konu anlatımı - aradığınız tüm ödevler bu mekanda!!!Doğru yerdesiniz!!! - Blogcu




ÖDEVİSTAN.........ARADIĞINIZ TÜM ÖDEVLER BURDA!!!... ..HOŞ GELDİNİZZZZ...ÖDEVİSTAN!!!.....

KAREKÖKLÜ SAYILAR (şapkalı sayılar)

9/5/2009 · Kategori: konu anlatimi

Rasyonel sayılar kümesi sayı ekseninde sık olmasına rağmen sayı eksenini tam dolduramamaktadır;çünkü sayı doğrusu üzerinde görüntüsü olduğu halde rasyonel olmayan sayılar da vardır.

Karesi 2 olan c doğal sayısını ele alalım.

 

a2 = 2 ise a sayısını a = Ö2  şeklinde gösterebilir ve ‘karekök iki ‘diye okuyabiliriz.Acaba bu Ö2

sayısı hangi sayılar arasındadır?Bunu inceleyelim:

12 =1 1=1

(1,5)2 = 1,5 1,5=2.25 tir

O halde Ö2 sayısı;1< Ö2 <1,5

Buna göre Ö2 sayısı 1 ile 1,5 arasındadır,sayı doğrusu üzerinde görüntüsü olduğu halde rasyonel sayı değildir;çünkü iki tam sayının bölümü şeklinde yazılamaz.

İşte sayı ekseni üzerinde  görüntüsü  olduğu halde,rasyonel olmayan  Ö2,  Ö5 , p , gibi sayılara irrasyonel(rasyonel olmayan) sayılar denir.I ile gösterilir.

İrrasyonel sayılar kümesi ile rasyonel sayılar kümesinin birleşim kümesinin birleşim kümesine de reel (gerçek) sayılar denir.

     

 R=Q U I        Q ∩ I =O 

N  Z Q R         I R

 

R+=Pozitif  reel sayılar

R-=Negatif reel sayılar

R= R- U {0} U R+  

 

Reel sayılar sayı eksenini tamamen doldurur.Sayı doğrusunda her noktaya bir reel sayı karşı gelir,yani sayı doğrusu ile reel sayılar kümesi bire bir eşlenebilir.

 

a  bir  pozitif reel sayı olmak üzere; Öa  = b ifadesine kareköklü ifade denir.

a bir gerçek(reel) sayı ve m ,1 den büyük  bir tamsayı ise mÖa  sayısına ,a sayısının m inci kuvvetten kökü denir.m sayısına  da kökün derecesi denir.

 

Öa da, kök derecesi 2 dir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Vücudumuzdaki Sistemler

2/5/2009 · Kategori: konu anlatimi

  1. Solunum Sistemi
Solunum sistemi, kandaki CO2 gazının O2 gazı ile yer değiştirmesini sağlayan sistemdir. Solunum sisteminde burun ve ağız yardımıyla dışarıdan alınan havanın içindeki oksijen yutak, gırtlak ve soluk borusundan geçtikten sonra akciğerlere gelir. Bronş ve bronşçuklardan sonra alveollere gelir. Alveollerden kana geçer. Kan, hücrelere oksijeni taşır. Hücreler bu oksijeni kullanarak enerji elde ederler. Kan yardımıyla CO2, tekrar alveollere gelir. Alveollerin içindeki kılcal damarlarda bulunan karbondioksit bronşçuk, bronş, soluk borusu, gırtlak ve yutaktan geçtikten sonra bu sefer ağız ve burundan çıkar.
Solunum sistemi şu organlardan oluşur.
Burun
Akciğer
Bronş
Bronşçuk
Alveol
Diyafram
Burun, solunum sisteminin dışarı açılan kısmıdır. Burun içindeki kıllar ve nemli yüzey havanın içindeki tozların tutulmasını sağlar. Ayrıca burun içindeki nemli yüzey ve burun içinin kıvrımlı oluşu soğuk havalarda, havanın ısınarak akciğerlere gitmesini sağlar. Burnun en uç kısmındaki koklama sinir uçları havadaki küçük parçacıklar tarafından uyarılarak koku alma faaliyetini yapar.
Yutak, yutak ağız ve burun boşluğunu soluk ve yemek borusuna birleştiren kısımdır.
Soluk borusu, yutak ile akciğer arasında kalan 10-12cm uzunluğundaki borudur. Soluk borusunun başlangıç bölümü gırtlaktır. Gırtlakta ses telleri vardır. Ayrıca küçük dil yutkunurken soluk borusunu kapatır. Soluk borusunun iç yüzeyi nemli ve tüylerle kaplıdır. Bunlar soluk borusuna kaçan toz vb. maddeleri yakalayarak öksürük ve balgamla dışarı atar. Soluk borusunun alt kısmı bronş adı verilen iki kola ayrılır. Bronşlardan biri sağ, diğeri sol akciğere bağlanır. Soluk borusu üst üste dizilmiş kıkırdak halkalardan oluşmuştur.
Akciğerler, gögüs kafesi içinde yer alan akciğerler solunumun en önemli organıdır. Akciğerler Plevra adı verilen sağlam bir zarla çevrilir. Akciğerleri darbe, basınç gibi dış etkenlerden korur. Akciğerler sağ ve sol olmak üzere iki parçadır. Ayrıca her bir parça lob denilen bölümlere ayrılmıştır. Sağ akciğer üç, sol akciğer iki lobtan oluşur. Bronşlar akciğerlere girdikten sonra daha ince dallara ayrılır. Bu ince dallara bronşçuk denir. Bronşçuklar üzüm salkımı şeklinde hava keseleri ile sonlanır. Bu hava keselerine alveol denir. Alveoller akciğer yüzeyinin daha geniş olmasını sağlar. Bu özellik solunumu kolaylaştırır. Hava ile kan arasındaki gaz alışverişi alveollerde yapılır.
Soluduğumuz hava normalde %21 oksijen, %78 azot, %1 oranında diğer gazları içermektedir. İnsan soluduğumuz havada bulunan %21 oranındaki oksijenin sadece %5-%6 sını kullanırız.
  1. Dolaşım Sistemi
Dolaşım sistemi (veya kardiyovasküler sistem) maddelerin vücuttaki dolaşımını sağlayan organ sistemidir. Ayrıca, vücut sıcaklığını ve pH'yi dengelemeye yardımcı olur. İki tip dolaşım sistemi vardır: açık dolaşım sistemleri ve kapalı dolaşım sistemleri. Hiç dolaşım sistemine sahip olmayan canlılar da mevcuttur. Canlıların yapısı ilerledikçe, dolaşım sisteminin yapısı da gelişir.
Dolaşım sistemine sahip olmayan canlılara örnek olarak yassı solucan (Platyhelminthes filumu) verilebilir. Bu canlının vücut boşluğunda herhangi bir kaplayıcı tabaka veya sıvı bulunmamaktadır. Sindirim sistemine açılan bir ağıza sahiptirler. Sindirim sistemi birçok dala ayrılır ve solucan yassı olduğu için sindirilmiş maddeler yassı solucanın tüm hücrelerine difüzyon ile geçebilir. Oksijen sudan yassı solucanın hücrelerine difüze olabilir. Böylece her hücre gerekli besin, su ve oksijene, bir dolaşım sistemi olmaksızın, kavuşur.
 
Açık Dolaşım Sistemi
Bu tip dolaşım sistemi yumuşakçalar ve artropodlar gibi omurgasızların büyük bir kısmında görülür. Bu canlılarda hemosöl olarak adlandırılan vücut boşluklarında dolaşım sıvısı organları doğrudan sarar (yıkar) ve kan (dolaşım sıvısı) ile interstisyel sıvı (doku sıvısı) arasında ayrışma yoktur. Bu birleşik sıvıya hemolenf denir. Hayvan hareket ederken oluşan kas hareketleri hemolenf hareketini sağlar fakat sıvı akışını bir bölümden diğerine yönlendirilmesi kısıtlıdır. Kalp gevşediğinde kan açık gözenekler (por) aracılığıyla kalbe döner.
 
Kapalı Dolaşım Sistemi
Dolaşım sisteminin ana bileşenleri kalp, kan ve kan damarlarıdır.
Tüm omurgalıların ve halkalı solucanlar (Annelida filumu) ile kafadanbacaklıların (Cephalopoda sınıfı) dolaşım sistemleri kapalıdır; yani kan, kan damarlarından oluşan sistemden çıkmaz - bu damarlar sisteminin içinde dolaşır. Kan damarları arter (atardamar), kılcal damar (kapiler) ve venlerden (toplardamar) oluşur. Arterler oksijenlenmiş kanı dokulara taşırken, venler oksijenlenmemiş kanı geri kalbe taşır. Kan arterlerden venlere kılcal damarlar yoluyla geçer ki kılcal damarlar en ince ve en çok sayıdaki kan damarlarıdır.
  1. Boşaltım Sistemi
Kandaki zararlı maddelerin dışarı atılmasına boşaltım sistemi denir. Kan böbrekte süzülür.
Böbrek ve Yapısı
• Bir çift olup, fasulye tanesi şeklindedir.Her böbrekten birer idrar kanalı çıkar.Bunlar aşağı doğru inerek idrar kesesinde sonlanır.
• Böbrek dıştan içe doğru ;
Kabuk(korteks)
Öz bölgesi(medulla)
Havuzcuktan(pelvis) oluşur.
• Böbrekte yapı ve görev birimi nefrondur.Nefronların üre ve artıların süzüldüğü en önemli kısımları böbreğin kabuk kısmıdır.Nefrondaki yapılar
1) Glomerulus: Kılcal damarlardan oluşur.
2) Bowman kapsülü : Glomerulusu sarar.Glomerulustan süzülme ile gelen kan sıvısı bowman kapsülüne geçer.Tek sıralı yassı epitelden meydan gelmiş yarım ay şeklindeki yapıdır.
3) Proksimal kanal:Geri emilmenin meydana geldiği kıvrımlı kanallardır.Besin maddelerinin büyük bölümü buradan geri emilir.
4) Henle kulpu:Özellikle su ve minareller geri emilir.
5) Distal kanal:en son geri emilmenin meydana geldiği yerdir.Özellikle iyonlar burada geri emilir.
• Geri emilmenin yapıldığı yerlerin(proksimal kanal,henle kulpu ve distal kanal) çevresi kılcal damarlalar çevrilir.
• Böbreklere kan,böbrek atar damarı ile taşınır.Böbrek atar damarı O2 besin,üre ve ürik asit bakımından zengindir.
• Böbreğin öz bölgesinde ,tabanı kabuk bölgesine tepesi havuzcuğa bakan piramit şeklinde yapılar bulunur.
Boşaltıma Yardımcı Organlar
Ø      Akciğer: CO2 ve az H2O atılır.
Ø      Ter bezleri: Su üre ,ürik asit , tuz atılır.
Ø      Karaciğer: Reaksiyonlar sonucunda oluşan zehirli atıkları safra kanalı yolu ile ince bağırsağa oradan da dışarı atar.
Ø      Solungaçlar: Balıklarda solungaç yüzeyinden NH3 gibi azotlu artıklar ve fazla tuz atılır.
  1. Hareket Sistemi
Hayvanlarda olduğu gibi, insanda da vücuda biçim veren, iç organları koruyan, vücudun dik durmasını ve aktif hareket etmesini sağlayan sistem vardır. Bu sisteme destek ve hareket sistemi denir. İskelet ve kaslardan oluştuğu için iskelet ve kas sistemi de denir. Canlıların hareketini sinir sistemi ve endokrin sistem düzenler ve denetler.
Hareketler kas, kemik, ve eklemin birlikte çalışmasıyla gerçekleşir. İnsanda, destek ve hareket sistemi elemanı olan kemik doku, iskelet adını alır.
1. İnsanda İskelet
İnsanda iskelet sistemi, vücudun çatısını oluşturur. İskelet sistemi hareketi sağlamanın dışında iç organları koruma, kas ve iç organlara bağlanma yüzeyi oluşturma görevi de yapar. İskeleti oluşturan kemikler kalsiyum deposu olarak iş görür. Aynı zamanda kemiklerde kan hücreleri de meydana gelir.
İskelet, anne karnında sekizinci haftaya kadar kıkırdaktır, daha sonra kemikleşme başlar. Doğumdan sonra kemik gelişimim kalıtsal, bünyesel ve çevresel faktörler etkiler.
Kemik Yapısı ve Çeşitleri
İnsan iskeletin! oluşturan kemikler, şekillerine göre dört grupta incelenir;
1. Uzun Kemikler: Kol ve bacaklarda bulunur. İki ucu şişkin silindirik kemiklerdir. Kemiğin boyuna uzamasını baş kısmı ile gövdesi arasında bulunan kıkırdak doku sağlar. Bir süre sonra kemikleşir. Bundan sonra kemiğin uzaması eklem kıkırdağı tarafından devam ettirilir. En dışta enine büyümeyi ve onarılmayı sağlayan kemik zarı (periost) vardır. Baş kısmında dışta ince tabaka halinde sıkı kemik dokusu ortada süngerimsi kemik doku bulunur. Gövde kısmı tamamen sıkı kemik dokudan yapılmıştır. Ortadaki boşluğu sarı kemik iliği doldurur. Süngerimsi kemik dokuda ise kırmızı kemik iliği bulunur.
2. Kısa Kemikler: Hemen hemen boy ve genişliği birbirine eşit olan kemiklerdir. Kısa kemikler dıştan kemik zarı ile sarılmıştır. Kemik zarının altında sert kemik, ortada ise süngerimsi kemik bulunur. Süngerimsi yapıda kırmızı kemik iliğine rastlanır. Kısa kemiklerde kemik kanalı bulunmaz. El ve ayak parmakları kısa kemiklerdir
3. Yassı Kemikler: Kalınlığı eni ve boyundan az olan kemiklerdir. Göğüs, kafatası, kürek ve kaburga kemikleridir. Kemik zarı altında sıkı kemik dokusu ve bunun ortasında süngerimi kemik doku yer alır. Kırmızı kemik iliği ile doludur. Sarı kemik iliğinin yer aldığı bir kanal yoktur.
4. Düzensiz şekilli kemikler: Değişik şekillerde olan ve genellikle diğer bir kaç kemikle bağlantı kuran kemiklerdir. Örneğin, omurlar, bazı yüz kemikleri gibi.
İnsan iskeleti yaklaşık 207 kemikten oluşmuştur. İskeleti oluşturan kemik sayışı 207 olarak belirtilmesine rağmen, bazı kaynaklarda bu sayıya kulak (6) ve dil (1) kemikleri de eklenerek sayı artırılmıştır. Bazı kaynaklarda ise kuyruk sokumu ve sağrı omurları birleşmiş olarak kabul edildiğinden, kemik sayışı daha az gösterilmiştir, iskelet baş, gövde ve üyeler iskeleti olarak üç bölümde incelenebilir .
5. Oval Kemikler: Örnek dizkapağı kemiği.
İnsanda İskelet Yapısı
İnsanda iç iskelet kemikten yapılmıştır. İskelet oluşturan kemikle yapısal olarak üç kısımda incelenir. 207 kemikten oluşan insan iskeleti baş, gövde, üyeler olmak üzere üç kısımda incelenir.
1. Baş İskeleti: Beyin, beyincik ve sinir merkezlerini içinde bulundurur. Kafatası ve yüz iskeleti olarak iki kısımda incelenir.
a) Kafatası İskeleti: Alın(1), yan kafa (2), art kafa(1), şakak(2), temel(1) ve kalbur(1) kemiklerinden oluşur. Oynamaz eklemlerle birbirlerine bağlanırlar. Beyin ve beyinciği tamamen kapatarak korurlar. Yalnız omurilik ve sinirlerin giriş çıkışlarını sağlayan delikler vardır.
b) Yüz İskeleti: Tırnakçık(2), elmacık(2), burun(2), sapan(1), boynuzcuk(2), üst çene(2), damak(2), alt çene(1) kemiklerinden oluşur. Oynamaz eklemlerle birbirine bağlanmıştır. Sadece alt çene kemiği yarı oynar eklemlerle şakak kemiğine bağlıdır.
2. Gövde İskeleti: Sinir sistemi ve iç organları korur. Vücudu dik tutar. Gövdeyi oluşturan kemikler, omurga, kaburga, göğüs, omuz ve kalça kemiklerinden oluşmuştur. Omurga, boyundan kuyruk sokumuna kadar uzanan 33 omurun üst üste gelmesi ile oluşmuştur. Her omurda iki yan çıkıntı, bir dikensi çıkıntı, omur cismi, omur deliği, omur yayları ve eklem çıkıntıları vardır. Üst üste gelen omurlar kıkırdak disklerle birbirine bağlanarak omurgayı oluştururlar. Omurlar üst üste geldiğinde omur delikleri birleşerek omurga kanalını oluştururlar. Omurga kanalını omurilik doldurur. Omurga ortalama 75 cm uzunluğunda, dirençli ve bükülgen, uzun, ‘S’ şeklinde bir kemik dizisidir. Omurga bütünüyle ekle alındığında dört eğrilik göze çarpar: Öne doğru dışbükey boyun eğriliği; öne doğru içbükey sırt eğriliği(kifoz); öne doğru dışbükey bel eğriliği (lordoz); öne doğru içbükey sağrı eğriliği. Omurga beş bölgeye ayrılır.
1. Boyun (7)
2. Sırt (12)
3. Bel (5)
4. Sağrı (5)
5. Kuyruk sokumu (4)
Boyun bölgesinin birinci kemiğine atlas kemiği, ikinci kemiğine ise eksen kemiği denir.İç içe geçmişlerdir. Boyunun sağa sola dönmesini sağlarlar. Sırt bölgesi 12 omurdan oluşur. Kaburgalar bir uçları ile sırt omuruna bağlanırlar. Bel bölgesi 5 omurdan oluşur. Vücudun hiçbir kısmıyla bağlantılı olmadığı için kolaylıkla hareket edebilir. Sağrı bölgesi 5 omurdan oluşur. İnsanın dik durması ve yürümesinde etkili olan bölgedir.Kuyruk sokumu 4 omurdan oluşmuştur. Bu omurlar birleşerek tek omur halini almıştır.
Göğüs kemiği vücudun göğüs bölgesinde yer alan üst kısmı geniş, alta doğru sivrilen yassı bir kemiktir. Vücudun göğüs kısmında yer alan 15-20 cm boyundaki bu kemiğe göğüs kemiği denir. Sap, gövde ve hançerimsi çıkıntı olmak üzere üç kısımdan oluşmuştur.
Üzerinde enine ibikler ve kas-bağ bağlantı yerleri bulunur. On iki çift olan kaburgaların ilk yedi çifti göğüs kemiğine, sekiz, dokuz ve onuncu çiftler ise yedinci kaburgaya bağlıdır. Son iki kaburganın uçları serbesttir. Yüzücü kaburgalar denir.
Omuz kemerleri önde köprücük (2), arkada kürek (2) kemiğinden oluşur. Kalça kemeri kalça, oturga ve çatı kemiklerinden oluşur. Kalça kemikleri birbirleriyle ve sağrı bölgesi kemikleriyle birleşerek leğen denilen yapıyı oluşturur. Leğen gövdeye bağlanarak karın bölgesindeki iç organlara alttan desteklik sağlar.
3. Üye İskeleti:
Omuz kemeri ve kalça kemeri ile gövdeye bağlanır. Omuz kemeri, önde köprücük, arkada kürek kemiğinden oluşur. Bir ucuyla göğüs kemiğine, bir ucuyla kürek kemiğine bağlanır. Kalça kemeri, kalça, oturga ve çatı kemiğinden oluşur. Bu kemikler önden birbirleriyle, arkadan sağrı omurlarıyla kaynaşarak leğen kemiğini oluşturur. Bu yapı gövdeye bağlanarak karın boşluğundaki organlara alttan desteklik verir ve korur.
Kollar, bir pazu kemiği, bir ön kol, bir dirsek, sekiz el bilek, beş el tarak, on dört el parmak olmak üzere her biri otuz kemikten oluşur. Ön kol kemiği, dirsek kemiği tarafına dönme yeteneğindedir. Böylece elin ve dışa dönüşü sağlanır.
Bacak kemikleri, bir uyluk, bir diz kapağı, bir baldır, bir kaval, yedi ayak bilek, beş ayak tarak ve on dört ayak parmak kemiği olmak üzere otuz kemikten oluşur. Uyluk kemiği vücudun en uzun ve en sağlam kemiğidir. Üstte, yuvarlak ucuyla kalçadaki eklem çukuruna girer. Bacağın alt kısmında önde bulunan kemiğe kaval, arkada bulunan kemiğe baldır kemiği denir. Kaval kemiği üstten, uyluk kemiğinin alt ucuyla diz eklemini oluşturur.
Diz kapağı kemiği, diz eklemini korur. Ayak iskeletinde bilek kemiklerinin ikisi kaynaşarak topuk kemiğini oluşturur. İnsanlar topuk ve parmaklarıyla yere basarlar.
a) Kol Kemikleri: Pazı(1), ön kol(1), dirsek(1), bilek(8), tarak(5), parmak(14)
b) Bacak Kemikleri: Uyluk(1), dizkapağı(1), kaval(1), baldır(1), bilek(7), tarak(5), parmak(14)
2. Eklem Yapısı ve Çeşitleri
Kemikler, yan yana ve uç uca geldiklerinde görevlerine ve hareket durumlarına göre aralarında bağlantılar yaparlar. Bu bağlantılara eklem denir. Eklemler hareket derecesine göre üç bölümde incelenir:
Oynamaz Eklemler: Kafatası gibi iskeletin hareket etmeyen kısımlarındaki kemiklerde görülür. Kemikler, çok sıkı şekilde birbirine testere dişi gibi girinti ve çıkıntılarla bağlıdır.
Az Oynar Eklemler: Hareketleri sınırlı olan eklemlerdir. Omurların eklemleri bu tiptir. Omurlar birbiri üzerine doğrudan doğruya binmezler, aralarında fibröz kıkırdaktan yapılmış yastıklar (diskler) vardır. Aynı zamanda omurlar birbirleriyle ligamentler (kirişler) aracılığıyla bağlanmıştır. Kaburgaların göğüs kemiği ile yaptığı eklem de az oynar ekleme örnektir. Omurlarda disklerin kaymasıyla bel fıtığı denen omurga rahatsızlıkları oluşur.
Oynar Eklemler: Çoğunlukla vücudun hareket görevini üzerine almış kemikler arasında görülen tam hareketli eklemlerdir. Bu eklemlerde, iki kemikten birinin çıkıntısı ile diğerinin girintisi birbirine uyacak şekildedir (Şekil 3.15). İki kemiğin arasında sinoviyal boşluk olduğundan kemiklerin serbest hareket etmesi sağlanır.. Eklem kıkırdakları kemiklerin uçunu örterek hem onlara uçlarda düzgünlük verir; hem de kısmen esneklik kazandırır. Sinoviyal boşluğu içten saran sinoviyal zar vardır. "Sinoviyal zar", kan ve lenf damarların-dan sinoviyal sıvıyı (eklem sıvısı) süzmeye yarar. Bu sıvı eklemlerin kaygan olmasını sağlar. İleri yaşlarda eklem katılaşmaları bu süzme görevinin bozukluğundan olur. Eklemleri oluşturan kemikler birbirlerine ligamentler ve kısmen kaslarla bağlanır. Eklemlerin üzerinde eklemi koruyan eklem kapsülü bulunur.
  1. Sindirim Sistemi
Sindirim sistemi veya gastrointestinal sistem, sindirim borusu (sindirim kanalı veya gastrointestinal kanal) ile sindirim bezlerini içeren, çok hücreli hayvanlarda yiyeceğin vücuda alınımı, sindirilmesi, gerekli besin ve enerjinin absorbe edilmesi ve atık maddelerin vücuttan atılması ile ilgilenen organ sistemidir.
Sindirim sistemi ve sindirim borusu hayvandan hayvana belirli oranda değişiklik gösterir. Örneğin bazı hayvanlar çok odalı midelere sahiptirler.
Çoğu Antik Çağ ve Orta Çağ anatomistleri mide, bağırsaklar gibi sindirim sistemi organları hakkında kabaca doğru fikirlere sahipti. Yine de bu yanlış ve hatta bir bakıma absürd fikirler ortaya atılmadı anlamına gelmez. Örneğin Rönesans'ın önemli bilgin ve sanatçısı Leonardo da Vinci sindirim sisteminin solunum sistemine yardım ettiği fikrine sahipti. Sıkışan bağırsakların, içlerinde üretilen sıvılaşmış havayla, diyaframı yukarı doğru ittiğine ve böylece diyaframın akciğerlere basınç uyguladığına inanmaktaydı. Sindirim sisteminin ve sindirim sistemi organlarının insan için önemi eski çağlardan beri bilinmektedir.
 
Sindirim Sistemi Organları:
Normal bir yetişkin erkeğin sindirim borusu yaklaşık 7 buçuk metre uzunluğundadır. Farklı bölümlere ayrılır ve her bölümde sindirimin farklı bir evresi gerçekleşir. İnsanlarda sindirim kanalının ana kısımları şunlardır: ağız, dil, yutak, yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak, rektum ve anüs. Sindirim kanalı dışındaki, sindirim işlemine ve sindirim kanalındaki organların çalışmasına yardımcı olan organlar arasında pankreas ve karaciğer de bulunur. Bunlar sindirime yardımcı olacak salgılar salgılarlar. Örneğin, karaciğer tarafından salgılanan ve safra kesesinde depolanan safra lipitlerin sindirimi için önemli bir salgıdır.
Sindirim kanalının duvarındaki belli temel yapılar her kısımda aynı kalır; sindirim kanalındaki boşluğu saran epitel doku gibi. Doku gıdanın geçişini kolaylaştıracak veya onun sindirimine yardımcı olacak çeşitli maddeler salgılar. Bazı bölgelerde belirli enzimlerle birlikte mukus salgılarken bazı bölgelerde sadece mukus salgılanır.
Sindirim kanalının ana kısımları aşağıda tanımlanmıştır:
Üst Sindirim Kanalı
ü      Ağız, ağız boşluğu; tükürük bezleri, mukoza, dişler ve dili kapsar. Gıda ve suyun vücuda alınmasına yarayan bir açıklıktır. Bir üst ve alt dudak ile kapatılmıştır.
ü      Yutak, farinks veya farenks ağız ve burnun hemen arkasındaki boyun bölümüdür. Gıdanın ağızdan yemek borusuna geçmesini sağlar. Sindirim sisteminin yanı sıra solunum sisteminde de yer alan bir organdır.
ü      Yemek borusu (özofagus veya gullet) ve kardiya; yemek borusu gıdanın mideye geçmesini sağlayan kassal (müsküler) bir borudur. Bu geçiş peristaltizm yardımıyla olur. Kardiya ise yemek borusu ile midenin birleştiği noktadaki açıklıktır (ağız).
ü      Mide ki antrum, pilor ve pilorik sfinkteri de kapsar. Mide yemek borusu ile ince bağırsağın ilk kısmı olan duodenum arasında bulunur. Yüksek oranda asidik bir çevreye sahip mide (pH yaklaşık 1,5-2) peptidaz sindirim emzimlerini içerir.
Alt Sindirim Kanalı
- Bağırsak, sindirim kanalının mide ile anüs arasında bulunan kısmıdır. İnsanlarda ve diğer memelilerde iki ana kısımdan oluşur; ince bağırsak ve kalın bağırsak.
a. İnce bağırsak, mide ile kalın bağırsak arasındadır. 5 yaşın üstündeki insanlarda genellikle 5-6 m uzunluğundadır. Üç kısmı vardır.İnce bağısakta ayrıca sindirim yüzeyini genişleten villuslar(tümür) da vardır. Bu villuslar girinti ve çıkıntılardan oluşmuştur.
b. Kalın bağırsak, üç kısmı vardır:
Çekumveya kör bağırsak, kalın bağırsağın ilk kısmıdır. Apandis çekumun bir uzantısıdır.
Kolon, kalın bağırsak için kullanılan bir terimdir. Çekumdan rektuma kadar ki kısım için kullanılır. Kendi içinde dört kısma ayrılır, çıkan kolon, transvers kolon, inen kolon ve sigmoid kolon.
Rektum, kalın bağırsağın son kısmıdır.
- Anus, rektumun dış açıklığıdır. Kapanması sfinkter kaslarca kontrol edilir. Dışkılar vücuttan anüsten geçerek atılırlar. Ayrıca kalın bağırsak sindirime katılmaz. Çünkü sindirim ince bağırsaktan besinlerin kana geçmesi ile sona erer. Besinler kan yoluyla vücuda taşınır.
Sindirim Sistemi İle Alakalı Organlar

Sindirim sistemi ve sindirim borusu ile ilgili başka organlar da vardır. Karaciğer sindirimde rol oynayan safrayı üretir. Pankreas ise bikarbonat ve tripsin, kemotripsin, lipaz ve panktreatik amilaz gibi çeşitli enzimler içeren bir sıvıyı ince bağırsağa salgılar. Böylece bu bezler sindirimde yer almış olurlar.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Işık Kaynakları

23/4/2009 · Kategori: konu anlatimi

http://img337.imageshack.us/img337/1528/szgsdgub6.jpg
Görmemizi sağlayan enerji çeşidi ışıktır. Her ışık, bir ışık kaynağı tarafından üretilir. Işık yayarak çevresini aydınlatan her şey ışık kaynağıdır. Işık kaynakları ışık yayarak çevrelerini aydınlatırlar.
 NOT: En büyük ışık kaynağımız Güneş’tir.
 
 Işık kaynakları doğal ışık kaynakları ve yapay ışık kaynakları olmak üzere ikiye ayrılır.
 
 Doğal Işık Kaynakları
 Işık kaynaklarından bazıları kendiliğinden ışık üretir. Bunlara doğal ışık kaynakları denir. Güneş, yıldızlar, ateş böceği, şimşek, yıldırım ve deniz diplerinde yaşayan bazı balıklar doğal ışık kaynaklarıdır.
 
 
 Yapay Işık Kaynakları
 Doğal ışık kaynaklarından gece aydınlatması için yeteri kadar yararlanamayız. Bu nedenle gece aydınlatmasında insanlar tarafından yapılmış yapay ışık kaynakları kullanılır. Ampul, trafik lambası, mum, meşale, televizyon ekranı ve fener yapay ışık kaynaklarıdır.
 
 Güneş, mum alevi gibi bazı ışık kaynakarı, çevrelerine ışıkla birlikte ısı da verirler. Ateş böceği, denizin derinliklerinde yaşayan bazı balıklar ve floresan lamba gibi bazı ışık kaynakları ise ışık yayarken, ısı vermezler.
 Etrafımızdaki masa, sıra, tahta ve çanta gibi cisimler ışık üretmezler. Ancak bu cisimler Güneş ya da diğer ışık kaynaklarından aldıkları ışığı yansıtabilirler. Bu durumda çevremizde bulunan bu cisimleri ışık üretmedikleri halde görebiliriz.
 Çevremizdeki bazı varlıklar ortamda bulunan ışık kaynakları sayesinde ışık kaynağı gibi görünürler. Böyle cisimlere kendini aydınlatan cisimler denir. Ay, gezegenler ve trafik levhaları kendini aydınlatan cisimlere örnek verilebilir.
 
 Yol kenarlarındaki trafik levhaları ışık yaymadıkları halde geceleri ışık yayıyor gibi görünürler. Bunun sebebi trafik levhalarının üzerinin özel maddelerle kaplı olmasıdır. Bu sayede trafik levhaları diğer maddelerden daha parlak görünürler.
 
 Gezegenler ve Ay ışık kaynağı olmadıkları halde, Güneş’ten aldıkları ışığı yayarak parlak görünürler.
 
 NOT: Ay, ışık kaynağı olmadığı halde, Güneş’ten aldığı ışıkla aydınlanır ve parlak görünür.
 
 Bulutsuz bir gecede, gökyüzüne baktığımızda birçok gök cismini görebiliriz. Bu gök cisimlerinden yıldızlar kendi ışıklarını yayarken; gezegenler, ışık kaynaklarından aldıkları ışıkla aydınlanırlar.
 Gökyüzüne dikkatle baktığımızda ışığı, ay ışığı gibi sabit olanların gezegen veya uydu; ışığı sürekli kırpışanların ise yıldız olduğunu söyleyebiliriz.
 Mars ve Venüs gezegenleri, gökyüzünün bulutsuz olduğu gecelerde görülebilir.
 
 NOT: Kendi ışığını üreten Güneş de bir yıldızdır.
 
 Işık kaynağının gücü arttıkça yaydığı ışığın da parlaklığı artar. Dolayısıyla kullanacağımız ışık kaynağının gücünü, aydınlatacağımız ortamın büyüklüğüne göre seçeriz. Evlerimizde büyük odaları aydınlatmak için kullandığımız ampullerin gücünün, küçük odaları aydınlatmak için kullandığımız ampullerin gücünden fazla olmasını tercih ederiz.
 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Işığın Kırılması

10/4/2009 · Kategori: konu anlatimi

Bir saydam ortamdan başka bir saydam ortama geçen ışık demetinin bir kısmı bu iki ortamı ayıran yüzey üzerinde yansırken, ışık demeti doğrultusunu değiştirerek diğer ortama geçer. Işığın bir saydam ortamdan diğerine geçerken doğrultusunu değiştirmesine ışığın kırılması denir.

Kırılma Kanunları
Gelen ışın, kırılan ışın ve normal aynı düzlemde bulunur.
Belirli ortamlar için geliş açısının sinüsünün kırılma açısının sinüsüne oranının sabit olur. ( sin i / sin r = a ) Snell kanunu.
Işık Yoğunluğu az ortamdan, yoğunluğu fazla olan ortama girdiğinde hem daha fazla açıyla kırılır, hem de hızı azalır.

http://www.fotogezgin.com/atolye/isik_dosyalar/image006.jpg

Gelen ışığın, geliş açısı büyüdükçe kırılma açısı da büyür.
Kırıcı ortamın yoğunluğu arttıkça kırılma da daha büyük olur.
Kırılan ışın doğru boyunca yayılır.
Terk edilen hat, kırılan hat ve normal tek bir düzlemde yani görüntü yüzeyinde yer alır.
Dik ışın kırılmaz.

http://www.fizikcikulup.com/isigin_dosyalar/image005.jpg

Kırılma saydam ortamın yoğunluğuna bağlıdır. Yukarıdaki örnekte hava içinden 45º ile gelen ışın, su içine girerken 32º açı ile kırılmaktayken, Titanyum beyazı içine girince 16º açı ile kırılmaktadır. Işık yoğunluğu az ortamdan yoğunluğu çok ortama girdiğinde hızı azalır. Yani belirli bir dalga uzunluğu ile gelen ışın, ortam değiştirdiğinde eğer bu ortam daha yoğunsa dalga uzunluğu kısalır.

http://www.kameraarkasi.org/light/terminoloji/dalgaboyu.jpg


Aynı zamanda gelen ışığın belirli bir kısmı saydam cismin yüzeyinden geri yansımakta ve bir kısmı sadece cisim içine girebilmektedir. Vakumlu bir ortamda yapılan deneyler çeşitli saydam cisimlerden geçen ışınların geçiş yüzdeleri aşağıda görülmektedir.

http://www.kameraarkasi.org/light/terminoloji/kirilma_03.jpg


Işığın Kırılması

Işık ışınlarının saydam bir ortamdan yoğunluğu farklı başka bir saydam ortama geçerken doğrultularını değiştirirler. Bu olaya kırılma denir.

Bir su bardağı boşken kaleminizi içine koyup değişik açılardan kaleme bakarak görünüşünü inceleyiniz. Şimdi ise bardağa su koyup aynı işlemi tekrar ediniz. Öncekine göre kalemin görüntüsünün nasıl değiştiğini inceleyiniz.Bardak boşken bardağa bir metal para koyunuz. Bardağa bir pipet aracılığıyla bakarak metali görmeye çalışınız şimdi ise bardağı su ile doldurunuz ve çubuk vasıtasıyla tekrar bakınınız. Metal para biraz önce baktığınız yerde mi?

Şimdi ise size bir soru hiç balık tutmaya gidip elinizle balık yakalamaya çalıştınız mı? Balıkları yakalayamadığınızı fark etmişsinizdir. Sebebini açıklar mısınız? Yağmur yağdıktan sonra gök kuşağı oluştuğunu görmüşsünüzdür. İşte bunların hepsinin ana sebebi kırılmadır.Sıcak yaz günlerinde yollarda su birikintisi görürüz ve ya çölde serap dediğimiz olayları görürüz işte bunların hepsi ışığın kırılmasından kaynaklanan olaylardır.

Kırılma Kanunları

1-Gelen ışın, normal , kırılan ışın ve ayırma yüzeyi aynı düzlemdedir.
2- Işık ışınları az yoğun ortamdan çok yoğun ortama geçerken normale yaklaşarak kırılır.
3- Çok yoğun ortamdan az yoğun ortama geçerken normalden uzaklaşarak kırılır.

İki saydam ortamı birbirinden ayıran düzleme ayırma yüzeyi denir. Işığın ayırma düzlemine değdiği noktadan bu düzleme çizilen dik doğru normal adını alır. Gelen ve kırılan ışının izlediği yollar ise gelen ışın ve kırılan ışın adını alır. Gelen ışının normal ile yaptığı açıya gelme açısı; kırılan ışının normal yaptığı açıya ise kırılma açısı denir. Gelen ışın , normal ve kırılan ışın aynı düzlem içindedir.

Kırıcılık özelliği saydam ortamın yoğunluğu ile ilgilidir. Ortamların bu özellikleri kırılma indisi denilen sayılarla ifade edilir. Örneğin havanın kırılma indisi 1 , camın kırılma indisi 1.5 suyun kırılma indisi 1.33 elmasın kırılma indisi 2.42 dır. Bu rakamlar ışığın bu ortamlardaki hızarıyla orantılıdır. Bu rakamlar küçük olan az kırıcı büyük olan ise çok kırıcı olarak da düşünebiliriz.

Tam Yansıma

Çok yoğun ortamdan gelen ışının gelme açısını büyültürsek kırılma açısı da büyüyecektir. Kırılma açısı 90 dereceye ulaştığında gelme açısı sınır açısına ulaşır. Sınır açısında daha büyük açıyla gelirse ışık az yoğun ortama geçemez ve ayırma yüzeyinden yansır bu olaya tam yansıma denir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Kuvvet Ve Hareket

10/4/2009 · Kategori: konu anlatimi

Evrendeki her şey ya hareket halindedir ya da durağan yani hareketsiz haldedir. Hareket, cismin konumunun sürekli biçimde değişmesidir. Hareket halindeki bir cismi durdurmak ve durağan hale getirmek ya da hareketsiz durumdaki bir cismi harekete geçirmek için kuvvet denen bir etkinin uygulanması gerekir.
Kuvvet, bir cismi harekete geçirebilmek, hareket halindeki bir cismi durdurabilmek, hareketin yönünü ya da hızını değiştirebilmek için gerekli olan itme ya da çekme miktarıdır. Çim biçme makinesini iten bir bahçıvan, yolcu vagonlarını çeken lokomotif, duvarda asılı olan bir resmi tutan çivi hep kuvvet uyguluyor demektir. Eğer bu kuvvetler uygulanmıyor olsaydı, çim biçme makinesi ile vagonlar hareket etmez, resim yere düşerdi.
Bütün bu itme, çekme ve tutma örneklerinde, kuvvet, üzerinde etki yaptığı cisimle gerçekte temas halindedir. İnsanlar uygulayabildikleri kuvvetin miktarını arttırmak için kaldıraç, makara ve fren gibi mekanizmalar geliştirmişlerdir. Bu tür mekanizmalara basit makine denir. Ama daha güçlü  kuvvetler elde etmek ve uygulamak amacıyla daha karmaşık makinelerde geliştirilmiştir. Örneğin, çeşitli yakıtların yakılmasıyla açığa çıkan enerjiyi denetleyerek büyük bir kuvvete dönüştüren motorlar, bu tür gelişkin makinelerdir.
Bütün kuvvetlerin etkiledikleri cisme temas etmeleri gerekmez, yani bazı kuvvetler uzaktan etkiler. Bu tür kuvvetlerden ikisi elektrik ve magnetizmadır. Bir üçüncüsü de, her an yaşadığımız yerçekimi kuvvetidir; yerçekimi, dünyanın üzerindeki bütün cisimlere uyguladığı yere doğru çekme kuvvetidir. Elimizde tuttuğumuz bir tuğlayı bıraktığımız anda tuğla, yerçekiminin etkisiyle yere düşer, bu arada düşerken hızı giderek artar; hızdaki bu artışa ivme denir. Ama eğer tuğlayı elimizde taşıyorsak, tuğla üzerinde yukarı doğru bir itme kuvveti uygulayarak yerçekimi kuvvetini dengeliyoruz demektir; bu durumda uyguladığımız itme kuvveti ile yerçekimi kuvveti birbirine eşittir. Bir römorkör, arkasına halatla bağlı bir mavnayı kanalda sabit bir hızla çekerken, halatın mavna üzerinde uyguladığı çekme kuvveti, su direncinin doğurduğu kuvvete eşittir; römorkör biraz daha kuvvetlice çekerse mavna da daha hızlı hareket eder. 1687’de büyük İngiliz bilim adamı Sir Isaac Newton kuvvet ve hareketle ilgili üç yasa yayımladı. Bunlara Newton hareket yasaları denir.
1. Hareketsiz halde duran yada sabit bir hızla hareket etmekte olan bir cisme, herhangi bir başka kuvvet uygulanmadığı sürece bu durağan halini yada sabit hızlı hareketini korur (Otobüs birden durduğunda yolcuların birden öne doğru savrulduklarına dikkat etmişsinizdir.Savrulmanın nedeni, yolcuların durma anından önceki sabit hızlı hareketlerini sürdürmeleridir.).
2. Belirli bir hızla yol almakta olan bir cismin hızını değiştirmek için gerekli olan kuvvetin miktarı, cismin kütlesine ve cisme kazandırılmak istenen ivmenin miktarına bağlıdır (Bir golf topunu durdurmak, aynı hızla hareket eden bir pingpong topunu durdurmaktan daha zordur;çünkü golf topunun kütlesi daha büyüktür.).
3. Her etki, kendisine eşit ve ters yönde bir tepki doğurur (Bir uçağın,motor çok büyük bir gaz kütlesini sürekli olarak arkaya doğru püskürtür; bu nedenle de ters yönde,yani öne doğru itilir.). Elde tutulan, yani üzerinde yukarıya doğru bir kuvvet uygulanan tuğlanın yere düşmemesi de bu yasayla açıklanır.
Hareket halindeki bütün cisimler, momentum denen bir özelliğe sahiptir; cismin momentumu, kütlesi ile hızının çarpımına eşittir. Newton’un ikinci hareket yasasından, bir cismin momentumundaki değişim oranın, o cismi etkileyen kuvvetle orantılı olduğu görülebilir. Momentum korunumlu bir özelliktir; yani örneğin, belirli momentumlarla birbirine yaklaşan iki cisim çarpıştıklarında, toplam momentumlarında bir değişiklik olmaz.
Kuvvet birimi newtondur. 1 newtonluk bir kuvvet, 1 kilogramlık bir kütlenin hızını saniyede 1 metre/saniye kadar, yani 1 metre/saniye kadar değiştirir.
Bir yüzeyin üzerine düzgün olarak dağılmış halde basan kuvvete basınç denir. Basınç, birim alana düşen kuvvet miktarıyla ölçülür. Kuvvet miktarı ise ağırlık birimleriyle ifade edilir.Dünya yüzeyindeki normal hava basıncı, santimetre kareye yaklaşık 1 kilogramdır. Bu Dünya yüzeyinin ve onun üzerindeki her şeyin her santimetre karesinin 1 kilogramlık bir ağırlıkla aşağıya doğru bastırılıyor olması demektir.
KUVVET


Bir cismin denge durumunu, veya şeklini değiştiren sebebe kuvvet denir. Demek oluyor ki kuvvet, bir cismi hareket ettirebilir, durdurabilir; veya cismin hareket doğrultusunu ve şeklini değiştirebilir. Bir cismi iterken, çekerken, veya kaldırırken kas kuvveti harcarız. Bir taşıt aracının veya asansörün hızı (veya ivmesi) değiştiği zaman, hareket ettiren kuvvetin farkına varabiliriz.
Fizik biliminin bir dalı olan mekanik, cisimlerin denge durumlarını ve hareketlerini inceler. Mekaniğin önemli bir konusu olan kuvvet, ne tür olursa olsun, yani ister cansız bir cisim, ister bir canlı tarafından meydana getirilsin, bir vektör ile gösterilir.
KUVVETİN SINIFLANDIRILMASI


Her ne kadar fizikçiler,Einstein’ın çalışmalarından bu yana bütün kuvvetlerin tek bir olaydan (elektromagnetik olay)kaynaklandığını düşünürlerse de, kuvvetler üç kümede sınıflandırılırlar:
1. Uzaktan etkiyen kuvvetler yada alan kuvvetleri;
2. Temas kuvvetleri (ancak iki sistemin bağlantı kurması sonucu ortaya çıkar);
3. Kohezyon (iç tutunum) kuvvetleri (katı cisimlerin bükülmezliğini sağlarlar).

ALAN KUVVETLERİ: Bir cismin her bir öğesinin kütlesi üstüne etkirler; bu nedenle alan kuvvetlerine, bir yüzey üstüne etki eden temas kuvvetlerinden ayırt etmek amacıyla , kütle kuvvetleri de denir. Alan kuvvetleri, havasız bir ortam içinde bile birbirinden uzaktaki cisimlere etkirler. Bunlar yerçekimi kuvvetleri, cisimlerin ağırlığı ve elektrostatik, magnetik, elektromagnetik kuvvetlerdir.
TEMAS KUVVETLERİ: Birbirleri ile ilişki halindeki katıların, içine girilmez ve bozulmaz olma özelliğinden kaynaklanırlar. Her iki cisme de ortak, küçük bir yüzeyde (temas yüzeyi) gerçekleşen temas sonucu, bu bölgenin yakınlarında, katı hafifçe biçim değiştirir. Temas kuvvetleri yüzeye dik olduklarında, sürtünmesiz temas söz konusudur. Oysa, bir katı, bir başkasına oranla yer değiştiriyorsa, temas kuvvetleri, yüzeye oranla eğiktirler: Bu duruma da sürtünmeli temas denir.
KOHEZYON KUVVETLERİ: Katıyı oluşturan atomlar, moleküller yada iyonlar arasında etkirler. Makroskobik düzeyde, bu kuvvetler temas kuvvetlerini andırırlar, ama atomik ölçekte, alan kuvvetleri niteliğindedirler. Katılar arasındaki temas etkileşimlerinde temel nitelikte bir rol oynamakla birlikte, açıkça işe karışmazlar.

KUVVETİN ELEMANLARI

Ø Uygulama noktası: Kuvvetin uygulandığı noktadır.
Ø Doğrultu: AB doğrultusu kuvvetin doğrultusudur.
Ø Yönü: Ok işareti ile gösterilen yön kuvvetin yönüdür.
Ø Şiddeti: AB vektörünün büyüklüğü kuvvetin şiddetini gösterir.

F2
Çizim 1- Yöndeş kuvvetler

Aynı eksendeki iki kuvvet söz konusuysa, bileşkenin cebirsel ölçümü, kuvvetlerin cebirsel ölçümlerinin toplamına eşittir. Birbirine koşut iki kuvvet halinde, bileşke, kuvvetlere koşuttur ve yönü, en büyük kuvvetin yönüdür. İki kuvvetin etkime noktalarını birleştiren doğru üstünde bulunan bileşkenin uygulama noktası, iki kuvvetin bu noktaya göre momentlerinin toplamı sıfır olacak biçimdedir. Şiddeti, bileşen kuvvetlerin aynı ya da ters yönde olmasına göre, bunların şiddetlerinin toplamına ya da farkına eşittir. Özel olarak, iki koşut kuvvetin şiddetleri aynı, yönleri ters ise, bunların bileşkelerinin sıfır olduğu bir kuvvet çifti oluştururlar.
BİR KUVVETİN İŞİ

Kuvvetin uygulama noktası yer değiştirdiğinde, kuvvet bir iş yapar. Kuvvet bu yer değiştirme sırasında doğrultu ve şiddeti açısından sabit kalırsa, yapılan iş, kuvvetin şiddeti ile, kuvveti doğrultusu üstündeki, uygulama noktasının çizdiği eğrinin iz düşümünün uzunluğunun çarpımına eşit olur. Böylelikle, h metre yükseklikten inen P newton ağırlığındaki bir cisim söz konusu olduğunda, ağırlık kuvvetinin işi W=Ph (joule) olur. D’Alembert kuramı, yani edimsiz (virtüel) iş kuramı,bir çok statik ve dinamik sorunun çözülmesini sağlar. Sürtünmesiz bağlanmış katılar sistemine uygulanan eylemsizlik kuvvetlerini de içeren, bütün kuvvetlerin yaptığı işlerin toplamı, bağlarla bağdaşan her edimsiz yer değişimi (yani, katılar sistemindeki her olası yer değişimi) için sıfırdır.
Basit makineler (kaldıraç, makara, çıkrık, vb), uygulama noktasının yer değişimi arcılığıyla oldukça zayıf bir kuvvet etki ettirerek belirli bir işin yapılmasını sağlarlar. İnsanın ve hayvanların kas kuvvetleri ise özel durumlarda kullanılır. Genelde, gazların ve buharların basınç kuvvetleri ve özellikle elektriksel yollar ile üretilen kuvvetler kullanılmaktadır.

SÜRTÜNME VE SÜRTÜNME KUVVETLERİ


Mekanik konularını incelerken,sürtünme kuvvetinin kaynağını anlamak çok zor değildir. Mesela aynı büyüklükte iki kütleyi biri düz, diğeri pürüzlü olan iki yüzey üzerinde çekmeye çalışırsak; pürüzlü yüzeydeki cismi hareket ettirmek için daha büyük kuvvet uygulamamız gerektiğini; karşılaştığımız yüzlerce olaydan biliyoruz. Bu durumda sürtünmenin sebebi, yüzeylerin yapısında bulunan pürüzlerden dolayıdır. Acaba yüzeylerin pürüzleri gittikçe azalırsa, sürtünmeyi de sıfıra doğru indirebilir miyiz? Bu sorunun cevabını direk olarak vermeden, gene gözlemlerimize dayanan bir olaya bakalım. Üst üste konmuş iki camı birbiri üzerinde hareket ettirmek oldukça zordur. Halbuki cam yüzeyi oldukça düzdür. Sürtünmenin çok az olması gerekirdi. Gözlemlere dayanarak şunu diyebiliriz: Yüzeylerin pürüzlüğünün azalması ile sürtünme belli bir değere kadar azalır. Pürüzsüzlük daha da azalırsa, sürtünmenin yeniden arttığı gözlenir. Bunun sebebini; yüzeylerin aşırı derecede düz olması sonucu, atom ve molekülleri bir arada tutan kuvvetlere benzer kuvvetlerin doğmasına bağlamaktadırlar.
Sürtünme kuvvetleri, yüzeylere paralel olarak etki ederler ve daima cismin hareketine veya cismin hareket ettirmek için uygulanan kuvvete zıt olarak doğarlar.
Bir cismi harekete başlatmak için uygulanan kuvvet, cismin hareketini devam ettirmek için uygulanan kuvvetten daha büyüktür. Bu bizi şöyle bir sonuca götürür: durgun haldeki sürtünme kuvveti, hareket halindeki sürtünme kuvvetinden daha büyüktür. Statik sürtünme kuvveti duran bir cismi harekete başlatan, kinetik sürtünme kuvveti de, bir cismi sabit hızda harekette tutan kuvvettir.
SÜRTÜNME KANUNLARI:
Sürtünen yüzeyler arasında oluşan sürtünme kuvvetleri belli başlı bazı durumlara bağlıdır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
§ Sürtünen yüzeylerin yapısıyla (pürüzlü veya düz oluşuyla) orantılıdır.
§ Sürtünen yüzeylerin alanına bağımlı değildir.
§ Sürtünen yüzeyleri birbirine sıkıştıran kuvvet ile orantılıdır.
§ Kinetik sürtünme, statik sürtünmeden daha azdır.
§ Kinetik sürtünme, hızda bağımsızdır.
Sürtünme kuvvetin, yüzeylerin yapısı ve sürtünen yüzeyleri birbirine sıkıştıran kuvvet ile orantılı olduğunu belirtmiştik. Bu durumda formülü şöyle yazabiliriz:
f = kN
Formüldeki f sürtünme kuvvetini, k sürtünme kat sayısını, N de iki yüzeyi birbirine sıkıştıran dik kuvveti verir.

HAREKET


Hareket, cismin konumunun sürekli biçimde değişmesidir. Yani bir cismin sabit kabul edilen bir noktaya göre zamanla yer değiştirmesine hareket denir.
Bir cismin hareketi, üzerine uygulanan dengelenmemiş kuvvetler tarafından meydana getirildiğini karşılaştığımız yüzlerce olaydan biliyoruz. Bir kuvvetin etkisi ile cismin hareketi sırasında izlediği yola yörünge denir. Hareketin şekli yörüngenin şekline göre isimlendirilir. Yörünge düz ise doğrusal hareket, eğri ise eğrisel hareket, daire ise dairesel hareket olarak isimlendirilir.
Seçilen bir başlangıç noktasına göre cismin vektörel uzaklığına konum denir.



Başlangıç
K L noktası M N
* * ■ * *
-200m -100m A +100m +200m

Şekildeki cisim N noktasında ise A noktasına göre konumu +200m’dir. Cisim K noktasında olursa konumu A noktasına göre –200m’dir. Başlangıç noktasına sağı (+) pozitif, solu (–) negatif olarak seçilmiştir.
Hareketli bir cismin son konumu ile ilk konumu arasındaki uzaklığa yer değiştirme denir.

Yer değiştirme = Son konum – ilk konum

∆X = X2 – X1


ÖRNEK 2:

K L M N O P
- X(m) | * * ■ * * | +X(m)
-150m -100m -50m A +50m +100m +150m

Şekildeki cisim O noktasından K noktasına gelmiş ise kaç m yer değiştirmiştir?

ÇÖZÜM:

X1=+100m (ilk konum)
X2=–150m (son konum)
∆X=?
∆X=X2 – X1
∆X=– 150m – (+100m)
∆X=–150 – 100
∆X=–250m yer değiştirmiştir.
Eksi işareti hareketin negatif seçilen yönde olduğunu göstermektedir.

Birim zamandaki yer değiştirmeye hız denir. Hız vektörel bir büyüklüktür.

Hız = Yer değiştirme V=Cismin hızı,m/s veya km/sa.
Zaman aralığı ∆X=Cismin yer değiştirmesi,m veya km
t=Zaman, saniye veya saat
V =∆X
∆t

İlk konum ve ilk zaman sıfır olduğunda

V = X
t olur.

Hızın birim zamandaki değişim miktarına ise ivme denir.cisim sabit hızla hareket ediyorsa ivme sıfırdır. İvme yalnızca hızlanan veya yavaşlayan hareketlerde vardır.



İvme = Hız değişimi
Zaman

a = ∆V
∆t

∆V=hız değişim, cismin son hızı ile ilk hızı arsındaki farktır. İlk hız V1, son hız V2 ise hız değişimi;

∆V = V2 – V1 olur.


İvmenin birimi, a = m s2
s

ÖRNEK 3:

Bir cismin hızı 5 saniyede 3m/s’den 8m/s’ye çıkıyor. Bu cismin ivmesi kaç m/s2’dir?

ÇÖZÜM:

V1=3m/s (ilk hız)
V2=8m/s (son hız)
∆t=5sn (zaman aralığı)
a=∆V => a= V2–V1
∆t ∆t

a= 8–3 a= 1m/s2 olur.
5


HAREKET ÇEŞİTLERİ


1.Sabit Hızlı Hareket:Bir cisim hareket süresince eşit zaman aralıklarında eşit yol alıyorsa bu harekete sabit hızlı hareket veya düzgün doğrusal hareket denir. Hız değişmediği için ivme sıfırdır. Sabit hızlı harekete ait konum–zaman, hız–zaman ve ivme–zaman grafikleri aşağıdaki gibidir.


ÖRNEK 4:

Bir hareketli 20 saniyede 100m yol alıyorsa, bu hareketlinin hızı kaç m/s’dir?


ÇÖZÜM:

V= X V= 100m
t 20s

V= 5m/s dir.

2.Düzgün hızlanan hareket:Bir cismin hızı yer değiştirme süresince düzgün bir şekilde artıyorsa buna düzgün hızlanan hareket denir. Hızda değişme olduğuna göre bu harekette ivme vardır. Cismin hızı her saniye ivme kadar artacaktır. Bu harekete ait konum–zaman, hız–zaman ve ivme–zaman grafikleri aşağıdaki gibidir.


3.Düzgün yavaşlayan hareket:Bir cismin hızı, yer değiştirme süresince, düzgün bir şekilde azalıyorsa, bu harekete düzgün yavaşlayan hareket denir. Düzgün yavaşlayan harekette hız değiştiği için ivme vardır. Cismin hızı her saniye ivme kadar azalacaktır. Düzgün yavaşlayan hareketin konum–zaman, hız–zaman ve ivme–zaman grafikleri aşağıdaki gibidir.



ÖRNEK 5:

Bir hareketlinin hız-zaman grafiği aşağıdaki gibidir. Bu hareketli I, II ve III bölgelerinde nasıl hareket yapmıştır?


Cismin hareketini saptamak için cismin hızındaki değişime bakılır. I. bölgede cismin hızı değişmemiş, II. bölgede cismin hızı artmış, III. bölgede cismin hızı azalmıştır. Dolayısıyla cisim I. bölgede sabit hızlı, II. bölgede hızlanan, III. bölgede yavaşlayan hareket yapmıştır.

ÖRNEK 6:

Hızı 10m/s olan bir hareketle 2m/s2’lik bir ivme ile 5. saniye sonunda kaç m/s’lik hıza ulaşır?

ÇÖZÜM:

İlk hız: V0= 10m/s
Zaman: t= 5s
İvme: a= 2m/s2
Son hız: V= ?
V= V0 + a * t den
V= 10 + 2 * 5
V= 10 + 10
V= 20 m/s hıza ulaşır.

HAREKET KANUNLARI


v BİRİNCİ HAREKET KANUNU VEYA ATALET PRENSİBİ:
Birinci hareket kanunu,üzerinde net bir kuvvet olmayan cismin durum ve hareketiyle ilgilidir.Yani,cisim üzerine ya hiç kuvvet etki etmeyecek,ya da etki eden kuvvetlerin bileşkesi sıfır olacak.Bu durumda,birinci kanunu şöyle tanımlayabiliriz:
Üzerinde net kuvvet bulunmayan bir cisim ya hareketsiz kalır veya önceden hareketli ise,bu hareketini düzgün doğrusal olarak sürdürür.
Yukarıdaki tanımı biraz daha açacak olursak şöyle diyebiliriz: Dışarıdan bir kuvvet uygulamaksızın, duran bir cisim hareket etmez., hareketteki bir cisim de durmaz. Hareket, yön ve doğrultusunu muhafaza eder.
Açıklamalardan da görüldüğü gibi, cisim durumunu muhafaza etme meylindedir. Bazen birinci hareket kanunu atalet veya eylemsizlik prensibi olarak da isimlendirilir. Bu yüzden ataletin tarifini şöyle yapabiliriz:
Bir cismin, hareket durumunda meydana gelebilecek değişikliğe, karşı meyline atalet denir.
Konuya bir misal ile açıklık getirmeye çalışalım: Duran bir cisim bu halini koruma meylindedir. Onu hareket ettirmeye çalışırsak; uygulamış olduğumuz kuvvete karşı bir direnç oluşturur. Bu dirence atalet denir. Düz bir yolda yüksek hızla giden bir arabanın koltuğunda oturuyor olduğunuzu düşünün. Bu durumda gerek araba, gerekse içinde oturan kişinin meyli, içinde bulunduğu hareketi sürdürme istikametindedir. Şayet araba fren yaparsa, yer ile tekerlekler arasındaki etkileşme, koltukta oturan yolcuyu etkilemez, araba yavaşlarken, koltukta oturan kişi arabaya sıkı sıkıya bağlı olmadığı için, aynı hızında devam etmek isteyecektir. İşte, frenleme sırasında, yolcunun öne doğru fırlaması, onun ataletinden dolayıdır.
Cismin kütlesi arttıkça, ataleti de artacaktır. Böyle bir cisme ivmelendirmek de zorlaşacaktır. Basit bir ifade ile şöyle diyebiliriz: bir cisim üzerine tesir eden net kuvvet sıfır ise; cismin ivmesi de sıfırdır. Yukarıdaki ifadeden şu sonuca varırız: böyle ideal bir hareketi şekil 1’de görülen düzenek ile gözleyebiliriz. Oluşturulan hava akımı, disk ile üzerinde hareket ettiği düzlem arasındaki sürtünmeyi azaltır. Böyle bir yüzey üzerinde bulunan bir cisme belli bir hız kazandırırsak; cisim bu hızıyla düzgün doğrusal hareketini sürdürür. Çekim alanlarının bulunmadığı uzayın derinliklerinde hareket eden bir uzay gemisinin, itici gücü çalıştırılmasa bile, sahip olduğu hızla binlerce yıl veya daha fazla hareket edebilir.

Kütleleri farklı iki cisim,üzerlerine uygulanan aynı bir F kuvveti ile farklı ivmeler kazanacaklardır. Cismin kütlesi büyüdükçe, kazanacağı ivme küçülecektir. Bir örnek vermek gerekirse; uygulanan bir kuvvet, 4kg’lık cisme 2m/s2’lik ivme kazandırıyorsa; 8kg’lık başka bir cisme 1m/s2’lik ivme kazandıracaktır. Demek kütle ile ivme ters orantılıdır.

m1 = α2
m2 α1

Kütle, cismin tabii bir karakteri olup cismin bulunduğu çevreden bağımsızdır. Yani, içinde bulunduğu durum ve şartlar cismin kütlesini değiştirmez. Bir cismin çekim kütlesi, eşit kollu terazi ile ölçülür. Eylemsizlik kütlesi ise şöyle bulunur. Cisim üzerine bir kuvvet uygulayarak kazandığı ivmeyi bulabiliriz. Uygulanan kuvvetin ivmeye oranı da eylemsizlik kütlesini verir.

v İKİNCİ HAREKET KANUNU VEYA DİNAMİĞİN TEMEL PRENSİBİ
Bir cisim üzerine bir kuvvet veya bileşkesi sıfırdan farklı kuvvetler uyguladığımızda neler olacağını göremeye çalışalım. Boş bir kutuyu hareket ettirmenin ne kadar kolay olduğunu biliriz. Halbuki aynı kutu içine bazı şeyler doldurarak çekmeye çalışsak, hareketin nasıl zorlandığını da biliriz. Hareket ettirilen madde arttıkça uygulanan kuvvetin de büyüklüğünün de artması gerekecektir. Dolu bir kutuya verilecek ivmenin, boş kutuya verilen ivme ile aynı olması için, dolu kutuya uygulanan kuvveti değeri daha fazla olmalıdır. Açıklamalardan da anlaşılacağı gibi; kuvvet, kuvveti üzerine uygulandığı kütle ve kütlenin kazandığı ivme arasında sıkı bir ilişki vardır.
İkinci hareket kanunu veya dinamiğin temel prensibi olarak da bilinen bu ilişkiyi şöyle ifade edebiliriz:
Bir kuvvet, üzerine tesir ettiği cismi, kuvveti yönü doğrultusunda ivmelendirir. Cismin kazandığı ivme, kuvvet ile doğru, cismin kütlesi ile ters orantılıdır.

v ÜÇÜNCÜ HAREKET KANUNU VEYA ETKİ-TEPKİ PRENSİBİ
Kuvvetler, cisimlerin karşılıklı etkileşimlerinden doğarlar. Bir cisim diğer bir cisme kuvvet uygularsa; ikincisi de birinciye bir kuvvet uygulayacaktır. Bu kanunu şöyle ifade edebiliriz:
Bir cisim başak bir cisim üzerine kuvvet uygularsa; ikinci cisim de birinci üzerine aynı büyüklükte, fakat zıt bir kuvvet uygular. Her etkiye karşı, zıt yönlü değişik bir tepki vardır.
Bu iki kuvvet arasındaki bağıntıyı şöyle yazabiliriz:

F12 = F21
Bir misal ile olaya açıklık getirmeye çalışalım. Elinize aldığınız iki yaylı katarı şekil 2’deki gibi birbirine takarak, diğer uçlarından her birinin değeri 5N olan iki kuvvet ile çekiniz. Yaylı kantarların okuduğu değerler ne olacaktır? Belki çoğumuz hiç düşünmeden okunan değerlerin 10N olduğunu söyleyeceğiz. Halbuki her bir kantar 5N değerini gösterir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

IŞIĞIN SOĞURULMASI

10/4/2009 · Kategori: konu anlatimi

http://img147.imageshack.us/img147/382/200pxcolorrotatehrrf4.gif
Işığın cisimler tarafından tutulmasına ışığın soğurulması denir.
       
       Siyah renkli cisimler, üzerine gönderilen ışığın tamamını soğururlar.Bu yüzden başka renkteki cisimlere göre daha fazla ısınırlar.
        En az ısınan kumaş ise beyaz renkli kumaş olacaktır.Çünkü; açık renkli cisimler, üzerine gönderilen ışığın tamamını yansıtırlar.Yazın açık renkli giysiler , kışın da koyu renkli giysiler giymemizin nedeni budur.


       Işığın soğurulması maddelerde bazı değişimlere yol açar.Uzun süre güneş altında kalan cisimlerin renkleri solar. Yiyeceklerin tatları değişir , ilaçlar bozulur.

       Ayrıca canlıların besin kaynağı olan bitkilerin ışık olmadan fotosentez yapamayacağını hepimiz biliyoruz. Bütün bu olaylarda ışığın madde ile etkileşimi şekillerinden biri olan soğurulmanın rol oynadığını unutmamak gerekir
.
                  
Işığın soğurulması ışığın maddesel ortamlar tarafından emilmesidir.
IŞIĞI İYİ YANSITAN PARLAK,AÇIK RENKLİ VE DÜZ OLMASI GİBİ ÖZELLİK TAŞIYAN YÜZEYLERDE IŞIĞIN SOĞURULMASI AZDIR.

IŞIĞI KÖTÜ YANSITAN MAT,KOYU RENKLİ VE PÜRÜZLÜ ÖZELLİK TAŞIYAN YÜZEYLERDE İSE IŞIĞIN SOĞURULMASI FAZLADIR.

1.siyah renkli yüzeyler ışığı yutar,yansıtmaz.
2.koyu renkli yüzeyler ışığın çoğunu yutar,azını yansıtır.
3.açık renkli yüzeyler ışığın çoğunu yansıtır,azını yutar.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ELEKTRİK DEVRELERİ-Bir Elektrik Devresinde Devre Elemanları

5/4/2009 · Kategori: konu anlatimi

ELEKTRİK DEVRELERİ

Elektrik yüklerinin üretecin bir kutbundan çıkarak diğer kutba gitmesi için oluşturulan düzeneğe elektrik devresi denir.
a) Bir Elektrik Devresinde Devre Elemanları
İletken teller , üreteç , lamba , direnç , reosta , anahtar ,ampermetre , voltmetre , elektrik tüketiciler , sigorta , transformatör , kondansatörler , diod , transistör , devre elemanlarından bazılarıdır.
Üreteç : Elektrik devresinde potansiyel farkı oluşturarak yük geçişini sağlayan elemanlardır.

Şeklinde gösterilir.


Anahtar : İstenildiğinde akım geçişini sağlayan veya kesen elemanlardır.

Şeklinde gösterilir.


Direnç : Elektrik devresinde akımın geçişine karşı koyan elemanlardır.

Şeklinde gösterilir


Reosta : Elektrik akımının şiddetini değiştirmek için kullanılır.


Şekillerinden biriyle gösterilir.


Elektrik Tüketiciler ( Almaç ) : Elektrik enerjisini değişik enerjilere dönüştürür.
Ampermetre : Akım şiddetini ölçer. Devreye seri bağlanır.

Şeklinde gösterilir


VoltmetreS. AKÇAY : Potansiyel Farkını ölçer devreye paralel bağlanır.

Şeklinde gösterilir

b) Potansiyel Farkının ölçülmesi
iki nokta arasındaki potansiyel farkı ( gerilim ) voltmetre ile ölçülür. Potansiyel farkı V ile gösterilir. Birimi Volt tur.
NOT: Seri bir devrede bütün noktalardaki akım şiddetleri eşittir. Paralel devrede bütün kollardaki potansiyel farkları eşittir.
c ) Direnç ve Ölçülmesi
Elektrik devrelerinde akımın geçişini zorlaştıran etkiye direnç denir. Direnç R ile gösterilir. Birimi Ohm () dir. Direnç Ohmmetre ile de ölçülebilir.

Akım , Potansiyel Farkı ve Direnç Arasındaki Bağıntı ( OHM Kanunu )
Bir iletkenin potansiyel farkını akım şiddetine oranı sabittir. Bu sabit oran dirence eşittir. Potansiyel farkını akım şiddetine oranına OHM kanunu denir.
Potansiyel Farkı / Akım Şiddeti = Direnç V / İ = R
Örnek : Direnci 50 ohm olan bir iletkenin üzerinden 5 Amperlik akım geçerse potansiyel farkı ne olur.
Çözüm :
R = 50 i = 5 V =? V = R. i = 50. 5= 250 volt
Örnek : İki ucu arasındaki potansiyel farkı 220 Volt olan bir iletkenden 4 amperlik akım geçerse
a) Direnç ne kadar olur.
b) Güç ne kadar olur.
Çözüm :
a) R= V / i = 220 / 4 =55 Ohm
b) P = V. i = 220. 4 = 880 Watt

Dirençlerin Renk Kodları

Dirençlerin üzerinde renk bantları bulunur. Direnç üzerindeki renkler yada bantlar direncin değerini gösterir. Soldan sağa doğru birinci renk sayının birinci rakamını ikinci renk ikinci rakamı üçüncü renk çarpan yada üslü sayıyı veriri. Dördüncü renk ise tolerans yada hata yüzdesini verir.


İletkenin Direncinin Bağlı Olduğu Faktörler ve Öz Direnç
1- Bir iletkenin direnci boyu( uzunluğu ) ile doğru orantılıdır. R & L
2- İletkenin direnci kesiti (Alanı ) ile ters orantılıdır. R & 1 / A
3- İletkenin direnci yapıldığı maddeye göre değişir.

Öz direnç ( p) : Bir iletkenin birim uzunluk ve birim kesitinin direncine öz direnç denir.

Direnç = Özdirenç . Uzunluk/ Alan R = p. L /A




Elektrik Devrelerinde Akım

1-Seri Devrede Akım
Devre elemanlarının aynı sırada ard arda bağlanarak oluşturulan devreye seri devre adı verilir. Seri bir devrede tüm noktalardan geçen akım şiddetleri birbirine eşittir. Potansiyel farkları değişebilir.


i = i1 = i2 =i3

V= V1 + V2 + V3

Seri bir devrede eşdeğer veya toplam direnç şu şekilde bulunur.

RT = R1 + R2 + R3

2- Paralel Devrede Akım
Paralel bir devrede bütün kollardaki potansiyel farkları birbirine eşittir. Akım şiddetleri değişebilir.



i = i1 + i2 + i3

V = V1 = V2 = V3

Paralel devrede eşdeğer direnç veya toplam direnç şu yolla bulunur.


3- Ana Kol ve Paralel Kollardan Geçen Akım

Ana koldan geçen akım paralel kollardan geçen akımların toplamına eşittir.


Dirençlerin Bağlanması





İletkenin Direncinin Sıcaklıkla Değişmesi

Bakır, alüminyum gibi bazı maddelerin sıcaklık arışıyla direnci artar. Karbon , porselen gibi bazı maddelerin sıcaklık artışıyla direnci azalır. Konstantan , manganin gibi alaşımların sıcaklıkla direnci değişmez.

R = R0. ( 1 + α . t )

R = toC deki direnç Ro = 0oC deki direnç α = direncin sıcaklık katsayısı t = sıcaklık

Örnek : 0oC deki direnci 100 ohm olan alüminyum telin 50oC deki direnci kaç ohm olur. (α = 4. 10-3 )
Çözüm :
R = R0. ( 1 + α . t ) = 100. ( 1 + 4. 10-3 . 50 ) = 120 ohm

Elektrik Devrelerinin Emniyeti
Elektriği kullanırken gerekli şartlar sağlanmazsa insanlar ve araçlar zarar görebilir. Yangınlar çıkabilir. İnsanların yaralanmasına veya ölümüne yol açabilir. elektrikli aletlerin bozulmaması için üzerinde belirtilen akım ve gerilim değerine göre kullanılmalıdır.
Elektrik Sigortası
Akımın istenilen sınırın üstüne çıkmasını önlemek için kullanılan araçlara sigorta denir. Sigorta seri olarak bağlanır. Sigortalar eriyen ve otomatik olmak üzere iki çeşittir.
Kısa Devre : Bir elektrik devresinden geçen akım devre elemanlarını dolaşmak yerine kısa yoldan geçmesine kısa devre denir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Bileşiklerin ayrılması

25/3/2009 · Kategori: konu anlatimi

http://www.bilim.org/yazi_foto/karbonar.jpg
Karışımların ayrıştırılmasında ayırt edici özelliklerden yararlanılır. Fiziksel yöntemlerle elementler ve bileşikler ayrıştırılamaz.

a. Isı Enerjisi İle Ayrışma
Bazı bileşikler ısıtıldıklarında kendisini oluşturan element ya da bileşiklere parçalanır.
KClO3(katı) - KCl(katı) + O2(gaz)
CaCO3(katı) - CaO(katı) + CO2(gaz)

b. Elektrik Enerjisi İle Ayrışma (Elektroliz)
Bazı bileşikler elektrik enerjisi ile kendisini oluşturan elementlere ayrıştırılabilir. Bu olaya elektroliz denir. Su (H2O) elektroliz edildiğinde H2 ve O2 gazlarını dönüşür.
2H2O(s) - 2H2(g) + O2(g)

c. Başka Ayrıştırma Teknikleri
Bazı bileşikleri elementel hale getirmek için elektroliz yapmaya gerek yoktur. Bileşikte bulunan element ile reaksiyon verebilecek madde, bileşik ile reaksiyona sokulur.
FeO + C - Fe + CO

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

BİLEŞİKLERİN AYRILMA YÖNTEMLERİ

25/3/2009 · Kategori: konu anlatimi

A) MADDELERİN AYRIŞMA YÖNTEMLERİ

 

Karışımların bileşenlerine ayrılması

1. Homojen karışımların ayrılması
2. Heterojen karışımların ayrılması

Bileşiklerin ayrışması

1. Isı enerjisi ile ayrışma
2. Elektrik enerjisi ile ayrışma (Elektroliz)
3. Başka ayırma teknikleri

 

 

B) BİLEŞİKLERİN AYRIŞMA YÖNTEMLERİ

 

 

Bileşiklerin ayrışması, karışımların ayrışması kadar kolay olmaz. Daha fazla enerji ve zaman gerektirir. Başlıca ayrışma teknikleri şunlardır :

• Isı enerjisi ile ayrışma
• Elektrik enerjisi ile ayrışma
• Başka ayırma teknikleri



Şimdi bu yöntemlerden biri olan elektrolizi öğrenelim:


C)ELEKTROLİZ

 

 Bileşiklerin elektrik enerjisi yardımıyla elementlerine ayrılmasına elektroliz denir. NaCl örneğini inceleyelim:

 Na+1 + Cl -1 ayrışmasını örnek alırsak ;
ÒNaCl 


Elektroliz olayında iki elektrot vardır.Bunlardan biri anot, diğeri katottur. Anotta (-) yüklü tanecikler, katotta ise (+) yüklü tanecikler toplanır. Bu sayede bileşik elementlerine ayrışır.

 

D) ISI ENERJİSİ İLE AYRIŞTIRMA

 

  Isı enerjisi yolu ile bileşiklerin ayrıştırılması:

   

 Bileşiğin ısıtılması ve ısının verdiği enerji ile kimyasal reaksiyona girerek bileşenlerine ayrılması sağlanır. Sık  kullanılan bir ayrıştırma yöntemidir.

  TEORİK BİLGİ:

Karışımları bileşenlerine ayırma işlemlerinde FİZİKSEL yollar kullanılır. ( Süzme, eleme, damıtma, mıknatısla ayırma, suda çözme, özkütle farkı ile ayırma, ...vb.) Çünkü karışımın olşumu fiziksel bir olaydır.    Bileşiklerin oluşumları KİMYASAL  olduğundan,  ayrıştırılma işlemleride ancak kimyasal yollarla sağlanabilir.Bileşiklerin ayrıştırılması işlemlerinde  en yaygın  olanları şunlardır:

1-Isı Enerjisi ile ayrıştırma

2-Elektrik Enerjisi ile ayrıştırma (ELEKTROLİZ )

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Karışımların Ayırma Yöntemleri-Karışımların fiziksel yol ile ayr

25/3/2009 · Kategori: konu anlatimi

http://www.kulsanilac.com/images/DSCI0039.jpg
1.Süzme: Katı-sıvı karışımların ayrılması için kullanılır.Kum ve su,çay,süt ...

2.Mıknatıslanma: Mıknatıstan etkilenen maddeyi etkilenmeyenden ayrılması için kullanılır.Demir tozu talaş gibi.

3.Öz kütle(yoğunluk ): Katı-sıvı,sıvı-sıvı karışımların ayrılması için kullanılır. Zeytinyağı su,su-saman gibi.

4.Çözünürlük: Çözünürlükleri farklı katı maddelerin sıvı içinde ayrılması için kullanılır.Naftalin ve tuz suya atılırsa...

5.Buharlaştırma: Çözünmüş katı,sıvı karışımların ayrılması için kullanılır.Şeker-su...

6.Damıtma: Kaynama noktaları faklı sıvıları birbirinden ayırmak için kullanılır.Saf su elde etmede,petrol ürünleri üretiminde,alkol ve bitkisel yağ üretiminde kullanılan bir yöntemdir.Ham petrol damıtılarak benzin,mazot,gaz yağı ,asfalt,fuel-oil elde edilir.

7.Eleme: Büyüklükleri farklı katı maddelerin ayrılmasında kullanılır.kumu çakıldan ayırmada kullanılır.

Saf maddeler,bileşikler ve elementler diye ikiye ayrılır.

Tek cins atomdan yapılmış maddeye element denir. Elementler kendisinden başka maddeye ayrılmazlar. Maddenin tüm özelliklerini gösteren en küçük parça atom dur.

Bileşikler: Farklı cins atomların birleşerek oluşturdukları yeni maddeye bileşik madde denir.Örneğin: 2Hidrojen + Oksijen = Su reaksiyonuna göre iki element birleşmiş bir bileşik madde (su) oluşmuştur. Bileşiklerin bütün özelliğini taşıyan en küçük parçasına molekül denir.
Element molekülü(O2,H2,N2 gibi) ve bileşik molekülü(H2O,NH3 gibi)diye ikiye ayrılır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

KARIŞIMLAR

24/3/2009 · Kategori: konu anlatimi

http://www.journeytoblue.com/photos/uncategorized/dsc02075.jpg
Birden fazla maddenin kimyasal özellikleri değişmeyecek şekilde istenilen oranda bir araya getirilmesiyle oluşan madde topluluğuna karışım denir.
Karışımlar homojen ve heterojen olmak üzere ikiye ayrılır.

Homojen karışım
Her tarafında aynı özelliği gösteren, tek bir madde gibi gözüken karışımlardır. Homojen karışımlara genel olarak “çözeltiler” de denir.
Tuzlu su, şekerli su, alkollü su, çeşme suyu ile içerisinde bulunduğumuz hava homojen karışıma örnek verilir.

Heterojen karışım
Her tarafında farklı özellik gösteren tek bir madde gibi gözükmeyen karışımlardır.
Yer altından çıkarılan maden filizleri, kaya parçaları, odun parçaları, bir bitki yaprağı, sis, ayran, petrol su karışımı , beton parçası, toprak heterojen karışımlara örnek verilebilir. Süt çıplak gözle homojen gibi gözükmesine rağmen mikroskopla bakıldığında (yağ damlacıklarından dolayı) heterojen olduğu gözlenir. Heterojenlik mikroskopla tespit edildiği gibi tyndall ışığı etkisi ile de tespit edilebilir.

Heterojen karışım emülsiyon ve süspansiyon olmak üzere ikiye ayrılır.

Emülsiyon
Bir sıvıda çözünmeyen başka bir sıvının heterojen olarak bulanık bir şekilde dağılmış hâlidir. Su–zeytinyağı karışımı, su–benzin karışımı, gibi.

Süspansiyon
Bir sıvıda çözünmeyen katının heterojen olarak dağılmış şeklidir. Su–kum karışımı, su–tebeşir tozu karışımı gibi

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Isınma-Soğuma Eğrileri

24/3/2009 · Kategori: konu anlatimi

ISINMA - SOĞUMA EĞRİLERİ
http://www.alinteri.org/img/kuresel_isinma_2.jpg
İçinde bir miktar ve belli sıcaklıkta buz bulunan bir kap buzlar eriyip buharlaşıncaya kadar ısıtıldığında buzun tanecik modeli değişecektir.
Grafikte sıcaklık 0 °C ve 100 °C de sabit kalmıştır. Sıcaklığın sabit kaldığı bu durumlarda madde hal değiştirmiştir. Yani 0 °C bu maddenin erime (donma) sıcaklığı; 100 °C ise bu maddenin buharlaşma (yoğunlaşma) sıcaklığıdır.

Grafiğimizi açıklayalım: A noktasında ısı alan buz taneciklerinin hareket enerjileri arttığından aralarındaki uzaklık artmıştır. A noktasından B noktasına doğru madde de sıcaklık artışı gözlenir. B noktasına yani, 0°C değerine gelindiği zaman erime başlar. Artık buz taneciklerinin aldığı ısı buzun erimesi için kullanılır. Burada B ve C noktaları arasında hal değişimi olduğu için maddenin sıcaklığı değişmeyecek, buzun aldığı ısı erimeye harcanacaktır. Ancak su sürekli ısı almaya devam ederse suyun aldığı bu ısı erime tamamlanınca suyun sıcaklığının yükselmesini sağlar. C ve D noktaları arasında suyun sıcaklığı hızla yükselir. Yükselen bu sıcaklık değeri 100 °C ‘ye ulaştığında sıcaklık yine sabit kalır. Alınan ısı tanecikler arasındaki bağları daha da zayıflatarak suyun artık buhar haline gelmesini sağlar. D noktasında buharlaşmaya başlayan su, E noktasında tamamen buhar olur. E noktasından itibaren su buharına verilen ısı onun sıcaklığının sabit kalmadan artmasına neden olur.

 Isıtıcının gücü sıcaklık- zaman grafiğini nasıl etkiler? Cevap: Kabın içindeki maddenin değişmediğini dikkate alırsak Madde yine normal erime ve buharlaşma sıcaklığında eriyip-buharlaşacaktır. Sadece bu kez maddenin tamamen buharlaşması çok daha kısa sürecektir.

 Buhar halinde bulunan su taneciklerinin hal değişim grafiği (gaz-sıvı katı):



Aşağıda A,B,C saf maddelerine ait bilgiler tabloda verilmiştir. Bu bilgileri kullanarak bu maddelere ait sıcaklık- zaman grafiklerini çizelim...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Erime - Donma - Buharlaşma – Yoğunlaşma Isısı

24/3/2009 · Kategori: konu anlatimi

http://www.fizik.turkiyespot.com/termodinamik/hal/termodinamik/gra1.gif
Erime ısısı: Erime sıcaklığına ulaşmış 1 gram saf katı maddenin tamamen erimesi için gerekli ısı miktarına erime ısısı denir. Hal değiştiren bir maddenin aldığı ısı enerjisi, maddenin tanecikleri arasındaki mesafeyi artırarak moleküller arasındaki çekim kuvvetinin azalmasını sağlar. Her maddenin tanecikleri arasındaki çekim kuvveti aynı değildir. Bu nedenle çekim kuvvetinin zayıflatılması için maddelere verilmesi gereken ısı miktarları da aynı olmayacaktır. Yani her maddenin erime ısısı birbirinden farklıdır. Bu nedenle erime ısısı maddeler için ayırt edici bir özelliktir.
 * Erime ısısı Le ile gösterilir. Birimi J/g’dır.
 * Erime ısısı sadece erime sıcaklığındaki maddeler için söz konusudur. Örneğin buzun erime ısısı 334,4 J/g’dır. Bu ısı -20 ºC’deki bir buza verildiğinde buzun sıcaklığı artar ama buz erimez. Ancak aynı ise 0 ºC’deki buza verildiğinde buzun sıcaklığı artmaz ama erir. Buradan şöyle bir sonuç çıkıyor: Hal değiştiren bir maddenin sıcaklığı sabit kalır. Çünkü bu sırada maddeye verilen ısı, maddenin taneciklerinin birbirinden uzaklaştırılması için kullanılır.
 * Bir miktar maddenin erimesi için gerekli ısıyı şu bağıntı ile hesaplayabiliriz:
 Q= m x Le
 
 Q= Erime için gerekli ısı enerjisi m =kütle Le =erime ısısı
 
 Soru 1: Erime sıcaklığındaki 0,5 g kurşunu tamamen eritmek için gerekli ısı miktarı ne kadardır?(Kurşun Le= 22,5 J/g)
 
 
 Soru 2: Erime sıcaklığındaki 5 g demiri tamamen sıvı hale getirmek için gereken ısı miktarı nedir?(Demir Le: 117,4 J/g)
 
 Donma ısısı: Donma sıcaklığında bulunan 1 gram saf sıvı maddenin tamamen katı hale geçmesi için gerekli ısı miktarına donma ısısı denir Bir maddenin katı halden sıvı hale geçmesi için ısı alması gerekir. Sıvı halden katı hale geçen madde ise çevresine ısı verir. Donan maddenin çevresine verdiği ısı miktarı, erirken aldığı ısı miktarına eşittir. Yani bir maddenin donma ve erime ısıları birbirine eşittir. Ld şeklinde gösterilir. (Bir madde için Le = Ld)
 Not: Farklı maddelerin erime ve donma ısıları birbirlerinden farklıdır. (örn: suyun erime ve donma ısısı birbirine eşittir ancak demir ve suyun erime(donma) ısıları birbirinden farklıdır.)
 * Bir miktar maddenin donması için gerekli ısıyı şu bağıntı ile hesaplayabiliriz:
 Q= m x Ld
 Ld= donma ısısı
 
 Soru 3: Donma ısısı 200 J/g olan bir maddenin X g miktarının donması için verilmesi gereken enerji 12.540.000 j ise X kaç g’dır?
 
 Bazı Maddelere Ait Erime-Donma Isısı Değerleri
 
 
 
 Buharlaşma ısısı: Kaynama sıcaklığındaki 1 gram saf sıvıyı aynı sıcaklıktaki 1 gram buhar haline getirmek için gerekli
 ısıdır. Lb ile gösterilir Sıvı halde bulunan bir maddenin gaz haline geçmesi olayına buharlaşma denir. Buharlaşma olayının gerçekleşmesi için maddenin ısıya ihtiyaç vardır. Maddenin aldığı bu ısı, tanecikler arasındaki bağların yok olacak kadar zayıflamasına neden olur ve tanecikler birbirinden bağımsız hale gelir. Bu sırada maddenin sıcaklığı değişmez. Sıvı buharlaşırken çevresinden ısı aldığı için ve çevresini soğutur.
 Q = m x Lb
 
 .
 Yoğunlaşma ısısı:Gaz halindeki maddenin sıvı hale geçmesine yoğunlaşma denir. Kaynama sıcaklığında ve gaz halinde bulunan 1 gram maddenin, aynı sıcaklıkta tamamen sıvı hale geçerken çevresine verdiği ısıya yoğunlaşma ısısı denir. Ly ile gösterilir.
 Q = m x Ly
 
 Not. Sıvılar buharlaşırken aldıkları ısıyı yoğunlaşırken geri verirler. Kaynama sıcaklığındaki buhar yoğunlaşma ısısı kadar ısı kaybettiğinde sıvı haline geçer. Bu yüzden buharlaşma ısısı yoğunlaşma ısısına eşittir. Bir madde için Lb = Ly
 Buharlaşma ve yoğunlaşma ısıları maddeler için ayırt edici özelliktir
 
 Bazı Maddelere Ait Buharlaşma - Yoğunlaşma Isısı Değerleri
 
 
 Soru 4: Kaynama sıcaklığında bulunan 100 g suyun yine aynı sıcaklıkta su buharı haline gelmesi için gereken ısı miktarı nedir? (Ly= 2257 J/g)
 
 Hal Değiştiren Saf Olmayan Maddeler (Karışımlar)
 
 * Saf bir maddeye eklenen farklı cins madde, saf maddenin kaynama noktasını yükseltir.
 * Saf bir maddeye eklenen farklı cins madde, saf maddenin donma sıcaklığını düşürür.
 * Saf olmayan maddelerin belirli erime-donma-buharlaşma-yoğunlaşma noktaları (sıcaklıkları) yoktur. Hal değiştirme sırasında bu tür maddelerin sıcaklıkları sürekli değişkendir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Maddenin Halleri ve Isı Alış - Verişi

24/3/2009 · Kategori: konu anlatimi

http://img1.blogcu.com/images/m/a/d/maddeninhalleri/plazmafizigi_clip_image001%5B1%5D.gif

Madde atomlardan, atomlarsa elektron, proton ve nötronlardan oluşur.

Her maddenin atomunda bulunan elektron ve protonların özellikleri birbirlerinin aynıdır.

O zaman aklımıza şöyle bir soru geliyor.

Maddeler neden yalnızca katı, sıvı. gaz ya da plazma halinde değilde, böyle dört halde bulunuyorlar?

Bunun nedeni maddeyi meydana getiren atomların konumlarından kaynaklanıyor.

Maddeyi meydana getiren atomlar arasındaki çekim kuvveti çok büyükse, atomlar birbirleri ile çok sıkışık bir durumda duruyorlar ve bu maddenin katı olmasına neden oluyor.

Maddeyi meydana getiren atom ya da moleküller sıkışık, ancak birbirlerinin üzerinden kayabiliyorlarsa sıvı maddeleri meydana getiriyorlar.

Maddeyi meydana getiren moleküller her tarafa doğru hareket edebiliyorlarsa bu seferde gaz maddeler meydana geliyor.

Katı bir maddeye dışarıdan ısı vererek onun atom ya da molekülleri arasındaki çekim kuvvetini azaltarak sıvıya, sıvı haline yine dışarıdan ısı verdiğimizde gaz haline dönüştürebiliriz.

Bir katı maddenin sıvı hale, sıvı maddenin gaz haline dönüşmesine hal değişimi denir.

Maddelerin hal değiştirmesi için verilmesi gereken ısı miktarı birbirinden farklıdır.

ISI ALIŞ VERİŞİ

Sıcak bir cisimden soğuk bir cisme ısı akışı olur. Bu ısı akışı iki maddenin sıcaklıkları eşit olana kadar devam eder.

Burada dikkat edilmesi gereken konu ısı alış verişi yapan maddelerin kütlelerinin de birbirine yakın olması gerekir. Denize bir kova kaynar su döktüğünüzde, denizin sıcaklığının değişmeyeceğini hepiniz tahmin edersiniz.

Isı alış verişi doğada rüzgar oluşumunu da meydana getirir.

Sıcak cisimden soğuk cisme ısı akışı olduğunu nereden biliyoruz?

Sobanın üzerine su dolu çaydanlığı koyduğumuzda çaydanlığın içerisindeki suyun sıcaklığının arttığını gözlüyoruz. Tersi olsaydı sobanın sıcaklığının azalması gerekirdi.

Isı alış verişlerinde alınan ısı verilen ısıya eşittir.

Bu özellik bize ısı ile ilgili problemleri çözmemizde yardımcı olur.

Qverilen = Qalınan

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

Enerji Dönüşümü ve Öz Isı

24/3/2009 · Kategori: konu anlatimi

http://img.webme.com/pic/k/kimyam/haldegistirme2.jpg
• Enerjinin birçok çeşidi vardır. Ve birçok enerji çeşidi birbirine dönüşmektedir.
• Bir elektrik ampulünde elektrik enerjisi ışık enerjisi dönüşürken aynı zamanda ısı enerjisi de açığa çıkar
• Bisiklete binildikten bir süre sonra aniden fren yapıldığında bisiklet tekerleklerinde sıcaklık açığa çıkar çünkü, mekanik enerji ısıya dönüşmüştür.
• Ütü, fırın, buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi araçlarda elektrik enerjisi ısı enerjisine dönüşür ve bu araçlar çeşitli alanlarda kullanılır.
• Hava serin olsa bile bir süre koştuktan sonra bunalmamızın sebebi: hareket enerjisinin ısıya dönüşmesidir.
• İki elinizi birbirine sürttüğünüzde ısınırsınız. Çünkü mekanik enerji, ısıya dönüşmektedir. ( birbirine sürtünen iki yüzeyde enerji dönüşümü gerçekleşir)
* Verilen örneklerden anlaşıldığı gibi maddelerin ısınması enerji dönüşümü ile gerçekleşir.

Öz ısı: Bir maddenin sıcaklığındaki artış madde miktarına bağlı olduğu gibi maddenin türüne de bağlıdır. Bir gram
maddenin sıcaklığını 1ºC artırmak için gerekli ısı miktarına o maddenin öz ısısı denir. 1 gram suyun sıcaklığını 1ºC
artırmak için gerekli ısı miktarı 1 kalori’dir. Bundan dolayı öz ısı cal/g ºC veya j/g ºC birimiyle ifade edilir. Bütün maddelerin öz ısıları farklıdır. Öz ısı madde miktarına bağlı olmayıp madde cinsine bağlı olduğundan maddeler için ayırt edici bir özelliktir. Öz ısı “c” sembolü ile gösterilir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

SOLUNUM SİSTEMİ

24/3/2009 · Kategori: konu anlatimi

SOLUNUM SİSTEMİ
Canlılık faaliyetlerinin gerçekleşmesi için enerji gerekir. Hücrelerimizde mitekondrilerde besinlerin oksijenle yakılmasıyla su, karbondioksit ve enerji açığa çıkar.

Canlıların büyük bir bölümü hayatını devam ettirebilmek için hücrelere oksijen iletmek ve hücrelerde oluşan karbon dioksiti de dışarıya atmak zorundadır. Bu olaya solunum, bunu gerçekleştiren sisteme de solunum sistemi denir.

Solunum Sisteminin Görevleri
1.    Atmosferde bulunan oksijen gazını dolaşım sistemine aktarır.
2.    Hücre içi solunumu sonucu oluşan atık maddeler (karbondioksit, su buharı) dolaşım yoluyla akciğere taşınır. Bu atık maddeleri vücuttan uzaklaştırır.

Solunum Organları
a. Burun: İnsanda solunum sistemi burunla başlar. Burnun yapısında kıllar, mukuslu yüzey ve yüzeye yakın kılcal damarlar bulunur. Bu yapılar, solunum esnasında alınan havanın, mikrop ve tozlarının tutulmasını, ısınmasını ve nemlendirilmesini sağlar.

b. Yutak: Ağız ve burun boşluğunun birleştiği yerdir. Alınan havanın soluk borusuna, besinlerinde yemek borusuna geçmesini sağlar.

c. Gırtlak: Yutaktan gelen havayı solukborusuna  ileten organdır. Kıkırdaktan yapılmıştır. Ses telleri gırtlakta bulunur.

d. Soluk Borusu: Yutak ile akciğer arasında bulunur. Kıkırdak  halkalı yapıdadır. Akciğere hava iletimini sağlar. Soluk borusunun içinde titrek tüylü epitel doku bulunur. Ayrıca soluk borusunun içi kaygan ve yapışkan sıvı ile kaplıdır. Bu madde toz ve mikropları tutar.

e. Akciğer: sağ ve solda birer adet bulunur. Soluk borusu akciğerlere gelince bronş adı verilen iki kola ayrılır. Her bir kol ise yan kollara ayrılır. Her bir yan kola bronşçuk denir. Bronşçukların ucunda şişebilen hava kesecikleri vardır. Hava keseciklerinin ucunda ise alveol denilen bölümler bulunur.
√    Oksijen ve karbondioksit değişimi alveollerle kılcal damarlar arsında gerçekleşir.

Akciğerlerde kanın temizlenmesi
√    Akciğer atardamarı akciğere gönderilen kirli kanda (karbondioksitçe zengin kan) bulunan karbondioksit akciğer kılcallarından alveollere geçer.
√    Soluk alma ile alveollere kadar gelmiş olan oksijen ise kılcal damarlara geçer. Böylece kirli kan temizlenmiş olur.
√    Akciğer toplardamarı ile kalbe getirilen temiz kan buradan vücudun her bölgesine dağıtılır.
√    Alveollere geçmiş olan karbondioksit ise soluk verme yoluyla dışarı atılır.

Diyafram ve Göğüs Kasları
   Diyafram kası, göğüs boşluğuyla karın boşluğunu birbirinden ayırır. Kasılıp gevşeyerek akciğere hava
giriş çıkışını kolaylaştırır. Göğüs kasları gevşeyerek göğüs kafesinin hacmini değiştirir. Akciğerlere hava giriş çıkışını kolaylaştırır.

Soluk Alıp Verme
a. Soluk Alma Mekanizması

1. Göğüs kasları ve diyafram kası kasılır. Diyafram düzleşir.
2. Göğüs boşluğunun hacmi artar.
3. Akciğer genişler ve iç basıncı düşer.
4. Oksijence zengin hava akciğere dolar.
5. Oksijen kana, karbon dioksit hava keseciklerine geçer.

b. Soluk Verme Mekanizması
1. Göğüs ve diyafram kasları gevşer.
2. Göğüs boşluğunun hacmi azalır.
3. Akciğer küçülür, iç basınç artar.
4. Kirli hava dışarı atılır.

c. Solunum Sisteminin Sağlığı
    Solunum sisteminin sağlığının korunması için temiz havalı ortamlarda bulunulmalıdır. Sigara içilmemeli; sigara içilen, havasız ortamlardan kaçınılmalıdır. Burundan nefes almaya özen gösterilmelidir.
    Soğuk, tozlu, çok kuru yerlerde bulunmaktan kaçınılmalıdır. Solunum yoluyla nezle, grip, bronşit, zatürre, verem, kabakulak, kızıl, kızamıkçık, kızamık, suçiçeği difteri gibi hastalıklar bulaşabilir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

VİRÜSLER ve BAKTERİLER AŞI ve SERUM

24/3/2009 · Kategori: konu anlatimi

VİRÜSLER



Bakterilerden daha küçük, çoğalmak için başka bir hücreye girmek zorunda olan varlıklara verilen ad. Ancak elektron mikroskobuyla görülebilirler. Bilim dünyasında canlı olup olmadıkları hâlâ tartışılmaktadır. Çünkü kendi başlarına bir metabolizmaya sahip değillerdir; yani enerji harcamazlar ve üretmezler. Konakladıkları hücrenin dışında kristal hâlde bulunurlar. Bu hâlde yüzyıllarca kalabilirler. Ancak canlı bir hücreye girdiklerinde kendi kalıtsal malzemelerini o hücreye kopyalatırlar. Bu işlemler için hücrenin organellerini kullanırlar. Böylece çoğalırlar ve hücreden çıkarlar. Genellikle hücreyi parçalayarak dışarı çıkarlar.

 


VİRÜS ÇEŞİTLERİ

 

 


Çok çeşitlidirler. Bazıları kalıtsal malzeme olarak DNA, bazıları da RNA taşır. Bazılarının dış kapsülleri vardır, bazılarında yoktur. Bu şekilde sınıflandırılmaları yapılır.
Bazıları bilimsel çalışmalarda kullanılır. Örnek olarak; ışık çıkaran bir böceğin geni ayrılarak virüse bağlanır. Bu virüs domatese verilerek bu gen domatesin kalıtsal malzemesine bağlanır. Bu şekilde ışıklı domatesler elde edilmiş olur.

VİRÜS HASTALIKLARI

Virüsler çok değişik hastalıklara yol açarlar. Bunlardan bazıları AIDS, grip, sarılık ve uçuktur. Bulaşma yolları kan, tükürük ve beden sıvıları olabilir. Hapşırarak ya da öksürerek havaya saçılma yoluyla da olabilir. Fakat her virüs için bulaşma yolu farklıdır. Örnek olarak; AIDS virüsü yalnızca kan yoluyla bulaşırken grip virüsleri öksürme ve hapşırmayla da bulaşabilir.

1-) AIDS
2-) GRİP
3-) SARILIK
4-) UÇUK


1-) AIDS



Kazanılmış Bağışıklık Yetersizliği Sendromu adlı öldürücü hastalığın kısa adı. İnsanlarda hastalıklara karşı koruma sağlayan bağışıklık sisteminin, bir grup virüs (HIV) tarafından işlevsiz hâle getirilmesi sonucunda ortaya çıkar. Bu hastalığa yakalanan insanlarda ömür beklentisi ortalama 8 yıldır. Sağlıklı bedenlerde önemsiz sayılabilecek hastalıklar, bağışıklık sisteminin işlevsiz olması yüzünden AIDS hastalarını ölüme sürükler. Hastalığa karşı bir aşı, ilâç ya da herhangi bir kesin tedavi yöntemi hâlâ geliştirilememiştir. AIDS, kan ve cinsel birleşme yoluyla bulaşır.

2-) GRİP

 


Gribe yakalanmış kişiler sıcak bir odada yatarak dinlenmelidir. Bol bol sıvı alınmalı, özellikle şeker içeren limonata, portakal suyu gibi içecekler tercih edilmelidir.


3-) SARILIK

Diğer virüs enfeksiyonlarında olduğu gibi, bu hastalığın da kendi kendine geçmesi beklenir. Bu süre içinde hasta dinlenmeli ve bol bol sıvı almalıdır. Beslenmeye dikkat edilmelidir.

4-) UÇUK

Dudakta veya burun kenarında hafifçe şişmiş, kırmızı ve ağrılı bir leke şeklinde beliren bir hastalıktır. Nedeni, tükürükte bulunan bir çeşit virüstür. Daha ziyade ateşli hastalıklar ve soğuk algınlığı sırasında görülür. Tıp dilinde herpes simplex denir. Dudak veya burun kenarında meydana gelen kırmızı lekeler, bir süre sonra su toplar, küçük kabarcıkar meydana gelir. Birkaç gün sonra da sararırlar ve kabuk bağlarlar.

BAKTERİLER

 


Bir hücreli ve hücre çekirdeği olmayan prokaryot canlılara verilen ad. Yalnızca mikroskopla görülebilirler. Hayvan ya da bitki olarak sınıflandırılamazlar. Bölünerek çoğalırlar. Genellikle bitki ve hayvanlar üzerinde parazit olarak yaşarlar. Dünyadaki atık maddelerin ortadan kaldırılmasına, madde döngüsünün gerçekleşmesine ve kullandığımız birçok ürünün (mayalama) oluşumuna neden olmalarının yanında, birçoğu da önemli hastalıkların nedenini oluşturur. Çok hızlı ürerler. Bakteriler olmaksızın, dünyadaki artık maddeleri ve çöpleri ortadan kaldırmak ve sağlıklı bir dünya oluşturmak olanaksızdır. Hastalık yapan bakterilere de halk arasında mikrop denir.

ZARARLI BAKTERİLER

Bakterilerin en fazla tanınanları kuşkusuz hastalık etkeni olanlardır. Bakterilerin hastalıklara neden olabileceği düşüncesi 19. yüzyılın sonlarında oluşmuştur. İlk başlarda önemsenmeyen bu düşünce daha sonraları yapılan araştırmalarla önem kazanmıştır. Tifüs, verem, tifo gibi hastalıklara bakterilerin neden olduğu anlaşılmıştır. Bakteriler, çeşitli şekillerde hastalık belirtilerine neden olabilirler. Bazı durumlarda aşırı derecede sayıları artan bakteriler konak dokusunda mekanik bir baskı oluştururlar. Bakteriler bazı durumlarda da, doku ve hücreleri aktif olarak tahrip ederler. Bazı bakterilerinde toksin adı verilen zehirler oluştururlar.

ÇÜRÜKÇÜL BAKTERİLER

Ölmüş canlı varlıklarla ya da organik maddelerle beslenen bakterilerdir. Bu maddeler, diğer bakteriler tarafından parçalanmış olan organik maddeler, başka hayvanların bağırsak içeriği, salgı maddeleri, değişik vücut sıvıları vb. olabilir.

BAKTERİ HASTALIKLARI


1-) TİFÜS
2-) VEREM
3-) TİFO

1-) TİFÜS


Anî başlayan baş ağrısı, titreme, ateş, yaygın ağrılar ve deride döküntüyle ortaya çıkan enfeksiyon hastalıklarının ortak adı. Hastalığın bitle bulaşan epidemik tifüs, pireyle bulaşan fare tifüsü ve keneyle bulaşan çalılık tifüsü gibi türleri vardır.


2-) VEREM

Veremden korunmada temel ilke, yaşam ortamı ve beslenme koşullarının düzeltilmesi, enfeksiyonu taşıyan hastaların erken dönemde belirlenip, uygun biçimde tedavi edilmeleridir. BCG aşısı olarak bilinen verem aşısı zayıflatılmış verem basili içerir. Bu aşı hastalığa karşı bağışıklık sağlar. Tedavinin temelinde genel bakım, iyi beslenme ve bol bol dinlenme vardır.

Verem hastalığına karşı mücadele etmek, toplumu bu konuda bilinçlendirmek için her yıl, yılbaşını takip eden ilk pazartesi günüyle başlayan hafta Veremle Savaş Haftası olarak ele alınır. Hafta boyunca gazeteler, televizyonlar konuyla ilgili bilgilendirici yayınlar yapar. Okullar ve sağlık kuruluşları veremle ilgili etkinlikler düzenler.


3-) TİFO

Hastalığın önlenmesinde kanalizasyon sularının arıtılması ve kullanım sularının klorlanması önde gelir. 20. yüzyılın ilk yarılarında ölü tifo mikrobu kullanılarak hazırlanan aşı özellikle orduda ve çeşitli kuruluşlarda kullanılmış ve hastalığın ortaya çıkma sıklığının düşürülmesine katkıda bulunmuştur. Tedavide 1948’den sonra antibiyotiklerin kullanılmasıyla tifo hastalığında azalma görülmüştür.

AŞI ve SERUM

AŞI



Sağlıklı insana hastalığın zayıflatılmış ve ya toksini verilerek kanda antikor oluşturulmasının sağlanmasına denir. Koruyucudur. Laboratuarlarda üretilir. Ömür boyu bağışıklık sağlar. Tedavi edici olmaktan çok önleyici özelliği olan aşı, vücuda verildiğinde kanda antikor üretilmesini sağlar. Hastalık mikrobu vücuda verildiğinde ise zaten hazırda bulunan antikorlar savunmaya geçerek mikrobu etkisiz hâle getirir.

SERUM


Serum, mikroplar vücuda girdikten sonra verilir. Serumda bol miktarda başka canlıya ait hazır antikor vardır.
Vücudun savunma sistemini oluşturan karaciğer, lenf bezleri ve akyuvarlar görev almazsa hastalıklara karşı direnci azalacağından organizma yenik düşerek ölüm meydana gelebilir. Hayvan kanından üretilir. Bağışıklık süresi kısadır.


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

DESTEK ve HAREKET SİSTEMİ

19/3/2009 · Kategori: konu anlatimi

http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/kas_sistemi.jpg
DESTEK ve HAREKET SİSTEMİ ;
Yürüme, koşma gibi hareketleri destek ve hareket sistemi sayesinde yaparız. İskelet, kaslar, eklemler, destek ve hareket sistemini oluşturur.
İSKELET : İskelet, vücudumuza şekil verir, destekler ve hareket etmesini sağlar. Ayrıca iç organlara tutunma yerleri oluşturur ve onları dış etkilere karşı korur. Yetişkin bir insanın iskeleti yaklaşık 210 kemikten oluşur.
İskeletimizdeki kemikler; uzun, kısa ve yassı olmak üzere üç çeşittir. Uzun kemikler kol ve bacaklarda bulunur. Omurga kemikleri Kısa kemiklerdir. Kafatası, kürek, kaburga ve kalça kemikleri ise yassı kemiklerdir. Uzun kemiklerin uçlarında kıkırdak doku bulunur. Kıkırdak doku kemiklerin hareketini kolaylaştırır ve aşınıp kırılmasını önler.
EKLEMLER : Kemiklerin birbirine bağlandığı yere eklem denir. Hareket yeteneklerine göre oynar eklem, yarı oynar eklem ve oynamaz eklem olmak üzere vücudumuzda üç çeşit eklem vardır.
a. Oynar Eklemler : Hareket yeteneği çok olan eklemlerdir. Kol ve bacaklarda bulunur. Eklem boşluğu içerisinde eklem sıvısı hareketi kolaylaştırır. Parmaklarımızı çıtlattığımız zaman çıkan ses eklem sıvısının içinde oluşan baloncukların patlaması sonucu oluşur.
b. Yarı Oynar Eklemler : Hareket yetenekleri az olan eklemlerdir. Omurgayı oluşturan omurlar, birbirlerine yarı oynar eklemlerle bağlıdır.
c. Oynamaz Eklemler : Hareket yeteneği olmayan eklemlerdir. Kafatası ve kalçadaki kemikler birbirine oynamaz eklemlerle bağlıdır.
KASLAR : Kaslar, iskelet ve eklemlerle birlikte hareketimizi gerçekleştiren yapılardır. Kasların bir görevi de vücuda şekil vermektir.
a. Çizgili Kaslar : Kemiklerimizin etrafını dıştan saran kaslardır. Bu kasların çalışması isteğimizle olur. Örneğin; kol ve bacaklarımızı isteğimizle hareket ettiririz. Kasları kemiklere bağlayan kısımlara kiriş denir.
b. Düz Kaslar : İskelet sistemine bağlı değildir. Mide, bağırsak ve soluk borusu çeperleri beyaz kaslardan oluşmuştur. Bu kaslar isteğimiz dışında hareket eder.
c. Kalp Kası : kalbimizi oluşturan kaslardır. Çizgili kas olduğu halde isteğimiz dışında çalışır.

Nasıl Hareket Ederiz : Çizgili kaslar, kasılıp gevşeyerek bağlı oldukları kemikleri hareket ettirir. Kemikler, eklemler, kaslar ve sinir sistemi birlikte çalışarak hareket etmemizi sağlar. Kısacası kemik, kas ve eklemler bir bütün olarak hareket sistemini oluşturur.

Düzgün Bir İskelet Sistemine Sahip Olabilmek İçin Uyulması Gereken Kurallar Şunlardır :

" Ağır yük kaldırmamalıyız. Çantamızı gereksiz kitap ve defterlerle doldurmamalıyız.
" Sivri burunlu, dar ve yüksek topuklu ayakkabı giymemeliyiz.
" Otururken dik oturmalıyız.
" Yürürken dik yürümeliyiz.
" Gerektiği kadar spor yapmalıyız.
" Çok fazla kilo almamalıyız.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Lenf Sistemi

19/3/2009 · Kategori: konu anlatimi

Lenf sistemi, lenf damarları ve lenf düğümlerinden meydana gelmiştir. Lenf damarları ile taşınan ve içinde akyuvar bulunduran doku sıvısına lenf sıvısı denir.

Lenf damarları yapı olarak toplardamarlara benzerler. Lenf sisteminde atardamar yoktur, sadece toplardamarlardan oluşmuştur, ve bu damarların uçları kapalıdır. Doku sıvısını kaplı ucuyla alır.

Lenf düğümleri, lenf damarlarının dolaşım sistemi ile birleştiği yerlerde bulunan özel hücre kümeleridir. Bu yapılarda lenfosit denilen akyuvarlar meydana getirilirler. Lenf sıvısı, lenf düğümlerinin dar ve kıvrımlı kanallarından geçerken içinde bulunan bakterileri bırakır ve bakteriler burada yutularak yok edilir.

Lenf sisteminin vücutta gerçekleştirdikleri:

1.Doku sıvısı ile kan sıvısının dengede kalmasını sağlar. Bu görevi doku sıvısını kana getirerek gerçekleştirir.

2.Kılcalları terkeden az miktardaki proteini tekrar dolaşıma sokar.

3.Bağırsaktan emilen yağ asiti ve gliserolü sol köprücük altı toplardamarına götürür.

4.Vücudun savunmasında görev alır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Isınma-Soğuma Eğrileri

17/3/2009 · Kategori: konu anlatimi

ISINMA - SOĞUMA EĞRİLERİ

İçinde bir miktar ve belli sıcaklıkta buz bulunan bir kap buzlar eriyip buharlaşıncaya kadar ısıtıldığında buzun tanecik modeli şekildeki gibi değişecektir.

Grafikte sıcaklık 0 °C ve 100 °C de sabit kalmıştır. Sıcaklığın sabit kaldığı bu durumlarda madde hal değiştirmiştir. Yani 0 °C bu maddenin erime (donma) sıcaklığı; 100 °C ise bu maddenin buharlaşma (yoğunlaşma) sıcaklığıdır.

Grafiğimizi açıklayalım: A noktasında ısı alan buz taneciklerinin hareket enerjileri arttığından aralarındaki uzaklık artmıştır. A noktasından B noktasına doğru madde de sıcaklık artışı gözlenir. B noktasına yani, 0°C değerine gelindiği zaman erime başlar. Artık buz taneciklerinin aldığı ısı buzun erimesi için kullanılır. Burada B ve C noktaları arasında hal değişimi olduğu için maddenin sıcaklığı değişmeyecek, buzun aldığı ısı erimeye harcanacaktır. Ancak su sürekli ısı almaya devam ederse suyun aldığı bu ısı erime tamamlanınca suyun sıcaklığının yükselmesini sağlar. C ve D noktaları arasında suyun sıcaklığı hızla yükselir. Yükselen bu sıcaklık değeri 100 °C ‘ye ulaştığında sıcaklık yine sabit kalır. Alınan ısı tanecikler arasındaki bağları daha da zayıflatarak suyun artık buhar haline gelmesini sağlar. D noktasında buharlaşmaya başlayan su, E noktasında tamamen buhar olur. E noktasından itibaren su buharına verilen ısı onun sıcaklığının sabit kalmadan artmasına neden olur.

 Isıtıcının gücü sıcaklık- zaman grafiğini nasıl etkiler? Cevap: Kabın içindeki maddenin değişmediğini dikkate alırsak Madde yine normal erime ve buharlaşma sıcaklığında eriyip-buharlaşacaktır. Sadece bu kez maddenin tamamen buharlaşması çok daha kısa sürecektir.

 Buhar halinde bulunan su taneciklerinin hal değişim grafiği (gaz-sıvı katı):



Aşağıda A,B,C saf maddelerine ait bilgiler tabloda verilmiştir. Bu bilgileri kullanarak bu maddelere ait sıcaklık- zaman grafiklerini çizelim...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::