Çevre sorunları ve etkileri
10 05 2011

Çevre sorunları ve etkileri

Çevre sorunları ve etkileri |  görsel 1

Günümüzde yaşadığımız iktisadi ve teknolojik gelişmeler özellikle sanayileşmiş toplumları çok ileriye götürmüş gibi görünüyorsa da, yapılaşmanın çekirdeğini fiziksel ve psikolojik ihtiyaçları ile "insan" değil de, çoğunlukla ekonomik çıkarlar oluşturduğundan, bu gelişme hiçbir zaman tam olamamıştır. İnsanın ön plânda tutulmaması biyolojik, ekolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin dikkate alınmaması ile gerçekleştirilen yapılaşmanın ve çevre örgütlemesinin bir sonucu olarak, çevre sorunları ortaya çıkmıştır.

Çevre sorunlarının başında kentsel çevre sorunları olarak nitelendirebileceğimiz sorunlar gelmektedir. Konut arsası arzının azlığı temel insan gereksinimi olan barınma ve konut sorununun gecekondulaşma ve betonlaşma yoluyla çözümlenmesi sonucunu ortaya koymaktır. Plânsız kentleşme ve alt yapı yetersizlikleri insanları önemli sorunlarla karşı karşıya getirmektedir. Betonlaşmanın ve gecekondulaşmanın yarattığı önemli çevre sorunlarının ve bu sorunların yol açtığı toplumsal sonuçların önemi ve içeriği üzerinde yapılan çalışmaların yetersiz olduğu görülmektedir. Bu alanda yapılan bir araştırmada önemli bir toplumsal gelişme göstergesi olarak kabul edilen ve aynı zamanda bu tezde yer alan karşılaştırmalı biyoklimatik – diyagnostik araştırma açısından da önemli olan bebek ölümlerinin kent içinde gelişmiş ve az gelişmiş alanlardaki farklılaşması saptanmak ve ölçülmek istenmiştir.Yapılan araştırma sonucunda bebek olarak tanımlanan 0 – 12 ay yaş grubundakiler arasında canlı doğup bir yıl geçmeden ölenlerin sayısının gecekondu bölgelerinde ve kentin betonlaşma yoğunluğunun fazla olduğu bölgelerinde kentin gelişmiş bölgelerine oranla daha fazla olduğu görülmüştür. Bu önemli sonuca yol açan temel etmen içinde yaşanılan yapısal çevrenin içerdiği olumsuz ve sağlıksız koşullardır.

Çevre sorunlarının bir başka türü de endüstriden kaynaklanan çevre sorunlarıdır. Endüstri hammadde üretiminden, hammaddenin değişim yoluyla ürüne çevrilmesi, ürünlerin tüketilmesi ve tüketilen ürünlerin geriye dönüştürülmesine kadar çeşitli aşamalarda pek çok çevre sorununa yol açmaktadır. Yeryüzünde endüstriyel amaçlar için kullanılan hammaddelerin önemli bir bölümü yapısal ihtiyaçları karşılamak için üretilmektedir. En önde gelen hammadde kaynağı madenlerdir. Aynı zamanda inşaat malzemesi üretimi için de kullanılan madenler gerek üretimleri ve gerekse zenginleştirilmesi sırasında önemli çevre sorunlarına yol açmaktadır. Açık maden ocağı şeklinde yapılan üretim sırasında peyzaj önemli ölçüde bozulmaktadır. Zenginleştirme süreci sonucunda oluşan kimyevi atıklar ve ortaya çıkan gazlar, hem çevrede çalışan insanların sağlığını etkilemekte hem de yerel flara ve faunonın yapısı üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Madenler gibi bir başka endüstriyel girdi olan enerji de önemli bir çevresel sorun kaynağı olmak durumundadır.

Önemli çevre kirliliklerinden biri de katı atıklardır. Katı atıkların ve özellikle zehirli etkili katı atıkların yol açabileceği sorunlar çok önemlidir. Ekoloji açısından, günlük yaşantımızda kullandığımız, tükettiğimiz ürünler depoda yeniden kullanıla bilinmelidir. Her ürün ekolojik döngüler dizisindeki yerini alabilmeli, dizisini tamamlayabilmelidir. Bu yapı malzemeleri içinde geçerlidir. Doğadaki maddeler için kural yeniden kullanımdır. Doğadaki her madde çeşitli şekillere girmekte, çeşitli canlılar tarafından kullanılmakta, fakat hiçbir safhada devre dışı edilmemektedir.

Canlıların yaşamı için gerekli olan havadaki oksijen oranının diğer zehirli gazlar lehine azalması, hava kirlenmesinin başlıca nedenini oluşturur. Söz konusu zehirli gazlar, fabrikalarda mal ve hizmet üretimi nedeniyle ve gittikçe artan ulaşım araçları ve ısıtma tesisatlarının çalışması sonucunda meydana gelerek havaya karışmaktadır. Miktarı gittikçe artan tonlarca ağırlıktaki bu zararlı gazları bertaraf etmeye doğal dengenin gücü yetmemektedir.

Daha önce de değindiğimiz üzere hava kirlenmesinin başlıca nedenini sanayisel yanmalar oluşturmaktadır. Sanayisel yanmalar sonucunda ayrışan diğer zararlı gazlar CO2 ve SO2 ‘dir. Bu gazlar, CO ‘e nazaran daha az zehirleyici olmalarına karşılık havanın bileşimini bozdukları, oksijen oranını azalttıkları ve canlıların solunum organlarının çalışmasını dumura uğrattıkları için zararlıdırlar. Sanayisel kirlenmeye, ayrıca otomobillerin ve diğer taşıtların çıkardıkları gazları da ilave edersek, özellikle şehirlerde yaşayan halk yönünden durumun önemi bir kat daha artacaktır.

Zehirli ve zararlı gazların yanında yavaş artmasına rağmen atmosferik radyoaktivite tehlikesini de göz önünde bulundurursak, dünyanın geleceğine iyimser açıdan bakmak olanaksız hale gelmektedir. Hele 1986 yılında Çernobil nükleer santralındaki kazadan sonra atmosferdeki radyasyonun ne büyük tehlikeler getirdiğini hepimiz yaşadıktan sonra, sanırım bu konunun önemi iyice ortaya çıkmıştır.

Hava kirlenmesi ve yeryüzünde yaşayan tüm canlıların yaşamını ve özellikle de şehirlerde yaşayan insanların sağlığını etkilemektedir. Bu nedenle, sanayileşme devriminden önce, daha az rastlanan çeşitli solunum ve akciğer hastalıkları, kemik hastalıkları, kanser ve kardiyovasküler hastalıkların hızla çoğaldığını görmekteyiz. Ayrıca, atmosferin kirlenmesi sonucunda iklimlerin kararlılığı bozulmuş, hatta bitkisel fotosentez süreci tehlikeye girmiştir. Böylece, oksijen üretiminin doğal kaynakları sayılan ormanlar ve çeşitli bitkisel örgütler fonksiyonlarını göremeyecek duruma yaklaşmışlardır. Ormanlar ve yeşil bitki örtüsü yanında, havadaki oksijen dengesini sağlayan iç denizlerde ve okyanuslarda yaşayan mikro – organizmaları mahvetmekte ve onların doğa için yararlı olan bu faaliyetlerini azaltmaktadır.

Hava karışımındaki oksijen dengesinin CO2 lehine bozulması, dünya sıcaklığının da artışına neden olmaktadır. Çünkü CO2 ısıyı tutan ve depo eden bir gaz türüdür. Zamanla dünya sıcaklığının hızla artması kutuplardaki buzulların çözülmesine neden olacak, böylece deniz seviyeleri yükselecek, dünya çok hızlı bir jeolojik değişmeye sahne olabilecektir. Jeolojik değişmeler sonucunda, dünyanın birçok yerleşme ve sanayi bölgeleri ile verimli alanları sular altında kalabilecek veyahut da iklim değişiklikleri sonucunda verimlilikleri azalacaktır.

Yeryüzünde suların kirlenmesi ve hatta azalması atmosferin kirlenmesi kadar önemlidir. Günümüzde Batı Avrupa, Kuzey Amerika ve Rusya’daki nehirlerin aşağı yukarı yarısının suları çeşitli artıklarla kirletilmektedir. Aynı şekilde, kıyı kesimlerinde kurulan fabrika ve tesislerle, o civarlarda yaşayan insan artıkları, çeşitli yollarla denizlere akıtılmaktadır. Böylece, denizler gerek iç kesimlerden gelen pis nehir suları ve gerekse kıyılarda yaşayan halk ve kurumlar tarafından devamlı olarak kirletilmektedir.

Su içerisindeki yaşamın devam edebilmesi için litresinde en azından 1 ½ miligram oksijen bulunması gereklidir. Aksi takdirde, su içinde yaşayan hayvanlarla bitkisel ve bakteriyel yaşam olanaksızlaşacaktır. Birçok sanayileşmiş ülkeleri ırmak, göl ve denizlerinde bu oranın altına düşülmüş ve biyolojik denge tehlikeye girmiştir.

Irmak, göl ve deniz sularının kirlenmesine, dünyadaki su miktarlarının azalması da eklenince durum daha hazin ve korkunç bir hal almaktadır. Çünkü yeryüzünde su dengesini sağlayan unsurlar yani ormanlar ve bitki örtüsünün gerek yaşam kavgasını sürdüren insanlar ve gerekse hava kirliliğinin etkisiyle azalması, kuraklık ve erozyona neden olmaktadır. Halbuki günümüzde, gerek artan sanayi hayatında ve gerekse de nüfus artışı dolayısıyla suya olan ihtiyaç gün geçtikçe şiddetlenmektedir. Ormanlar su deveranını düzenleyen, iklim dengesini ve toprağın verimliliğini garantileyen unsurlardır. Kağıt endüstrisinin gittikçe artması yeryüzündeki ormanların azalmasının başlıca nedenleri arasında gelmektedir. Asıl önemlisi, orman kaybı nedeniyle önemli miktarlardaki suyun toprağın derinliklerinde kalarak doğal deverandan çıkmasıdır. Bu takdirde, kaybolan orman ve bitki örtüsüyle birlikte yararlanılabilir su miktarlarında ve verimli topraklardaki azalmalar insanlığın başlıca sorunları arasına girmektedir.

Suların bir takım zararlı maddelerle zehirlenmesi ve yeryüzünde su dengesini sağlayan orman miktarlarındaki devamlı azalmalar nedeniyle mevcut su rezervlerinin kullanılamayacak duruma geçmesinin sonuçlarını şu biçimde özetleyebiliriz :

1. Suların zararlı maddeler tarafından bozulması, bir taraftan oksijen dengesini sağlayan su bitkileri ve suda yaşayan mikro – organizmaların tahribine yol açmakta, diğer taraftan da insan beslenmesinde önemli yeri olan su hayvanlarının yaşama olanaklarını ortadan kaldırmaktadır.

2. Su gerek insanlar için ve gerekse endüstri için doğrudan doğruya bir ihtiyaç maddesidir. Bir insanın yaşamını devam ettirebilmesi için yılda asgari 15 ton suya ihtiyacı vardır. Hatta ileri sanayi ülkelerinde bu miktar kişi başına 500 ilâ 1300 ton arasında değişmektedir. İnsan sağlığı için gerekli temiz su ihtiyacının artan nüfus hacmi ile birlikte yüksek miktarlara çıkması, insanlığın çok yakın gelecekte su kıtlığı ile baş başa kalacağını göstermektedir. Üstelik bir de buna endüstri ihtiyaçları için çeşitli oranlarda değişen su miktarları da eklenirse durumun daha da ciddileşeceği meydana çıkar. Örneğin bir çimento için 3 ½ ton; bir ton selüloz için 800 ton; bir ton kağıt için ise 220 -380 ton suya ihtiyaç vardır. Bu rakamlar her gün sanayileşme çabalarını günün birinde içinden çıkılmaz biçimde su sıkıntısına sokabilecektir.

Doğanın bu nimeti, gerek insanlar ve gerekse hayvanlar için yaşamın vazgeçilmez bir koşulu olmasına rağmen, hızlı demografik gelişmelerin de etkisiyle günden güne azalmakta ve verim gücünü yitirmektedir. Verimli toprak alanlarına yapılan fabrikaların zararlı artıkları, su ve hava kirlenmesinin de etkisiyle hümüs tabakasını bozması ve verimsizleştirmesi, ormanların ve doğal bitki örtüsünün ortadan kalkması ile erozyonun etkileri hümüs tabakasını tamamen ortadan kaldırması toprak bozulma ve kayıplarının başlıca nedenlerini oluşturmaktadır.

1. Asitli zehirli sular ve zararlı maddelerden oluşan sanayi artıkları, toprağın hümüs tabakasının meydana gelmesinde etken bir unsur olan faydalı bakterilerin ve mikro – organizmaların ölümüne yol açmaktadır. Böylece, hem topraktaki bitkisel yaşam yavaşlarken, hem de toprağın hümüs tabakasının doğal oluşumu tehlikeye girmektedir.

2. Diğer dış etmenler ve çevre kirlenmesi nedeniyle ormanların ve doğal bitki örtüsünün tahribi, rüzgar, yağmur ve diğer benzer doğa olaylarının toprak üzerindeki etkisini artırmakta, diğer bir deyimle, büyük ölçüde toprak kayıplarına yol açan erozyonlara neden olmaktadır.

3. Yararlanılabilir toprakların azalması bitki ve hayvan yaşamını tehlikeye sokmakta, bu durum artan dünya nüfusunun beslenme sorunlarını bir kat daha artırmaktadır.

3395
0
0
Yorum Yaz