bilim teknik - aradığınız tüm ödevler bu mekanda!!!Doğru yerdesiniz!!! - Blogcu




ÖDEVİSTAN.........ARADIĞINIZ TÜM ÖDEVLER BURDA!!!... ..HOŞ GELDİNİZZZZ...ÖDEVİSTAN!!!.....

Güneş Sistemi Çevresindeki Uydusu Olan Gezegenler ve Bunlara Ait

11/2/2008 · Kategori: bilim teknik

Güneş: Yüzey sıcaklığı yaklaşık 5500 derece, merkez sıcaklığı ise en az 15 milyon derecedir. Çapı Dünya’nın çapının 109 katıdır. Kütlesi Dünya’nın kütlesinin 330 bin katıdır.

Merkür: Güneş’e en yakın gezegendir. Adını Roma mitolojisindeki tacirlerin ve gezginlerin tanrısı Merkür’den alır. Çapı 4875 km. Güneş’in etrafında 88, kendi etrafında ise 59,6 günde döner. Yüzey sıcaklığı Güneş’e bakan tarafında 350 derece, diğer tarafında ise –170 derecedir. Merkür’ün uydusu ve atmosferi yoktur.

Venüs: Güneş’e ikinci yakın gezegendir. Adını Roma mitolojisindeki aşk ve güzellik tanrıçası Venüs’ten alır. Çapı 12103 km. Güneş’in etrafında 224,7, kendi etrafında ise 243 günde döner. Yüzey sıcaklığı 460 derecedir, ve hemen hemen eşit dağılmıştır. Çoğu karbondioksit olan atmosferi çok kalındır ve yüzeydeki atmosfer basıncı Dünya’nınkinin 90 katıdır. Uydusu yoktur. Kendi çevresinde dönüş yönü bütün diğer gezegenlerin tersinedir. Güneş ve Ay’dan sonra gökteki en parlak cisimdir.

Dünya: Çapı 12756 km, kütlesi 5,97x1024 kg. Güneş’e uzaklığı 149597890 km. Güneş’in etrafında 365,25, kendi etrafında ise 1 günde döner. Ortalama yüzey sıcaklığı 15 derecedir. Uydusu: Ay.

Ay: Dünya’nın tek uydusudur. Kendi çevresindeki dönüş süresiyle Dünya çevresindeki dönüş süresi aynı (27,322 gün) olduğu için Dünya’dan hep aynı yüzü görünür. Yerçekimi ivmesi Dünya’nın yerçekimi ivmesinin altıda biridir. Dünya’ya uzaklığı 363300 km ile 405500 km arasında değişir. Dünya üzerindeki kütle çekimi etkisi gelgit olaylarına yol açar.

Mars: Adını Roma mitolojisindeki savaş tanrısı Mars’tan alır. Çapı 3390 km. Güneş’in etrafında 687, kendi etrafında ise 24,6 günde döner. Yüzey sıcaklığı –220 derece ile 70 derece arasında değişir. Çoğunlukla karbondioksitten oluşan atmosferi çok incedir. 2 uydusu vardır: Fobos ve Deimos.

Fobos: Yunanca “korku” anlamına gelmektedir. 1877 yılında, Deimos’tan iki gün sonra, Asaph Hall tarafından keşfedilmiştir. Muhtemelen Mars’ın yörüngesi tarafından yakalanmış bir asteroiddir. Güneş Sistemi’nde gezegenine en yakın olan uydudur (6000 km). Ortalama 23 km çapındadır, ama düzensiz bir şekli vardır. Mars’ın çevresinde 7 saat 39 dakikada döner. 50 milyon yıl sonra Mars’a çarpacağı öngörülmektedir.

Deimos: Yunanca “dehşet” anlamına gelmektedir. 1877 yılında Asaph Hall tarafından keşfedilmiştir. O da muhtemelen Mars’ın yörüngesi tarafından yakalanmış bir asteroiddir. Mars’ın çevresinde yaklaşık 30 saatte döner. Ortalama 13 km olan çapıyla Güneş Sistemi’nin en küçük uydusudur.

Jüpiter: Adını Roma mitolojisindeki tanrılar tanrısı İupiter’den alır. İlk 4 gezegenden farklı olarak yoğun bir gazlar karışımından oluşur. Güneş Sistemi’nin en büyük gezegenidir. Güçlü kütle çekimi birçok asteroidi ve kuyrukluyıldızı etkiler. Çapı Dünya’nın çapının 11 katıdır. Güneş’in etrafında 11,9 yılda, kendi etrafında ise 9 saat 50 dakikada döner. Yüzey sıcaklığı dışlarda –110 derecedir, iç kısımları daha sıcaktır. Atmosferinin %90’ı hidrojendir. Jüpiter’in 4 tane halkası vardır: En içte Halo halkası, ikinci Ana halka, dışarıdaki ikisi de Gossamer halkaları. Kabul edilen 16 tane uydusu vardır: İo, Europa, Ganimed, Kallisto, Metis, Adrastea, Amaltea, Tebe, Leda, Himalya, Lisitea, Elara, Ananke, Karme, Pasife, Sinope.

İo: Galileo tarafından bulunmuştur. Adını Yunan mitolojisindeki, Zeus'un aşık olduğu, fakat Hera'nın kıskançlığından sakınmak için bir buzağıya çevirdiği bir kızdan alır. Güneş Sistemi'nde en çok volkanik aktiviteye sahip olan cisimdir. Bu sıcaklığı Jüpiter'e nispeten yakın olmasından kaynaklanmaktadır. Çapı 3629 km, Jüpiter'in çevresinde dönüş süresi 3,6 gündür.

Europa: Galileo tarafından bulunmuştur. Adını Yunan mitolojisinde Zeus'un aşık olup kaçırdığı, sonradan Minos'un annesi olan bir Fenike prensesinden alır. Buzlarla kaplıdır, ve Güneş Sistemi'nde en düzgün yüzeye sahip olan cisimdir. Yüzeyinde su bulunma ihtimali vardır. Çapı 3126 km, Jüpiter'in çevresinde dönüş süresi 1,8 gündür.

Ganimed: Galileo tarafından bulunmuştur. Adını Yunan mitolojisinde Zeus tarafından tanrılara saki olmak üzere kaçırılan Truvalı bir gençten alır. Güneş Sistemi'ndeki gezegenlerin uyduları arasındaki en büyük uydudur, hatta Plüton ve Merkür'den büyüktür. Çapı 5276 km, Jüpiter'in çevresinde dönüş süresi 7,2 gündür.

Kallisto: Galileo tarafından bulunmuştur. Adını Zeus'un aşık olup sonradan ayıya çevirdiği bir nemften alır. Çapı 4800 km, Jüpiter'in çevresinde dönüş süresi 16,7 gündür.

Metis: Adını Zeus'un ilk karısı olan devden alır. 1979'da Voyager 1 tarafından keşfedildi. Çapı 40 km. Adrastea ile hemen hemen birlikte hareket eder. Jüpiter'in çevresini 7,1 saatte döner ve bu hız Jüpiter'in kendi çevresinde dönüş hızından fazla olduğu için, Jüpiter'den gözlenirse batıdan doğup doğudan batar.

Adrastea: Adını Yunan mitolojisinde Zeus'un ödüllerin ve cezaların dağıtıcısı olan kızından alır. 1979'da Voyager 1 tarafından keşfedildi. Ebadı 26 km X 16 km. Metis ile hemen hemen birlikte hareket eder. Jüpiter'in çevresini 7,1 saatte döner ve bu hız Jüpiter'in kendi çevresinde dönüş hızından fazla olduğu için, Jüpiter'den gözlenirse batıdan doğup doğudan batar.

Amaltea: Adını Zeus'a bebekken bakan nemften alır. 1892'de Edward Emerson Barnard tarafından keşfedildi. Fotoğrafla değil de gözlemle keşfedilen son uydudur. Ebadı 262 km x 134 km. Jüpiter'in çevresini 12 saatte döner.
Tebe: Adını Yunan mitolojisindeki bir başka nemften alır. 1979'da Voyager 1 tarafından keşfedildi. Çapı 100 km. Jüpiter'in çevresini 16,2 saatte döner.

Leda: Adını Yunan mitolojisindeki Truvalı Helen'in annesi olan Sparta kraliçesinden alır. 1974'te C. Kowal tarafından keşfedildi. Çapı 10 km. Jüpiter'in çevresini 239 günde döner. Leda'nın Himalya, Lisitea ve Elara ile birlikte bir asteroidin parçalanması sonucu oluştuğu düşünülmektedir.

Himalya: Adını Yunan mitolojisinde Zeus'un üç çocuğunun annesi olan bir nemften alır. 1904'te C. Perrine tarafından keşfedildi. Çapı 170 km. Jüpiter'in çevresini 251 günde döner.

Lisitea: Adını Yunan mitolojisindeki Okeanus'un bir kızından alır. 1938'de S. Nicholson tarafından keşfedildi. Çapı 24 km. Jüpiter'in çevresini 259 saatte döner.

Elara: Adını Zeus'un çocuğu olan dev Tityus'un annesinden alır. 1904'te C. Perrine tarafından keşfedildi. Çapı 80 km. Jüpiter'in çevresini 260 günde döner.

Ananke: Yunan mitolojisinde Adrastea'nın annesidir. 1951'de S. Nicholson tarafından keşfedildi. Çapı 20 km. Jüpiter'in çevresini 631 günde döner. Ananke'nin Karme, Pasife ve Sinope ile birlikte bir asteroidin parçalanması sonucu oluştuğu düşünülmektedir. Bütün bu uyduların dönüş yönü, Jüpiter'in kendi çevresindeki dönüş yönünün tersidir.

Karme: Yunan mitolojisinde Zeus'un karılarından bir diğeridir. 1938'de S. Nicholson tarafından keşfedildi. Çapı 30 km. Jüpiter'in çevresini 692 günde döner.

Pasife: Yunan mitolojisinde Minator'un annesidir. 1908'de P. Melotte tarafından keşfedildi. Çapı 36 km. Jüpiter'in çevresini 735 günde döner.

Sinope: Yunan mitolojisinde Zeus'un aşık olduğu bir diğer kadındır. 1914'de S. Nicholson tarafından keşfedildi. Çapı 28 km. Jüpiter'in çevresini 758 günde döner.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Beynimin % kaçını kullanabiliyorum?

8/11/2007 · Kategori: bilim teknik

[b.jpg]

Beynimiz yaklaşık 10-12 milyar arası nöron (sinir hücresi) içerir. Ancak bilindiği üzere beynimizin çok düşük bir yüzdesini kullanırız. Bunun nedeni aslında sinir hücrelerinin (yani bilgi depolayan nöronların) kendi kendilerini yenileyebilme özelliklerini yitirmiş olmalarıdır. Eğer sini hücresine sentrozom ya da sentrozomun görevini görebilecek enzim nakledilirse kendi kendilerini yenileyebilme özelliklerini kazanabilirler mi? Eğer bu mümkünse, beynimizin daha fazla bölümünü kullanabilir miyiz? (Cansın Kalın)

Beynimizin Yalnızca % 10’unu Kullandığımız Söylencesi
Öncelikle sorunuzun başında belirttiğiniz varsayıma göz atalım isterseniz: “Beynimizin çok düşük bir yüzdesini kullanırız.” Yaklaşık bir asır önce ortaya atılan bu iddianın kaynağı bazı bilim insanlarının söylem ve bulgularının yanlış yorumlanıp çarpıtılmasına dayanıyor. Bugün, sinir bilim ve beyin görüntüleme tekniklerindeki gelişmeler öyle gösteriyor ki, beynimizdeki tüm sinirler çeşitli eylemler sırasında aktive oluyor. Daha açık bir deyişle, kullanmadığımız herhangi bir sinir ağı bulunmuyor. Konuyla ilgili bir başka yaklaşımsa sinir hücrelerinin herhangi bir uyarıcı almadıklarında dejenere olarak işlevselliklerini kaybediyor olma özellikleri. Örneğin, görsel sistem. Gelişmenin erken dönemlerinde göz sinirleri yeterli uyarıcıya maruz bırakılmadıklarında görme yetisi kayboluyor. Benzer şekilde, eğer ki beynimizde kullanılmayan sinir ağları bulunsaydı, işlevselliklerini kaybetmiş olmalarını beklememiz gerekirdi. Fizyolojik kanıtlar bir yana, iddia evrimle de uyuşmuyor. Aktif olmayan, hayatta kalma mücadelemize katılmayan sinir ağları içeren büyük bir beyin evrimsel gelişimle de bağdaşmıyor.

ANCAK
Olgun haldeki sinir hücrelerinin (yani bilgi depolayan nöronların) kendi kendilerini yenileyebilme özelliklerini yitirmiş olmaları gibi bir durum söz konusu. Bu nedenle de, herhangi bir darbe ya da yaşlanma sonucu kaybedilen sinirler beyin kapasitesini doğal olarak olumsuz yönde etkiliyor.

Beyindeki Sinir Hücreleri Gerçekten de Kendilerini Yenileme Yetisinden Yoksun mu?
Beyindeki sinir hücrelerinin kendilerini yenileyebilme yetisinden yoksun olduklarını gösteren çalışmaların öncüsü 1960’larda yaptığı çalışmalarla ismini duyuran bir sinir bilimci: Dr. Pasko Rakic. Nitekim felç ya da diğer beyin zedelenmelerinde hastaların kaybettikleri konuşma ve yürüme gibi yetileri daha sonradan tekrar edinememeleri de bu bulguları destekler nitelikte. Ancak başlangıcı 1965 yılında sıçanlar üzerinde yapılan deneylere dayanan ve son yıllarda hız kazanan bir takım çalışmalar, beyindeki bazı bölgelerde sinir hücrelerinin yenilenebildiğini gösteriyor. Özellikle de belleksel işlevleri olan hippokampüs bölgesi ile makaklar üzerinde çalışılan üst düzey bilişsel işlemlerden sorumlu ve evrimsel gelişimde son sırada yer alan düşünme, koklama ve duyma ile ilişkili korteks bölgelerinin kök hücreler sayesinde sinirsel yönden yenilenebildikleri bulgular arasında. Ancak bilim insanları, bu çalışma sonuçlarının Alzheimer ya da Parkinson gibi sinir hücreleri kaybı içeren bir takım hastalıkların tedavisinde kullanılabilmesi için klinik ve uygulamaya yönelik daha çok çalışma yapılması gerektiğini söylüyorlar.

Gelelim Sentrozomlarla Sinir Hücreleri Arasındaki İlişkiye...
Sinir hücresinin başka bir hücre üretme olasılığının kalmadığı gelişim aşamasında sentrozoma rastlanmıyor. Her ne kadar bazı araştırmacılar, yaralanmaların olduğu birtakım yetişkin beyni bölgelerinde sentrozoma rastlamış olduklarını rapor etmişlerse de sonraki araştırmalar bu bulguları pek de kanıtlar nitelikte değil. Sinir hücreleri, gelişim dönemleri içerisinde özelleştikçe, çoğalma yetilerini de kaybediyorlar. Bölünme yetisinin yitiminin, meydana gelebilecek bölünmelerin, mevcut sinaps ağlarının da bozulmasına yol açabileceğinden evrilmiş olabileceği düşünülüyor.

Sinir Hücrelerinde Sentrozom Görevi Görebilecek Bir Yapı Oluşturulursa, Kendilerini Yenileyebilme Özelliğini Edinebilirler mi?
Eğer ki sinir hücrelerine böyle bir müdahalede bulunacak olursak, tekrar bölünebilme özelliği kazanacaklardır. Ancak uzmanlar, bu yöntemin tıp uygulamalarında niçin kullanılamayacağına dair iki önemli noktaya işaret ediyorlar:
1.) Eğer ki, sentrozom yapısını kaybetmiş bir hücrede bu yapıyı tekrar oluşturursak, hücre kontrolsüzce çoğalmaya başlıyor. Tıpkı kanser hücreleri gibi. Bu nedenle de bu uygulama, tümör oluşumlarına yol açıyor.
2.) Eğer ki, sentrozom yapısı yalnızca embriyonal dönemde korunan hücrelerde (örneğin, sinir hücreleri) bu yapı müdahale ile sürekli hale getirilirse, hücreler özelleşme durumu göstermiyorlar. Çünkü hücrelerdeki özelleşme, sentrozom yapısının kaybından sonra gerçekleşiyor.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!