor. Ancak meteor çarpması, manyetik fırtına ve birbirleriyle çarpışmaları sonucu bu uyduların ufak parçalara dağılmış oldukları sanılıyor. Uzay komitesinin 1968 yılında aldığı karara göre, her devlet uzaya yolladığı araçların denetiminden ve geri getirilmesinden sorumlu. Ancak bu kararın şu andaki teknoloji ile uzay mekikleri dışında uygulanması mümkün olmuyor.”

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Başkalaşım kayaçlarının özellikleri ve kullanım alanları

15/5/2009 · Kategori: araştıralım hazırlanalım

http://img100.imageshack.us/img100/2649/32197083bw3.jpg

Tabakalar halindedir.

Sert bir yapıya sahiptirler.

Fosil bulundurmazlar.

 

Başkalaşım Kayaçlarının Kullanımı

Mermer ve arduaz en çok kullanılan iki başkalaşım kayacıdır. Mermer birçok mimar ve heykeltıraşın eserlerinde yaygın  olarak kullanmaktadır. Hindistan'ın  Agra kentindeki sanat şaheserlerinden biri olan Taç Mahal bunlardan biridir. 

Yapraklı bir yapıda olması sebebiyle arduaz zemin, çatı ve kaldırım kaplaması olarak

kullanılmaktadır. Ayrıca gri, siyah, kırmızı ve mor gibi renklere sahip olan arduaz

binalarda dekor malzemesi olarak da kullanılmaktadır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

« Önceki :: Sonraki »