araştıralım hazırlanalım - aradığınız tüm ödevler bu mekanda!!!Doğru yerdesiniz!!! - Blogcu




ÖDEVİSTAN.........ARADIĞINIZ TÜM ÖDEVLER BURDA!!!... ..HOŞ GELDİNİZZZZ...ÖDEVİSTAN!!!.....

Sürat Cetveli-Araştıralım Hazırlanalım

22/11/2009 · Kategori: arastiralim hazirlanalim

http://www.fenokulu.net/kavramresim5/enhizlisihangisi.jpg
Sürat, hareketli varlıkların belirli bir yolu ne kadar zamanda aldığını belirler. Sürati hesaplayabilmek için bir cismin hareketi boyunca aldığı yolu ve cismin bu yolu alması için geçen zamanı bilmemiz gerekir.

Bu bilgileri kullanarak bir cismin süratini hesaplamak için, cismin aldığı yolu geçen zamana oranlarız.

 


Ölçülen her büyüklüğün mutlaka bir birim ile belirtilmesi gerektiğini biliyoruz. Uzunluk birimini santimetre (cm), metre (m), kilometre (km); zaman birimini ise saniye (s), dakika (dk.), saat (h) olarak ifade edebiliriz.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Gezegenlerin hangisinde okul çantamızı taşımak kolay olurdu?

22/11/2009 · Kategori: arastiralim hazirlanalim

http://www.yurthaber.com/images/other/ogrencilerin-canta-tercihini-cizgi-film-kahramanlari-belirliyor-03.jpg
Gezegenlerin hangisinde okul çantamızı taşımak kolay olurdu?
• 1 kg lık kütleye uygulanan çekim kuvveti;
– Güneş’te → 247 N
– Merkür’de → 3,70 N
– Venüs’te → 8,87 N
– Ay’da → 1,62 N
– Dünya’da → 9,81 N
– Mars’ta → 3,77 N
– Jüpiter’de → 23,30 N
– Satürn’de → 9,20 N
– Uranüs’te → 8,69 N
– Neptün’de → 11,00 N

Verilen kütle çekim kuvvetlerine göre;

• Kütlesi en büyük ola gezegen Jüpiter’dir.
• Dünya’daki kütle çekim kuvveti Ay’daki kütle çekim kuvvetinin yaklaşık 6 kat daha fazladır.

Kütle çekim kuvveti Merkür'de en az olduğu için Merkür'de çantayı tasımak daha kolay olacaktır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Katı sıvı ve gazların basıncından yararlanılarak hangi teknoloji

22/11/2009 · Kategori: arastiralim hazirlanalim

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/1/1a/Ertingen_Dampfmaschine.JPG/800px-Ertingen_Dampfmaschine.JPG
Katı sıvı ve gazların basıncından yararlanılarak hangi teknolojik araçlar geliştirilmiştir?
Bu teknolojik araçları günlük hayatımızın hangi alanlarında kullanırız?
Belediye otobüslerinin kapılarının açılıp kapanması gaz basıncı ile olur.

Buhar Motoru (1698)
Buhar motoru, endüstri devriminin başlamasına, dünya için iyi, o dönemde yaşayan zavallılar için pek fena bir sürü olayın yaşanmasına sebep oldu. İlk kez hayvan gücü aşılıyordu ve insanlar çılgınca sürekli bu gücü kullanacakları yeni alanlar buldular. Bunun için 1968'de buhar motorunun patentini alan Thomas Newcomen'e teşekkür etme nezaketini gösterdiler mi bilemeyiz tabii.

Buhar makinesi, buharın içinde var olan ısı enerjisini, mekanik enerjiye dönüştüren bir dıştan yanmalı motordur. Buhar makineleri, lokomotifler, buharlı gemiler, pompalar, buharlı traktörler ve endüstriyel devreler olabilir.
Bir buhar makinesi basınç altında buhar üretmek için suyu kaynatacak bir kazana ihtiyaç duyar. Herhangi bir ısı kaynağı kullanılabilir, fakat genelde odun, kömür veya petrol türevi yakıtların yakılmasından elde edilen ateş kullanılır. Çalışma prensibi olarak, ısı enerjisini alan buhar genişler ve bir piston veya türbine karşı yönde baskı uygular (iter), bu hareket çarkların dönmesi veya diğer mekanizmaların hareket alması ile mekanik enerjiye (işe) dönüşür.

Savery Makinası
1698 yılında İngiliz mühendis Thomas Savery (1650-1715) buharla çalışan ,madendeki suyu dışarı atmak için kullanılan bir tulumba yaptı. Tulumba yüksek basınçla çalıştığından o günün teknolojisine göre bu tip bir buharı güvenli biçimde kullanacak düzeyde değildi. Ayrıca gerekli buharı oluşturmak için suyu ısıtmada çok fazla yakıt kullanılıyordu. Bu tip makinaların öncülü olan Savery’nin makinası verimsiz olduğundan fazla kullanılmadı fakat kendinden sonra gelen makinalar için temel teşkil etti.

Newcomen Makinası
1712'de İngiliz mühendis Thomas Newcomen (1663-1729) yeni bir tür buhar makinesi geliştirdi. Bu alet çalışırken suyu yukarı doğru emecek boşluğu oluşturmak için buhar gerektirmiyor ve dışarı atmak için yüksek basınçlı buharın kullanılması ile çalışmıyordu. Newcomen’in makinesi pistonu itmek için sıradan alçak basınçlı buharı kullanıyordu. Böylece pistonların yüksek basınçlı buhar kullanıldığında olduğu gibi sıkıca oturtulmasına gerek kalmıyordu. Ayrıca daha az tehlikeliydi. Yine de makine istenilen verime ulaşamamış ve yakıt tüketimi azalmamıştı.

Watt Makinası
1764 yılında bozulan Newcomen makinalarından biri onarılması için İskoçyalı mühendis James Watt’a verildi. Makinayı onaran watt aynı zamanda randımanı düşük bu makineyi geliştirmek de istedi. Arkadaşı İskoç kimyacı Joseph Black’tan gizil ısı’yı öğrenmiş olan Watt aynı odayı sürekli ısıtıp soğutmanın ne kadar israflı bir şey olduğunu anladı ve aklına iki oda yapmak fikri geldi. Biri sürekli sıcak , diğeri de sürekli soğuk tutulacaktı. Buhar işini yaparken sıcak odada bulunacaktı ve su haline getirilmesi gerektiğinde supaplar sistemiyle soğuk odaya alınacaktı.
Watt 1781 yılına gelindiğinde makinasını iyice geliştirmiş ve pistonun ileri geri hareketini ustalıkla bir tekerleğin dönme hareketine çeviren mekanik aletleride icat etmişti.

Buhar Türbinleri
1884 yılında İngiliz mühendis Charles Algernon Parsons (1854-1931) ilk başarılı buhar türbinini yapmıştır. Bu sayede yüksek hızlı gemi yapımı kolaylaşmış. Jeneratörlerde kullanılması kolaylaşmıştır.

Buhar Makinasının Verimi
James Watt’ın geliştirmesine rağmen buhar makinalarının verimi halen %7 civarında idi kalan %93 boşa giden ısı olarak kayboluyordu.
Buhar makinasının verimini inceleyen ilk kişi Fransız fizikçi Nicolas Leonard Sadi Carnot’tur (1796-1832) 1824 yılında yayımladığı Ateşin Tahrik Kuvveti Üzerine isimli kitabında buhar makinasının maksimum veriminin en sıcak halindeki buhar ile en soğuk halindeki suyun sıcaklığı arasındaki farka bağlı olduğunu gösterdi. Carnot ısı ve işin birbirlerine dönüşmesi yolunu ilk olarak ele alan kşi olduğundan Termodinamik biliminin kurucusu kabul edilmektedir.

Buharlı Ulaşım Araçları
Buharlı Gemiler
1787 yılına kadar buharlı motorlar sadece su pompalarını ve tekstil makinalarını çalıştırmak için kullanılmıştı. 22 Ağustos 1787 yılında ise Amerikalı mucit John Fitch (1743-1798) ilk vapuru Delaware Nehri’ne indirmiştir. Bir süre Philaderphia ile Trenton arasında düzenli vapur yolculuğu yapılmasını sağlamıştır.Fakat Fitch ticari anlamda başarı kazanamamıştır. 1807 yılına gelindiğinde ise yine Amerikalı mucit olan Robert Fulton saatte 8 km hızla giden adını Clermont koyduğu kırk metre uzunluğundaki vapurları Hudson Nehri’nde işletmeye başladı. Bu sefer Fitch’in tersine ticari başarı kazanıldığından Fulton vapuların mucidi kabul edilmektedir. 1809 yılında ise Moses Rogers komutası altındaki Phoenix okyonusa açılan ilk buharlı vapur oldu. 1811 yılında Mississippi Nehri üzerinde işleyen ilk gemi New Orleans faaliyete geçti.
Okyonusu aşan ilk gemi ise 1819 yılında Georgia Savannah’tan İngiltere’deki Liverpool’a beşbuçuk haftada ulaşan Savannah isimli gemi oldu . Yolculuğun büyük kısmı yelkenlerin açılması ile bitirildiğinden aslında buharlı gemi sayılmazdı.
1827 yılında Türbinlerin ve gemi pervanesinin keşfedilmesi sonucu , pervanenin yan çarktan daha etkili olduğu anlaşıldı ve gemi teknolojisi hızla gelişti.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Ülkemizdeki levha sınırları ve fay hatları

20/5/2009 · Kategori: arastiralim hazirlanalim

http://www.dinamiksigorta.com/deprem_harita.gif

Levha Tektoniği Kuramı'na göre depremlerin ve volkanik aktivitelerin meydana geldiği levha sınırları üç tipte bulunmaktadır.
a) Uzaklaşan (Ayrılan) Levha Sınırları Bunlar, genişleme gösteren levha sınırlarıdır. Levhalar bu sınırlarda birbirinden açılma gösterirler. Örneğin, Okyanus Ortası Sırtları böyledir. Buralarda Astenosferden yükselen magma araladıkları sınırları yeni malzeme ile doldurarak yeni litosfer üretmiş olurlar. Okyanus ortası sırtları boyunca arz yüzeyine çıkan erimiş manto malzemeleri soğuyarak katılaştıkları jeolojik zamanın arz manyetik alanının yön ve doğrultusunu saklarlar.
b) Yakınlaşan (Çarpışan) Levha Sınırları Bunlar birbirine yaklaşma, sıkışma gösteren levha sınırlarıdır. Bu sınırlar okyanuslarda ve kıtalar arasında farklı yaklaşım sergilerler. Okyanuslarda genelde daha yoğun, ağır ve ince olan litosfer tabakası kıtasal olan litosferin altına dalarak, astenosfer derinliklerinin sıcaklığı ile eriyerek yok olurlar. (dalma-batma zonları) Kıtalar arası yakınlaşma, aslında karşılıklı bir çarpışmadan ibarettir. Çarpışmanın olduğu bu sınırlarda deprem kuşağı ve dağ silsileleri meydana getirirler.
c) Yanal Yer Değiştirme (Transform Fay Sınırları) Okyanus sırtlarında birbirlerinden konveksiyon akımları ile ayrılan litosferin bir çeşit yırtılması söz konusudur ki, böyle yırtılma hallerinde düz bir doğrultu takip edilmeyip zayıf yerlerin tercih edeceğini hepimiz deneylerimizden biliriz. Okyanus sırtları zayıf yerlere sıçrama yaptığında birbirine yanal atımlı faylarla bağlanırlar. Bu fayların doğrultuları hemen hemen sırtlara diktirler, yani, dönüşüm yapmışlardır. Bu nedenle bu faylara transform faylar denir. Faylar yanal atım yapmışlardır.

TÜRKİYE'DEKİ FAY HATLARI

 

Kuzey Anadolu Fay Hattı (KAF): Saroz Körfezi’nden başlar, Marmara Denizi, Sapanca Gölü, Adapazarı, Tosya ve Erzincan üzerinden Van Gölü kuzeyine kadar uzanır.

 

Doğu Anadolu Fay Hattı (DAF): Hatay grabeninden başlar, K. Maraş, Adıyaman, Malatya ve Elazığ ovalarından geçerek Bingöl’e kadar sokulur.

 

Batı Anadolu Fay Hattı (BAF): Ege Bölgesi’nde, kuzeyden güneye doğru uzanan çok sayıdaki fay hatlarından oluşur.

 

Fay hatları, yer kabuğunun zayıf ve hareket halindeki bölgeleridir. Volkanik sahalar, genç kıvrım dağları ve deprem alanlarının uzanışı fay hatlarıyla paralellik gösterir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Deprem bölgeleri ile fay hatları arasındaki ilişki

20/5/2009 · Kategori: arastiralim hazirlanalim

http://www.yapi.com.tr/V_Images/2009/haberler/66392_cin_deprem.jpg

   Kuzey Anadolu Deprem Bölgesi

Saroz Körfezinden Marmara Denizine oradan İzmit Körfezi, Adapazarı, Düzce, Hendek, Bolu, Çankırı, Amasya, Tokat, Erzincan ve Erzurumdan Van Gölünün kuzeyine kadar uzanan bölge.

  • * Batı Anadolu Deprem Bölgesi

Büyük Menderes, Küçük Menderes, Gediz, Bakır ovaları, Güney Marmara ve İç Batı Anadoluyu içerisine alan kuşak.

  • * Güneydoğu Anadolu Deprem Bölgesi

Hatay, ıskenderun, Kahramanmaraş olduğundan Van Gölünün güneyine kadar uzanan hattır.
Yukarıda belirtilen yerler 1. dereceden deprem tehdidi altında olan yerlerdir.

TÜRKİYE'DEKİ FAY HATLARI

 

Kuzey Anadolu Fay Hattı (KAF): Saroz Körfezi’nden başlar, Marmara Denizi, Sapanca Gölü, Adapazarı, Tosya ve Erzincan üzerinden Van Gölü kuzeyine kadar uzanır.

 

Doğu Anadolu Fay Hattı (DAF): Hatay grabeninden başlar, K. Maraş, Adıyaman, Malatya ve Elazığ ovalarından geçerek Bingöl’e kadar sokulur.

 

Batı Anadolu Fay Hattı (BAF): Ege Bölgesi’nde, kuzeyden güneye doğru uzanan çok sayıdaki fay hatlarından oluşur.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Bölgemizde meydana gelebilecek hortumlar için alabileceğimiz önl

20/5/2009 · Kategori: arastiralim hazirlanalim

http://www.gulyarasi.com/medya/data/media/125/www_yeniresim_com_-_Doa_Resimleri_-_Hortum.jpg
1- Eğer evde veya kapalı bir mekanda iseniz, en iyi yol daha önceden hazırlanmış sığınağa veya bodrum katına kaçmak ve burada havaya fırlatılan nesnelerden zarar görmemek için sağlam bir eşyanın örneğin ağır bir masanın altına girmektir.
2- Eğer böyle bir sığınak veya bodrum katı yoksa, hemen en alt kattaki penceresi olmayan veya en az olan bir bölüme girmek, varsa sağlam bir eşyanın altına gizlenmektir. Bu amaca en uygun yerler banyo ve tuvaletlerdir. Zira tesisat boruları duvarların direncini arttırıcı etkide bulunur.
3- Pencerelerden uzak durmalıdır.
4- Eğer zayıf bir yapıda (prefabrik evler gibi) bulunuyorsanız bir an evvel terketmek ve çevredeki binalarda sığınacak yer aramak gerekir. Yine yerleşim alanındaki bir vasıtada iseniz aynı şekilde arabayı terkederek yakınlarda bir sığınak aramak en akılcı olanıdır. Bunun yerine arabayı kullanmaya devam ederek hortumdan kaçmaya çalışmak yanlıştır.
5- Eğer kırsal bir arazide iseniz ve çevrede sığınacak hiç bir yer yoksa en iyi yol hemen yere çökerek başı kolların arasına almak ve beklemektir.
6- Okul, işyeri, alışveriş merkezi gibi yerlerde ise hemen korunma planlarını bularak ona göre hareket etmek gerekir. Bulunmadığı durumda ise yine en alt katlardaki güvenli yerlere koşmalıdır.
Unutmamalıdır ki bir hortum esnasında alınacak bu önlemler ile sizin ve ailenizin yaşamı kurtulabilir. Bu konudaki bilgisizlik ise sizin ve sevdiklerinizin hayatına mal olabilecek sonuçlar doğurabilir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Ülkemizde farklı deprem kuşaklarının bulunmasının sebebi

20/5/2009 · Kategori: arastiralim hazirlanalim

Türkiye dünyanın aktif deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya deprem kuşağı üzerinde yer alır Ülkemizin yüz ölçümünün % 42si birinci derece deprem kuşağı üzerindedir. 20. yyın başlarından beri yapılan istatistiği çalışmalar Türkiyede yaklaşık olarak her iki yılda bir yıkıcı deprem, her üç yılda bir de pek çok yıkıcı deprem olduğunu göstermektedir. Bu durum Türkiyede kaçınılmaz bir doğal afet olduğunu ortaya koymaktadır. Yapılması gereken en önemli önlem depremin özelliklerini çok iyi tanıyıp gerekli tedbirleri zamanında almaktır.

Ülkemizde başlıca deprem kuşakları şunlardır:

a)Kuzey Anadolu Deprem Kuşağı:Türkiyenin kuzey kesiminde doğu-batı doğrultusunda uzanan kuzey Anadolu deprem kuşağı yaklaşık 1500 km uzunluğa sahiptir. Marmara Bölgesinde; Saros Körfezinden başlar, Doğu Anadolu Bölgesindeki Aras Vadisine kadar uzanır. Bu kuşak Gelibolu, Marmara Denizinin derin kısımları, İzmit Körfezi, Adapazarı,Düzce-Bolu, Gerede,Merzifon, Suluova, Erbaa-Niksar, Kelkit vadisi ile Erzincan, Erzurum, Varto ve Van üzerinden geçen bir hat şeklinde uzanır. Ayrıca Çanakkale, Edremit, Bursa ve İznik bu kuşak içerisinde kalır. Bu kuşak an çizgileriyle “Kuzey Anadolu Fay Hattı” adını alır. Kuzey Anadolu Fayının kuzeyinde ve güneyinde ortalama 50km genişliğindeki alanı kapsayan bu kuşak içerisindeki çok şiddetli depremlerin meydana gelme olasılığı yüksektir.

b)Güneydoğu Anadolu Deprem Kuşağı: İskenderun Körfezinden Vanın doğusuna kadar bir yay çizerek uzanır. Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya, Elazığ, Bitlis ve Van bu kuşaktır. Bu kırık hattı, Kuzey Anadolu deprem kuşağı ile Bingöl-Karlıova çevresinde birleşir. Ayrıca Van Gölü çevresi ile, kuzeye doğru Malazgirt, Tutak(Ağrı), Aşkale-Erzurum-Pasinler-Horasan havzalarındaki faylar üzerinde de sıkça depremler oluşmaktadır.

c)Batı Anadolu Deprem Kuşağı: Ege Bölgesindeki Bakırçay, Gediz, Küçük ve Büyük Menderes çöküntü ovaları boyunca uzanan bazı diri fay hatları bulunmaktadır. Bu fay hatlarına uyum gösteren deprem kuşağı; Ayvalık, Dikili, İzmir, Aydın, Denizli, Isparta ve Akşehirin içine alır. Ayrıca Burdur, Acıgöl havzalarının kenarlarında ve Sultan Dağlarının kuzey eteklerinde de faylar uzamaktadır. Bu faylar boyunca zaman zaman depremler olmaktadır.

Yurdumuz deprem tehlikesi bakımından beş bölgeye ayrılmıştır:I. derece deprem bölgeleri; başta Kuzey Anadolu ve Güneydoğu Anadolu fay kuşakları boyunca uzanan sahalar ile Ege Bölgesi ve Göller Yöresini kapsar.II. derece deprem bölgesi; I. derece deprem bölgelerinin çevresini kuşatır. Trakyanın kuzeyi, Karadeniz kıyıları. İç Anadolunun çevresi ile Güneydoğu Anadolunun güneyi III. Ve IV. Derece deprem alanlarını oluşturur. Tuz Gölü ile Akdeniz kıyısı arasındaki saha deprem tehlikesinin en az olduğu V. Derece deprem bölgesidir.

Bazı büyük şehirlerimizin I. Derece deprem bölgeleri üzerinde kuruldukları, nüfusumuzun yarıdan fazlasının bu sahalarda yaşadığı bir gerçektir. Türkiye, deprem riski açısından dünyanın en önde gelen ülkelerindendir. Depremlerin oluşturacağı hasarları azaltmanın en etkin iki yolu depreme dayanıklı yapılar inşa etmek ve toplumu depreme karşı eğitmektir. Yaşadığımız mekanlarda depremin olumsuz etkilerini en aza indirebilmek için bazı önlemler alınmalıdır. Bunun ötesinde sarsıntı sırasında ve sonrasında yapılması gereken işler ile uygulanması gereken kurallar özellikle can kaybını azaltmak açısından çok önemlidir. Depremin ne zaman olacağını belirlemek günümüzde teknik açıdan mümkün olmadığından deprem bölgelerinde yaşayan insanların bu konuda her sn hazırlıklı olmaları gerekmektedir

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Hortumların güçlerine göre verdiği zararlar ve örnekler

20/5/2009 · Kategori: arastiralim hazirlanalim

http://www.harikasozler.net/data/media/610/www.harikasozler.net_-_Deik_bir_hortum_olumu.jpg

Kasabaları haritadan silen rüzgâr

   Hızları saatte 500 km.yi, büyüklükleri ise 2 km.yi bulabiliyor. Trenleri uçuruyor, uçakları düşürüyor, tavukları yoluyorlar.

  GÖKYÜZÜNDE SICAK hava ve soğuk havanın çarpışıp soğuk havanın sıcak havanın üzerine yerleşmesi hortumun, diğer adıyla tornadonun, gerçekleşmek üzere olduğunun habercisidir. Çünkü sıcak hava her zaman daha yukarıya çıkmaya çalışır—tıpkı sıcak havayla doldurulan balonların yükseklere uçması gibi. Bu durumda hızla yukarı çıkan sıcak hava soğuk havanın içine çekilir ve bu dalgalanmalar sonucu dev bir huniye benzeyen hortum ortaya çıkar. Havadaki basıncın azalması, su buharının suya dönüşmesi gibi reaksiyonların etrafa yaydığı yüksek enerji, hortum için bir nevi yakıt görevi görür. Bu olaylar gerçekleştikten hemen sonra hızı saatte 500 km.ye varan, büyüklüğü ise 2 km.yi bulabilen hortumlar ortaya çıkabilir, sonra da havada uçuşan arabalar, hayvan sürüleri, insanlar görülebilir. Bir iki saat sonra hortum bölgeyi terk ettiğinde, arkasında enkaz yığınları ve onlarca garip hikâye bırakmıştır.

Hortumun huni şeklindeki gövdesi bulutlardan yere doğru uzanarak hortumu şekillendirir. Son yıllarda video kayıtlarıyla yapılan araştırmalara göre, hortumların çoğunun hızı saatte 180 kilometreden daha az; ama nadiren 400-500 kilometre hıza çıkabiliyor. Hortumların ortalama büyüklüğü 120-150 metredir ve yerde yaklaşık 8 kilometre sürüklenirler. “Canavar hortum” diye adlandırılan bazı hortumların büyüklüğü 1,5-2 km.yi bulabilir ve bir saat veya daha fazla süre sürüklenebilirler. ABD’de Mart 1925’te meydana gelen böyle bir hortum 695 kişinin ölümüne, 2027 kişinin yaralanmasına ve 16,5 milyon dolar (bugünkü değeri 50 milyon doların üzerinde) maddî hasara yol açmıştı. Bütün bunlar saat 13:00’ten 16:30’a kadar olan sürede gerçekleşmişti. Bu arada dört kasaba haritadan silinmiş, 6’dan fazla kasabada da ağır hasar meydana gelmişti. Bu şiddetli hortum yaklaşık 400 km yol aldıktan sonra kayboldu.

Araştırmacılar, son üç yüzyıldır yaptıkları çalışmalar sonucunda hortumu anlama konusunda oldukça mesafe kaydettiler. İlginç hortum olayları yıllardır gazetelerde, kitaplarda ve TV programlarında anlatıldı ve anlatılmaya da devam edecek gibi görünüyor. Havada uçan at sürülerinden, uyanıp kafasını penceresinden çıkarınca hortumun içinde yerden 7 metre yukarıda döndüğünü fark eden insanların hikâyelerine kadar birçok yaşanmış hadise kitaplarda ve gazetelerde yazıldı.

Hortumlar dünyanın birçok bölgesinde meydana gelebilir; fakat bu yıkıcı hortumlar genellikle Amerika’nın doğusunda yaz ve ilkbahar aylarında görülüyor. Bu bölgede yılda ortalama 800 tane hortum meydana gelir ve yaklaşık 80 kişinin ölümü ve 1500’ün üzerinde kişinin yaralanmasıyla sonuçlanır. Hortumlar Türkiye’de çok sık olmasa da özellikle güney kıyılarda görülmektedir. Meselâ 10 Ağustos 1997’de Şile’de bir hortum meydana geldi. Yine Antalya’nın Serik ilçesinde 13 Şubat 1999’da gerçekleşen hortum savurduğu bir reklam panosunu hareket halindeki otomobilin üzerine düşürdü. Bu olayda, tatilini geçirmek için Antalya’ya gelen Helma Werner öldü ve Manfred Schmidt ağır yaralandı.

Hortumlar, arkalarında garip olaylar da bırakır. Bu olayların en meşhuru tavukların hortumlar tarafından yolunmasıdır. 1943’te meydana gelen Michigan hortumunda otuz tane tavuk, tüyleri yolunmuş şekilde kaskatı kümeslerinin içinde bulunmuştu. Bunun sebebini bilim adamları uzun süre araştırdılar, ancak bir cevap bulamadılar. Şimdilik çoğu araştırmacı, hortumun korkunç sesi ve şiddetli dönüşünden tavukların korkarak tüylerini döktüklerini düşünüyor.

Tren ve uçak gibi araçların hortumla geçen maceraları ise inanılmaz geliyor. Çoğu kaynaklar nasıl böyle büyük nesnelerin de hortum yüzünden şekilden şekille girdiklerini anlatıyor. 1920’de Illinois hortumu 680 kg yük taşıyan bir yük vagonunu 12 metre boyunca taşıdıktan sonra tren istasyonunun yanına bırakmıştı. Hortumlara yakalanan uçaklar da vardır. 1953 Mayıs’ında Houston yakınlarında bir uçak uçarken birden pilot hortuma yakalandıklarını fark etti. İlk 20 saniyede uçağın altimetresi 3,6 km.den 5 km.ye yükseldi ve birden bire 1,2 km.ye kadar düştü. Bu süre içinde uçak hortumun içinde yuvarlanıp durdu.

Hortumlar böyle şiddetli ve yıkıcı olabildikleri gibi, pamuk yastıklar kadar yumuşak da olabiliyor. 1974’te Nisan ayında Ohio’daki hortumda Victor Greygory’nin çiftliği ve evi yıkılmıştı. Arkasında sadece bir ayna, bir kutu yumurta ve bir paket yılbaşı süsü bırakmıştı. Ve üçünde de en ufak bir çatlak dahi yoktu. 1917’de gerçekleşen bir hortum ise bir kavanoz turşuyu 40 km taşıdıktan sonra sapasağlam bir şekilde bir kanalın içine bırakmıştı.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

İnsan hayatı üzerinde volkanlar mı depremler mi daha etkilidir?H

20/5/2009 · Kategori: arastiralim hazirlanalim

VOLKANİK HAREKETLER (VOLKANİZMA)
Yerin derinliklerinde bulunan mağmanın, yerkabuğunun zayıf kısımlarından yeryüzüne doğru yükselmesine volkanizma denir.
Katı, sıvı ya da gaz halindeki maddelerin yeryüzüne çıktığı yere volkan ya da yanardağ, bu maddelerin çıkışına da püskürme denir. Püskürdüğü bilinen volkanlar etkin volkanlar, püskürdüğü bilinmeyen volkanlar da sönmüş volkanlar olarak adlandırılır.

Volkanlardan çıkan akışkan maddelere lav, katı maddelere de volkan tüfü (proklastik maddeler) denir. Lavların ve tüflerin yeryüzüne çıkmak için izledikleri yola volkan bacası adı verilir. Yüzeye çıkan lav ve tüfün oluşturduğu yer şekline volkan konisi, koninin tepe kısmındaki çukur kısmına da volkan ağzı (krater) denilmektedir.
Kraterlerin patlamalar ya da çökmelerle genişlemiş şekillerine kaldera denir. Kalderalar kraterlere göre daha dik yamaçlıdırlar ve genişlikleri derinliklerine oranla daha fazladır.
Volkanların şekli ve püskürme özellikleri çıkardıkları maddelere göre değişir. Volkanik etkinlikler bazen yalnızca gaz patlaması şeklindedir. Bu durumda patlama çukurları oluşur. İç Anadoluda Karapınar ve Nevşehir dolaylarında bu tür patlama çukurları yaygındır.
Bu patlama çukurları maar olarak adlandırılır. Maarlar, volkanik faaliyetlerin yeni başladığı veya sona erdiği yerlerde daha çok görülürler.
Türkiyedeki Volkanik Sahalar
Doğu Anadolu Bölgesinde; Büyük Ağrı, Küçük Ağrı, Süphan, Tendürek ve Nemrut dağları
İç Anadolu Bölgesinde; Erciyes, Hasandağı, Melendiz, Karadağ, Karacadağ ve Karapınar çevresi
Güneydoğu Anadolu Bölgesinde; Karacadağ
Kuzeybatı Anadoluda; Köroğlu Dağları
Akdeniz Bölgesinde; Hatay yakınında Hassa çevresi
Ege Bölgesinde; Kula (Manisa) çevresi
SEİZMA HAREKETLERİ (DEPREMLER)
Yerkabuğundaki herhangi bir sarsıntının, çevreye doğru yayılan titreşim biçimindeki hareketine deprem denir.
1. Volkanik depremler
Volkanik püskürmeler esnasında görülen ve etki alanları dar olan depremlerdir.
2. Çöküntü (Göçme) depremleri
Kayatuzu, jips, kalker gibi kolay eriyebilen karstik sahalarda, zamanla yer altında büyük boşluklar oluşur. Bu boşlukların üstü bir müddet sonra çökerse sarsıntılar oluşur. Etki alanları en dar olan depremler bunlardır.
3. Tektonik (Dislokasyon) depremler
Yer kabuğunun derinliklerinde basınç ve gerilimler sonucu, katmanların yer değiştirme, oynama ve kırılma gibi hareketlerinin ortaya çıkardığı sarsıntılardır. Etki alanları en geniş olan ve en çok hasara neden olan depremler bunlardır.
Depremin, yerin içinde oluştuğu kısmına iç merkez (hiposantr) denir. Depremin yeryüzüne en kısa yoldan ulaştığı yere de dış merkez (episantr) denir. Deprem bilimi sismoloji, deprem şiddetini ölçen alet de sismograf olarak adlandırılır.
Depremlerin ne kadar kuvvetli olduğunu belirlemek için iki türlü ölçek kullanılır.
Richter (Rihter) ölçeği
Mercalli - Sieberg ölçeği (Şiddet Iskalası)
Mercalli - Sieberg ölçeği sarsıntının yol açtığı zarar ve değişikliklere göre düzenlenmiştir. Richter ölçeği ise, iç merkezde depremle boşalan enerjinin ölçülmesi esasına dayanır. Deprem sırasında boşalan bu enerjiye depremin büyüklüğü (magnitüdü) denir.
Yeryüzündeki en sık ve en şiddetli deprem kuşakları, ana çizgileriyle, genç kıvrımlı dağlar kuşağına ve Dünyanın başlıca kırıklı alanlarına tekabül etmektedir.
Pasifik Okyanusu, Japonya çevresi, Antil Adaları, Doğu Hint Adaları, Akdeniz çevresi ve Amerika kıtalarının batı kesimleri yeryüzünde depremlerin en çok olduğu alanlardır. Buna karşılık, eski jeolojik devirlerde oluşan Doğu Avrupa, Kanada, Sibirya, Grönland Adası, Avustralya ve İskandinav Yarımadasında hemen hemen hiç deprem olmamaktadır.
Türkiyedeki Deprem Alanları

Türkiye nüfusunun % 60'a yakını, faal olan ve zarar verebilen deprem alanları üzerinde yerleşmiştir.
Daha önce görülen Erzurum, Erzincan, Van, Bolu, Çankırı, Tokat, Adapazarı, Kütahya, Burdur, Lice, Bingöl, Dinar, Ceyhan, Gölcük ve Düzce depremlerinin büyük oranda can ve mal kaybına neden olmasında, bu kentlerin fay hatları üzerinde yer almalarının önemli rolü olmuştur.
Konya Ovası, Karaman, Mersin (Taşeli Plâtosu çevresi), Ergene Havzası ve Mardin Eşiği deprem bakımından tehlikesi az olan yerlerdir.
Depremlerden korunmak ve etkisini azaltmak için,
Kırık (fay) hatlarından uzak, sağlam zeminlere yerleşmek,
Mümkün olduğunca ovalarda yerleşmemek,
Depreme dayanıklı binalar inşa etmek,
Halkı, depremde alınacak sivil savunma önlemleri konusunda eğitmek, vb. önlemler gereklidir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Buzulların oluşumunda hava olaylarının etkisi

20/5/2009 · Kategori: arastiralim hazirlanalim

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/224796.jpg
Buzulların oluşumu:
1- Toktağan karların birikmesi,
2- IV. zaman buzul döneminden kalan buzullar.
Kalıcı Kar Sınırı:Kutuplar çevresinde ve dağların yüksek kısımlarında hava sıcaklığı düşük olduğundan yağışlar kar biçimindedir. Yoğun karların tümü yıl içinde eriyemez. Erimeden kalan bu karlara kalıcı kar ya da toktağan kar denir. Kalıcı karların başladığı yüksekliğe kalıcı kal sınırı( Toktağan kar sınırı) denir.Kalıcı kar sınırı ekvatorda yükseklerde kutuplara gidildikçe alçak seviyelere iner.
Kalıcı kar sınırının yükseltisi şekilde görüldüğü gibi kutuplara gidildikçe enlem etkisiyle azalır.
Kar örtüsü başlangıçta yumuşak ve gevşektir. Ancak, daha sonra soğuğun etkisi ve yağan karların sıkıştırması ile sertleşir. Buna buz kar ( neve buzulu), denir. Buz karlar, daha sonra üst üste yağan karların basıncı ile iyice katılaşır ve buzul haline gelir.
Buzulların büyüklüğü kar yağışına ve erime, parçalanma, ya da kristalleşmeye bağlı erimenin hızına ve tepelerden aşağıya ne hızla aktıklarına bağlı olarak değişir.

Dünya üzerindeki 169 buzulun 1950 yılına oranla ortalama uzunluğu

Hava sıcaklığı donma noktasının altındayken bile güneş ışığı kar ve buzun erimesine neden olabilir. Bulut örtüsündeki azalma ve kurak hava da erime sürecini hızlandırabilir.

Birikme kuşağında kar katmanları buzdan bir tepecik oluşturur. Daha az kar yağışı daha az buzlanma ve güneş ışığının kayalar ve tozlar tarafından daha az emilmesi anlamına gelir.

Soğuk iklimlerde buzullar çok az buz yitimiyle denizlere akarlar

Antarktika çevresinde yüzen dev buz kitleleri buzulları engeller. Bunlar parçalandığında buzullardaki akış hızında çarpıcı bir artış meydana gelir.

Buzullar eridiğinde geride kalan dengesiz tortu yığınlarında genellikle göller oluşur. Bu tortuların çökmesi feci sellere yol açabilir.

Yaz aylarında eriyen buzların suları yüzeyde toplanır. Bu sular "moulins" adı verilen yarıklardan sızarak buzulun tabanına akarlar ve akış hızında bir artışa neden olurlar.

Sıcak iklimlerde buzu

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::