performans odev - aradığınız tüm ödevler bu mekanda!!!Doğru yerdesiniz!!! - Blogcu




ÖDEVİSTAN.........ARADIĞINIZ TÜM ÖDEVLER BURDA!!!... ..HOŞ GELDİNİZZZZ...ÖDEVİSTAN!!!.....

2009- 2010 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 6.SINIF PERFORMANS ÖDEVLERİ

16/10/2009 · Kategori: performans odev

http://badassmofos.files.wordpress.com/2009/04/curie.jpg

1-Sınıfında bulunan erkek ve kızların boy grafiklerini çizme.

2-Çiçekli bir bitkinin çiçeğinin bölümlerini bir karton üzerine yapıştırarak tanıtma.

3-Madde, cisim,katı,sıvı ve gaz kavramlarını birbiriyle ilişkilendiren bir      kavram haritası hazırlama

4-Suyun molekül yapısını gösteren bir maket tasarlayınız.

5-Dinamometre yapımı

6-Dalton, Madam Curie ve Becquerel ‘in yaşam öykülerini gösteren bir poster hazırlayın.

7-Tozlaşma olayının resimle anlatılması.

8-Başkalaşım geçiren bir hayvanın başkalaşım dönemlerinin  resimle anlatılması.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

2009- 2010 EĞİTİM ÖĞETİM YILI 7.SINIF PERFORMANS ÖDEVLERİ

16/10/2009 · Kategori: performans odev

http://img402.imageshack.us/img402/1099/300pxdigestivesystemdia.png

1- Sindirim sistemi organları ile ilgili poster yapımı

2- Duyu organları ile ilgili poster hazırlama    

3- Periyodik cetveli yapımı 

4-Enerji türleri ile ilgili poster hazırlama

5-Eğik düzlem yapımı

6-İlk 20 elementten birisinin sembolünü fayans üzerine resimle  çizme.

7- İlk yirmi element ve simgeleri ile ilgili poster hazırlama    

8- Sürtünme kuvvetinin olumlu ve olumsuz yönleri ile ilgili pano hazırlama

9-Oyun hamurundan boşaltım sistemi yapımı

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

2009 - 2010 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8.SINIF PERFORMANS ÖDEVLERİ

16/10/2009 · Kategori: performans odev

  • Maddelerin hal değiştirmesi sırasında hangi özelliklerinin değiştiğini araştırınız.
  • Kimyasal bağları gösteren bir kavram haritası hazırlayınız.
  • Emniyet kemeri ile kovalent bağ arasındaki benzerliği anlatan bir kompozisyon yazınız.
  • Kürdan ve oyun hamuru kullanarak basit bir su molekülü modeli yapınız.
  • Elementlerden iyonik bağlı bileşiklerin nasıl oluştuğunu gösteren bir şema hazırlayınız.
  • Çevremizde gerçekleşen kimyasal tepkimelere örnekler veriniz.
  • Fiziksel ve kimyasal değişikliklerle ilgili 20 test sorusu hazırlayınız.
  • Fiziksel ve kimyasal değişimleri gösteren bir deney düzeneği hazırlayınız.
  • Kütlenin korunumu kanununu araştırınız.
  • Kimyasal tepkime çeşitleri nelerdir araştırınız.
  • Kimyasal tepkimelerin denkleştirilmesi ile ilgili 10 tane problem çözme.
  • Tepkimelerde ısı alış verişini gösteren bir deney tasarlama.
  • Asitler,bazlar ve tuzların günlük hayatta kullanım alanlarına örnekler verme.
  • Asitler , bazlar ve tuzların özelliklerini bir tablo halinde gösteriniz.
  • İndikatör nedir?Kırmızı lahanadan nasıl bir indikatör yaparız.
  • pH metrenin özelliklerini anlatan bir poster hazırlayınız.
  • Asitler, bazlar ve tuzlarla ilgili 20 tane test sorusu hazırlayınız.
  • Çevrenizde bulunan enerji kaynaklarını araştırınız.
  • Oksijen ve karbondioksit gazları tüketilmelerine rağmen günümüze kadar bitmeyiş nedenini araştırınız.
  • Bir gün içerisinde yediğiniz besinleri gruplandırarak kalori miktarlarını yazınız.
  • ATP nedir nasıl elde edilir araştırınız.
  • Canlıların solunum organlarını gösteren bir poster hazırlayınız.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Astronomi birimi (AB)-Performans Görev ve Ödevi

3/6/2009 · Kategori: performans odev

http://www.nedirnedemektir.com/wp-content/uploads/2009/03/k_gezegen.jpg
Yörüngeleri dairesel değil elips biçiminde olduğundan, gezegenlerin Güneşe’e olan uzaklıkları sürekli değişir. Dünya’nın Güneşe’e en yakın konumu ile en uzak konumu arasında 5 milyon kilometre fark verdır. Dünya’nın Güneş’ten ortalama uzaklığı 150.000.000 km’dir (149.600.000 ). Bu uzaklık birimine Astronımi Birimi  ( AB ) denir. Gök cisimleri arasındaki uzaklık büyük olduğu için metre veya kilometre kullanılmaz

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Uzay-Performans Görev ve Ödevi

3/6/2009 · Kategori: performans odev

http://rasathane.ankara.edu.tr/gokolaylari/ocak2008/ay.jpg

Uzay Dünya'nın atmosferi dışında evrenin geri kalan kısmına verilen isimdir. Atmosfer ile uzay arasında kesin bir sınır bulunmamaktadır, fakat Dünya'nın atmosferi yukarı doğru çıkıldıkça incelmektedir. Uzayda milyonlarca galaksi bulunmaktadır. Bu galaksiler içinde milyonlarca güneş sistemleri ve gezegenler ve gök taşları bulunmaktadır.

Çağlar geçtikçe insanların daha güçlü teleskoplarla uzayı incelemesi uzay hakkındaki bilgileri artırdı.Uçan cisimlerin ortaya çıkmasıyla Dünya'yı çevreleyen yakın uzay hakkındaki bilgiler, daha da artmaya başladı. Nihayet, güçlü füzeler, yapma uydular, Ay 'a insanlı ya da insansız araçlar gönderilmesi, Güneş Sistemi içinde yolculuk yapacak yapay uydular geliştirilmesi, çok güçlü radyo teleskoplarla (bkz.Hubble Uzay Teleskobu) uzayın derinliklerinin araştırılması, 20. yüzyılın ikinci yarısında insanlığın uzay hakkındaki bilgilerini önemli ölçüde genişletti.

Bu arada teorik fizik ve astronomi konusunda devrim yapacak görüşler ortaya atan Einstein gibi bilginlerin uzay konusunda ortaya attıkları pek çok kuram, gözlemcilerin uzay üzerine verdikleri bulguların mantıklı bir şekilde açıklanmasını sağladı.

Uzay konusundaki ilk sağlam bilgiler, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında, özellikle kuzey ülkelerinde kurulan gözlemevleri sayesinde alındı. ABD'nin Kaliforniya eyaletinde bulunan Palamar Gözlemevi, Dünya'da mevcut gözlemevlerinin en büyüğüdür. Buradaki aynalı teleskopun çapı 5 m, yüksekliği 40 m dır dır. Bu gözlemevlerinde uzaydaki gökcisimlerinin kütlesi, hacmi, ışığının şiddeti vb. incelenmektedir. Uygulamalı fiziğin geliştirdiği tayf (spektrum) analizi, uzaydan gelen ışıklardan, cisimlerin hangi elementlerden oluştuğunu göstermektedir.

1932'de K. G. Jansky adındaki bir mühendisin rastlantı sonucu bulduğu uzaydan gelen radyo yayınları, daha sonraki yıllarda radyoteleskopların doğmasına ve uzayın derinliklerinin dinlenmesine, bu radyo yayınlarının kaynaklarının ve nedenlerinin bulunmasına yol açtı. II. Dünya Savaşı sırasında Almanların geliştirdiği V-1 ve V-2 füzeleri daha sonraki yıllarda uzayın keşfi için yapılacak çalışmalarda büyük bir adım oldu. 1947-1956 yılları arasında özellikle ABD, uzay çalışmalarına büyük hız verdi. Yapılan uzay uçuşu denemelerinin hiçbiri bir uzay aracını yörüngeye oturtmayı başaramadı. Bu arada SSCB, 1957 yılında üç kademeli Vostok füzeleri ile "Sputnik" adındaki ilk yapma uyduyu Dünya çevresinde yörüngeye oturtarak uzay yarışında öne geçti. Uydulardan elde edilen uzay üzerine bilgiler, canlıların, özellikle insanların uzayda yaşayabilmeleri için hangi koşulların yerine getirilmesi gerektiğini ortaya koydu. Böylece uzay tıbbı doğdu ve gelişti. Uzayda ilk insan ise 12 Nisan 1961 tarihinde SSCB'nin uzaya gönderdiği Yuri Gagarin oldu. Bu arada, insanların uzay boşluğuna yerleşmelerini sağlamak, uzayı uzaydan izlemek, Dünya üzerinde haberleşme kolaylıkları sağlamak için binlerce uydu yörüngeye yerleştirildi ya da uzayın boşluğuna fırlatıldı. Nihayet 1969 Temmuzu'nda Ay'ın ABD'li astronotlar tarafından fethedilmesi, uzay çalışmalarında en önemi adımlardan biri oldu. Günümüzde uzay yarışı büyük bir hızla sürmektedir.Özellikle de Amerika ve Rusya bu büyük yarışta amansız birer rakiptir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Çok eskiden yapılan uzay araştırmaları-Performans Görev ve Ödevi

3/6/2009 · Kategori: performans odev

http://kumlucaal.k12.tr/uzaygozlemclub/Resimler/arast%C4%B1rma.jpg
İnsanlar çok eski zamanlarda Dünya’nın hareketsiz olduğunu ve diğer gök cisimlerinin Dünya’nın etrafında döndüğünü zannetmişlerdir. Daha sonraları diğer gezegenlerle birlikte Dünya’nın da Güneş’in çevresinde döndüğü fikri ortaya atılmış ve böylece gök biliminde yeni bir dönem başlamıştır.
İlk medeniyetler yıldızların konumlarını yön bulmada kullanmışlardır. Ay’ın ve Güneş’in görünür hareketlerine bağlı olarak takvimler oluşturmuşlardır.
Gökyüzünü incelemeyi bir bilime dönüştürenler ise Eski Yunanlılar olmuştur. Eski Yunanlı Hipporkhos (Hiporkos) yıldız haritalarını bugünküne yakın şekilde çizen kişilerden biridir.
Türk - İslam dünyasının astronomi ve matematik alanlarında şöhrete kavuşmuş olan bilginlerinden Ali Kuşçu, Ay’ın ilk haritasını çıkaran kişidir. Bu nedenle, bugün Ayın bir bölgesine Ali Kuşku’nun adı verilmiştir.
Hollandalı gözlükçü Hans Lippershey (Hans Liperşey), 1608 yılında ilk teleskobu icat etti. Astronomide kullanılabilecek ilk teleskop, 1609 yılında Galileo (Galile) tarafından yapıldı. Galileo, yaptığı incelemeler sonucunda Venüs gezegeninin görünüşünün değiştiğini gözlemledi. Bu gözlem ile gezegenlerin Dünya’nın değil, Güneş’in etrafında döndüğü ispatlanmış oldu.
Teleskoplar yardımıyla gök cisimlerinin hareketlerini ve yapısını inceleyen bilim adamlarına gök bilimci adı verilir.
İnsanlar, gözlem yapmanın yanı sıra Ay’ı daima büyüleyici bir yer olarak düşündü ve oraya ulaşmanın yollarını aradı. 16 Temmuz 1969’da Neil Armstrong (Neyıl Armstırong), Edwin Aldrin (Edvin Aldrin) ve Michael Collins (Maykıl Kolins) adlı üç astronot (kozmonot) Ay’a yolculuklarına başladılar. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong oldu.
Uzay teknolojisinin gelişmesiyle birlikte her geçen gün çeşitli teleskoplar ve uzay araçları geliştirildi. Böylece başlangıçta sadece yeryüzünden yapılan gözlemler Uzay’dan da yapılmaya başlandı.
1990 yılında Discovery (Diskaveri) adlı uzay mekiği tarafından Dünya’nın yörüngesine yerleştirilen Hubble (Habi) Uzay Teleskobu sayesinde Uzay’ın derinlikleri daha net gözlemlenebilmektedir.
Uzay sondası dünyanın çekim alanından kurtulup, Ay'a, diğer gökcisimlerine, gezegenler arası uzay boşluğuna ya da galaksiler arası uzay boşluğuna gönderilerek, veri toplamaya yarayan robotik uzay aracı ve bu aracın icra ettiği göreve verilen isim.
• Halen aktif durumda yaklaşık 20 uzay sondası görev yapmaktadır. Şu an uzayda sondası bulunan ülkeler ve birlikler, Rusya ve Ukrayna, ABD, AB, Japonya ve Çin'dir.
Uzay istasyonlarında ve yapay uydularda gerekli enerji, Güneş panelleriyle sağlanır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Kuyruklu yıldızın maketinin yapılması-Performans Görev ve Ödevi

3/6/2009 · Kategori: performans odev

Güneş sistemini oluşturan parçalardan biri olan kuyruklu yıldızlar gaz ve toz bulutlarından oluşmuşlardır. Çekirdek, saç ya da bürücük ve kuyruk olmak üzere üç kısımdan meydana gelmişlerdir. Kendiliğinden ısı ve ışık saçmazlar. Güneşten aldıkları ışığı yansıtırlar. Kuyruk kısmı güneşe yaklaştıkça oluşmaya başlar ve güneşin karşı yönüne doğru uzar.

Gök yüzünün en görkemli küçük cisimleri kuyruklu yıldızlardır. Yörüngelerinde hareket ederken güneş sisteminin iç bölgelerine ve özellikle Yer'e yaklaştıklarında uzun kuyrukları, gök yüzünün büyük bir bölümünü kapsar. Dikkatli incelendiğinde, arka plândaki yıldızlara göre hareketli olduğu hemen anlaşılır. Ne yazık ki böyle görkemli görünen kuyruklu yıldızların sayısı çok çok azdır. Sönük olanların sayısı ise fazladır ve sadece teleskoplarla gözlenebilir. Kuyruklu yıldızlar, güneş sisteminin dışından bir hiperbolik yani açık bir yörünge izleyerek Güneş'e çok değişik yönlerden yaklaşırlar, yani yörüngelerinin ekliptik düzleminde olma koşulu yoktur. Bunlara aniden görünen cisimler denilir, ne zaman ortaya çıkacakları bilinmez. Bir bölümü de güneş sistemine bu şekilde girdikten sonra büyük gezegenlerin çekim etkisi ile yörüngelerini değiştirerek kapalı elips yörüngelerde dolaşmaya başlarlar ve güneş sisteminin içinde kalırlar. Bunlara da dönemsel kuyruklu yıldızlar denir ve bir daha ne zaman görünecekleri kesin olarak bilinir. Dönemsel kuyruklu yıldızların en güzel örneği Halley'dir. Kayıtlı ilk gözlemi i.ö. 467 yılında yapılan Halley, son kez 1986 yılında gözlendi, ingiliz gök bilimci Edmund Halley onun 1682 yılında yapılan gözlemlerini inceledi ve yaklaşık her 76 yılda bir gözüken bu görkemli cismin aynı kuyruklu yıldız olduğunu kanıtladı. Bu nedenle ona Halley kuyruklu yıldızı adı verildi.

Bugün kuyruklu yıldızlara, onu keşfedenin (Enke ky.) veya keşfedenlerin (ikeya-Seki ky.) adları verilmektedir. Amatör gök bilimcilerin en çok uğraş verdiği bir araştırma alanıdır. Yılda yaklaşık 20-30 ky. keşfedilmektedir. Bu keşiflerde amatör gök bilimcilerin katkısı oldukça fazladır. Aşağıda açıklandığı gibi bu tür cisimler Güneş'e yaklaştıkça parlaklıkları arttığından, amatör gök bilimciler bir kuyruklu yıldız keşfedebilmek için, sabahleyin Güneş doğmadan önce doğu, akşam vakti Güneş battıktan sonra ise batı ufkunu uzun süre dürbünle tararlar. Bu zor gözlem tekniğinin yanında ayrıca bilgiye de gereksinim vardır. Taradıkları bölgelerdeki bulutsuları (yıldızlararası bulutlar) ezbere bilmeleri gerekir, çünkü bunların görünüşü kuyruklu yıldızların görünüşü ile hemen hemen aynıdır.

Bir kuyruklu yıldızın fotoğrafı çekildiğinde onun parlak bir baş bölgesi ve bu bölgenin içinde bir çekirdeği olduğu ve son olarak da sönük bir kuyruğu olduğu görülür. Kuyruk her zaman Güneş'in aksi yönünde uzanır. Örneğin, Güneş battıktan sonra batı ufkunda bir kuyruklu yıldız görürseniz onun kuyruğu gök yüzüne doğrudur. Çıplak gözle kuyruk kısa gözükmesine karşın teleskopla bakıldığında veya fotoğrafı çekildiğinde onun çıplak gözle görülenden daha uzun olduğu anlaşılır. Çekirdek, bu cismin tek katı olan bölgesidir ve boyutu 1-20 km arasındadır. Yapılan ayrıntılı araştırmalardan, çekirdeğin kirli buzdan, yani toz ve buz karışımından oluştuğu bulunmuştur. Baş ve kuyruk bölgesi ise gaz ve tozdan oluşmuştur. Kuyruklu yıldız Güneş'e yaklaştıkça Güneş ışınları çekirdeği ısıtır ve buz buharlaşmaya başlar ve buharlaşan gazlar serbest kalan tozlarla birlikte çekirdeği sarar. Güneş ışınlarının ışınım basıncı ile bu gaz ve tozlar, doğal olarak Güneş'in aksi yönünde sürüklenmeye başlar ve kuyruğu oluşturur. Bu nedenle kuyruklu yıldız Güneş'e yaklaştıkça kuyruğu büyür, uzaklaştıkça kuyruk yavaş yavaş küçülür.

Kuyruklu yıldızların güneş sistemi düzlemine çok değişik açılarda geldiği daha önce belirtilmişti. Yörüngelerinin bu özelliğinden, onların Güneş sistemini saran uzayda disk benzeri değil de küresel bir hacimden geldiklerini söyleyebiliriz. 1950 yılında Hollandalı bilim adamı Jan Oort, o zamana kadar gözlenen kuyruklu yıldız yörüngelerini inceleyerek bu küresel kuşağın Güneş'ten 50000 GB uzaklıkta yer aldığını ileri sürdü. Milyonlarca kuyruklu yıldızın bulunduğu bu kuşağa Oort bulutu adı verildi. Güneş sisteminden çok uzakta olan bu bölgede yer alan kuyruklu yıldızlara, Güneş'in uyguladığı çekim kuvveti kadar diğer yakın yıldızların uyguladığı çekim kuvveti de önem kazanır. Bulutta meydana gelen tedirginlikler sonucu kuşaktan ayrılan kuyruklu yıldızın güneş sistemine gelerek geri kuşağa dönmesi yaklaşık 30 milyon yıl alır. Bunlara uzun dönemli kuyruklu yıldızlar diyoruz. Uzun dönemliler eğer yörüngelerinde hareket ederken Jüpiter'in yeteri kadar yakınından geçerlerse onun çekim etkisiyle yörüngeleri değişir ve artık güneş sistemi içinde dolanmaya başlarlar. Bunlara da kısa dönemli kuyruklu yıldızlar denir. Bunların içinde en kısa döneme sahip olan Encke (3.3 yıl), bilinen en uzun döneme sahip olan Rigollet (151 yıl) ve en meşhur olanı ise Halley (76 yıl) kuyruklu yıldızıdır. Halley'in 1986 ziyareti sırasında Giotto uzay aracı, ilk kez bir kuyruklu yıldızın çekirdeğinin ayrıntılı fotoğraflarını çekmeyi başardı. Kısa dönemli kuyruklu yıldızlar Güneş'e her yaklaştıklarında buharlaşma süreci ile önemli ölçüde kütle kaybederler. Bu nedenle dönemli bir kuyruklu yıldız bir gün ölebilir. Halley'in son gelişi çok sönük oldu ve Güneş'ten uzaklaşırken iyice parçalandığı dolayısıyla bir daha yani 2062 yılı ziyaretini yapamayacağı ileri sürülmektedir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Gök cisimlerinin incelenmesi-Performans Görev ve Ödevi

3/6/2009 · Kategori: performans odev

http://www.history.hacettepe.edu.tr/bilimtarihi/resimler/kuyrukluyildiz.jpg

Bulutsuz bir gecelerde gökyüzüne dikkatlice bakıldığında çıplak gözle bile pek çok şeyin fark edildiğini görülecektir.

İnsanoğlu gökyüzünde nelerin olduğunu hep merak etmiş, öğrenmeye çalışmıştıır. Bilim insanları yeryüzünde yaptıkları gözlem, araştırma ve incelemelerle uzayın sırları ile ilgili sorulara yanıt aramışlardır.

“ Yıldız denilince akla genelde bayrağımızda yer alan şekil gelmektedir. Oysa yıldızlar genelde küresel yapıdadırlar.

Bütün yıldızlar gökada (galaksi) adı verilen dev yıldız topluluklarının birer üyesidir.

Milyarlarca yıldız ve yıldız sisteminin meydana getirdiği topluluğa gökada (galaksi) adı verilir.  Uzayda milyarlarca gökada vardır. Samanyolu, Andromeda, Büyük Macellan, Orion bunlardan sadece bir kaçıdır.   

Dünya’mızın da içinde bulunduğu Güneş Sistemi Samanyolu gökadasında (galaksisinde) bulunur. Kuzeyden güneye doğru bir kuşak şeklinde görülen yıldız topluluğu Samanyolu gökadasını oluşturur.

Gökadalar da gezegenler gibi dönmektedir. Fakat gökadaların dönüş hızı yavaştır. Samanyolu gökadası kendi çevresindeki bir tur dönüşü, yaklaşık 230 milyon yıl kadar sürer.

Elde edilen bilgilere göre, yıldızlar canlı olmasalarda bizler gibi doğar, yaşar ve ölürler.

Yıldızlar, dünyada çok daha  büyük ve sıcak gaz kürelerdir.. Bize çok uzak oldukları için, küçük nokta şeklinde gözükürler.

Sıcaklıklarına bağlı olarak çeşitli renklerde ışık saçarlar.

Yıldızların farklı renkte olmaları onların sıcaklıkları hakkında bize bilgi verebilir.

  • Mavi veya Beyaz; En sıcak yıldız
  • Sarı; Orta sıcaklıkta
  • Kırmızı; En az sıcaklık ( soğuktur)

Güneşte bir yıldızdır. Dünyamıza ısı ve ışık veren sarı turuncu renkli bir yapıdadır.

Bir yıldızın etrafa saçtığı ışık, yıldız içinde gerçekleşen patlamalardan dolayı ortaya çıkar. Yıldızların yapısında genelde % 90 oranında hidrojen, % 10 oranında helyum vardır.

Yıldızların, hidrojen moleküllerinden oluşan gaz ve toz bulutlarının, zamanla kendi kütle çekimi altında büzülmesi ile meydana geldiği sanılmaktadır. Bir yıldızın büyüklüğü kütlesi ile belli olur. Kütlesi büyük olan yıldızın içinde çok fazla tepkime olur. Dolayısıyla bu yıldızın etrafa verdiği ısı ve ışık çok fazla olur.

 Zamanla enerjisi azalan yıldız, anî patlama ile parçalarına ayrılıp etrafa dağılabilir. Bu da yıldızın ölümü olur.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Meteor-Performans Görev ve Ödevi

3/6/2009 · Kategori: performans odev

http://www.resimvadisi.com/data/media/357/Holsinger_Meteorite_-_Meteor_Crater_Arizona_1.jpg

Bazı geceler gökyüzünde parlak bir çizgi gibi kayıp giden cisimler görülür. İnsanlar bunlara “kayan yıldız” adını vermiştir. Gerçekte bunlar yıldız olmayıp, uzaydan atmosfere hızla girip sürtünmeyle yanıp ışık saçan meteorlardır.

Meteorlar, gezegenler arasında bulunan ve her yönde hareket eden gök cisimleridir.  

Uzayda hareket ederken bazen Dünya’nın çekim alanına girip atmosferde sürtünerek yanarlar. Çok az sayıda meteor, tamamen yanmadan yere ulaşır. Bunlara Meteor taşı ya da Gök taşı adı verilir. Çok sayıda meteor aynı anda atmosfere girdiğinde, gökyüzünde birçok kayan yıldız görünür. Buna yıldız yağmuru adı verilir.

Yeryüzüne ulaşabilen meteorlara göktaşı ( meteorit) denir.  Göktaşları çok büyük olabilir, düştükleri yerde meteor (göktaş ) çukurları açarlar.

Meteorların yapısında demir, nikel, kobalt, bakır, silisyum ve magnezyum gibi maddeler vardır. 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Gezegen-Performans Görev ve Ödevi

3/6/2009 · Kategori: performans odev

http://www.nedirnedemektir.com/wp-content/uploads/2009/03/k_gezegen.jpg
Bir yıldızın etrafında dolanan ve kendisi yıldız olmayan doğal gök cisimlerine gezegen adı verilir. Dar anlamıyla, Güneş Sistemi içinde, Güneş'in doğrudan uydusu olan ve Uluslararası Gökbilim Birliği (IAU) tarafından bu tanıma uygun bulunmuş 8 gök cismini belirlemede kullanılır. Güneş Sistemi'nde, resmi olarak kabul edilen 'sekiz gezegen'den başka, bu cisimlerle boyut, yörünge ve fiziksel özellikler açısından aynı gruba konabilecek yeni gök cisimlerinin keşfedilmesi, bir yandan da başka yıldızların etrafında da Güneş Sistemi gezegenlerine benzer gök cisimlerinin dolandığının saptanması, 'gezegen' tanımının sınırlarının bulanıklaşmasına neden olmuştur.
Uluslararası Gökbilim Birliği'nin (IAU), 1919 yılından bu yana kabul ettiği Güneş Sistemi'nin 8 gezegeni, güneşe yakınlık sıralarına göre şunlardır:
1. Merkür , 2. Venüs , 3. Dünya , 4. Mars , 5. Jüpiter , 6. Satürn , 7. Uranüs , 8. Neptün Bu 8 gezegenin dışında daha önce gezegen olarak tanımlanan Plüton IAU'nun yeni tanımlamasına göre Cüce Gezegen olarak kabul edilmektedir.
Güneş Sistemi dışındaki gezegenler
1995 yılında Michel Mayor ve Didier Queloz tarafından 51 Pegasi adlı yıldızın çevresinde dönen bir gök cismi keşfedildiğinde, bu cismin 'gezegen' olarak tanımlanması uygun görüldü. 1995-2005 yılları arasında yapılan gözlemlerle, 100'ü aşkın değişik yıldız çevresinde dolanan 150'den fazla gezegen bulundu. Güneş Sistemi gezegenleri ile karıştırılmaması için bu cisimlere 'Güneş dışı gezegenler' veya Güneş Sistemi dışı gezegenler adı verilmektedir. Yine karışıklığı önlemek amacıyla, bu tür gezegenlerin yıldızları ile birlikte oluşturdukları sistemlere genel olarak gezegen sistemi ya da 'yıldız sistemi' adı verilmektedir. 'Güneş Sistemi' adı ise, yalnızca özel ad olarak Güneş ve uydularının oluşturduğu gezegen sistemini tanımlamada kullanılır. ek olarak 1996 yılında amerikalı uzay bilimcisi Arthur Frank Elbourn 'un yapmış olduğu bir takım araştırmalar uzay hakkında daha da fazla bilgi almamızı sağlamıştır. Arthur Frank Elbourn un yapmış olduğu çalışmalarda 10 olan gezegen sayısı aslında 12 gezegene vardi. goono ve Elbourn ismi verdiği iki gezegen daha keşfetti. Nasa tarafından doğrulanan bu gezegenler fazla medyaya duyurulmadı.
Tarih boyunca gezegen kavramı
Elimize ulaşan tarihsel kayıtlar incelendiğinde, Türkçe'nin genç sözcüklerinden olan 'gezegen'in diğer dillerde uzun süredir var olan karşılıklarının, gökyüzünde yıldızların alışılmış hareketlerinden farklı davranışları ile dikkati çeken 'aykırı' yıldızlar için kullanıldığı görülür. Batı dillerinde gezegen kavramı Eski Yunan'da 'başıboş dolaşan' anlamında kullanılan planitis (πλανήτης) sözcüğünden türetilmiş sözcüklerle ifade edilmektedir. Yakın tarihe kadar Türkçe'de kullanılan Arapça kökenli seyyare sözcüğü de benzer anlam taşımaktadır. Türkçe gezegen sözcüğü de, bu yıldızların gökyüzünde diğer sabit yıldızların arasında 'gezinmelerinden' esinlenilerek türetilmiştir.
17.ci yüzyıla dek bilinen beş gezegen (Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn), insan kültürü ile tarih boyunca içiçe olmuş, çeşitli kültürlerde tanrılarla bağdaştırılarak mitolojinin, klasik elementlerle bağdaştırılarak felsefenin ve astrolojinin önemli bir parçasını oluşturmuşlardır. 17.ci yüzyılda Kopernik'in o güne dek yaygın olan yermerkezli görüşü sarsan kozmolojik devrimi ile güneşmerkezli evren anlayışının ağırlık kazanması sonucunda dünyanın da bir gezegen olduğu kabul edilmiş, böylece gezegen kavramı 'gökte başıboş dolaşan yıldız'dan günümüzdeki gökbilimsel anlamına oturmuştur.
18.ci yüzyılda keşfedilen Uranüs gezegenler listesine yedinci sırayla kolaylıkla eklenirken, 1801 ve 1802'de Güneş Sistemi'nin Ceres ve Pallas adlarını alan iki yeni üyesi bulunduğunda, küçüklükleri nedeniyle gezegen sayılmayarak Sir William Herschel'in verdiği asteroit tanımı içine alındılar. İzleyen yıllarda keşfedilen benzer niteliklerde yeni küçük gök cisimleri de bu kategoriye eklendiler. Böylece Titius-Bode yasasının öngördüğü şekilde Mars ile Jüpiter yörüngeleri arasında bir başka gezegen bulunması gerektiği sorunu çözümlenmiş oldu. Ancak bu kez Uranüs yörüngesindeki tedirginliklerden sorumlu yeni bir gezegen arayışı başladı. Bu sorunun yanıtını da 1846 yılında bulunan ve sekizinci gezegen olarak benimsenen Neptün getirdi. Güneş Sistemi içinde gözlenen tüm tedirginliklerin henüz keşfedilmemiş bir 'bilinmeyen gezegen' ile açıklanabileceği yaklaşımının bu şekilde meyvasını vermesi, 'gezegen avcılarını' cesaretlendirerek dokuzuncu gezegenin aranmasına başlandı. Ancak, giderek daha güçlü teleskopların yapılması, gökyüzünü inceleyen insan ve kuruluş sayısının artması, 19.yüzyıl sonunda astrofotografi tekniğinin ortaya çıkması gibi gelişmeler sayesinde önemsiz sayılacak gökcisimlerinin saptanabilir hale gelmesine ve yeni bulunan asteroit sayısının bini aşmasına karşın, 1930'da Plüton bulunduğunda neredeyse yüz yıl geçmişti. Bu uzun bekleyiş, Plüton'a dokuzuncu gezegen olma onurunu kazandırırken, açıklamasını da birlikte getiriyordu: yeni gezegen o ana dek bilinen en küçük gezegen Merkür'ün yarısından daha küçük çapta ve otuzda biri kütlesinde, aralarında Ay'ın da bulunduğu birçok gezegen uydusundan daha küçük, üstelik alışılmadık bir yörüngede idi. Bütün bunlara karşın, en büyük asteroit Ceres'ten daha büyük olan ve Güneş çevresinde dönen dokuzuncu büyük gök cismi olan Plüton'un dokuzuncu gezegen sıfatı 20. yüzyıl sonlarına kadar tartışma konusu olmadı.
Hollandalı gökbilimci Kuiper tarafından kuramsal olarak ortaya atılan ve bugün Kuiper kuşağı olarak bilinen bölge, Güneş'ten 30-50 A.Ü (astronomi ünitesi-gökbilim birimi) yani yaklaşık 4,5-7,5 milyar km. uzaklıktaki alanı kaplar ve Güneş çevresinde dönen çok sayıda küçük gök cisminin bu aralıkta yer aldıklarına 1950'lerden bu yana inanılmaktadır. 1992 yılında, o ana dek Kuiper kuşağının bilinen tek üyesi Plüton gezegeni iken, (15760) 1992 QB1 geçici adıyla tanınan 'ilk Kuiper kuşağı cismi'nin bulunması ve bunu kısa sürede çok sayıda yenilerinin izlemesi ile bu yeni gök cisimi sınıfı bir kavram olarak netleşmeye başladı. Plüton'un bilimsel anlamda bu sınıfın bir üyesi olduğu gökbilim çevreleri tarafından kabul edilirken, hala bir gezegen olarak kabul edilip edilmeyeceği konusu popüler bir tartışma biçimini aldı. Uluslararası Gökbilim Birliği (IAU) 1999 yılında Plüton'un resmi olarak Güneş sistemi'nin dokuzuncu gezegeni kabul edildiğini ve bunun değiştirilmesinin düşünülmediğini açıklayan bir bildiri yayınlamak zorunda kaldı.
2002 yılında Plüton'un yarısı çapındaki 50000 Quaoar'ın, 2004'te ise neredeyse Plüton büyüklüğünde 90377 Sedna'nın keşfi, Plüton'un diğer Kuiper kuşağı cisimlerinden (Kuiper Belt Objects-KBO) fazla ayrıcalıklı olmadığını göstermesi bakımından önemli görüldü. 29 Temmuz 2005'de üç yeni Kuiper kuşağı cisimi daha bulunduğu açıklandı. Bunlardan 2003 UB313 adlı olanı, Plüton'dan daha büyük olması nedeni ile bazılarınca 10.cu gezegen ilan edilirken bir yandan da Plüton'un gezegen sıfatının gözden geçirilmesi tartışmaları yeniden alevlendi. amerika da yapılan araştırmalar sonucunda aslında 12 gezegen dışında dört gezegen daha keşfedilmiş. bunlar pluton dan daha büyük ve yapılan araştırmalarda bu dört gezegenin bir tanesinde yaşamsal bir belirti olabileceği söylenmektedir. yalnız dunyaya çok uzak olan bu dört gezegen nasa nın yapmış olduğu gizlia raştırmalar sonucunda ortaya çıkarılmış, ve medyadan bugune kadar saklanmıştır. medyaya nasıl sızdığı bilinmemekte olup araştırmaların devam ettiği söylenmektedir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::