Tohum ve meyve gibi ürünlerin işlenmesinde teknolojinin kullanım
16 11 2008

Tohum ve meyve gibi ürünlerin işlenmesinde teknolojinin kullanım


Artan dünya nüfusunun temel ihtiyaçlarının karşılanmasında yaşanılan zorluklar, insanlara ulaşan gıda zincirindeki olumsuzluklar çağımız bilim adamlarını arayışlara itmiştir. Gün geçtikçe azalan doğal kaynakların en iyi şekilde değerlendirilmesi mümkün olsa bile, dünya nüfusunun artış hızı karşısında yetersiz kalmaktadır. Bu durumda mevcut potansiyelin rasyonel kullanımı yanında yeterli ve dengeli beslenme için uygun gıda maddelerinin sağlanması insanlığın geleceği için vazgeçilmez bir şart olmuştur. Günümüzde pek çok ülkede çok daha acı bir şekilde hissedilse bile gıda maddelerinin sağlanması insanların temel sorunlarından biri olmaya devam etmektedir.
Son yıllarda adından sık sık bahsedilen "Uygulamalı Hayat Bilimleri" olarak tarif edilen "Biyoteknoloji" ye başta gıda ve sağlık olmak üzere birçok meseleyi çözebileceği ümidiyle bakılmaktadır.
Yirmi birinci asrın başlarında 6.5 milyar olacak dünya nüfusunu beslemek için, gıda üretiminin bugünkünün 1.7 kat artırılması gerekmektedir. Tarım alanında basit biyoteknolojik uygulamalarla sağlanan önemli üretim artışlarının, çağımızdaki teknolojiye uygun metotlarla daha da artırılabileceği tahmin edilmektedir. Biyoteknoloji alanındaki uygulamaların tarım alanındaki artışları insanların açlık sorununa kalıcı çözümler getirecektir. İnsan gıdalarının çoğu yaklaşık 30 çeşit tarımsal üründen sağlanmakta, bunları da tahıllar, şekerli bitkiler, baklagiller, yağlı tohumlar, meyve ve sebzeler oluşturmaktadır. Bütün bunlar göz önüne alındığında, insanların temel gıdalarını oluşturan, tarımsal ürünlerin üretiminde olduğu kadar, ürünlerin işlenmesi ve istenilen özellikte gıdalar elde edilmesi gibi bir çok sahada uygulama imkanı bulan biyoteknolojinin önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Biyoteknolojik uygulamalar J.Watson-F.Crick adlı araştırıcıların canlılardaki karakterlerin dölden döle aktarılmasında rol oynayan DNA (Deoksiribonükleikasit) molekülünün yapısını belirlemeleriyle hayata geçmiştir. Bu molekülün yapısındaki değişmelerle canlılardaki karakterlerin farklılaştığının anlaşılması bu tür uygulamalarla istenilen özellikte bitki ve hayvan elde etmeyi planlayan Gen Mühendisliği bilim dalının doğmasını sağlamıştır.
Teorik olarak sınırsız uygulama alanı olan biyoteknolojik yöntemlerle grip, tetanoz, kuduz, kızamık gibi aşılar yanında istenilen özelliklere sahip bitkiler, hayvanlar ve yararlı mikroorganizmaların da üretilmesi mümkündür. Biyoteknolojik uygulamalarla gelecek yıllarda bol, ucuz, kaliteli ve besleyici özelliği daha çok olan gıda maddeleri elde edilebilecektir. Bunların hayata geçirilebilmesi için genetik mühendisliği ile biyoteknolojinin tamamen örtüşecek şekilde uyuşması gerekir. Çünkü biyoteknolojinin ortaya çıkmasında en önemli faktör, hücrenin yapı ve kimyasal, fiziksel sinyallere tepki verme biçimleri üzerinde gittikçe artan bilgi birikimleri olmuştur. Biyoteknolojik uygulamaları sağlık, tarım, enerji sağlama ve çevre alt başlıklarıyla gruplandırmak mümkündür
Tıpta biyoteknoloji, anne yada babaya ait veya her ikisinin hatalı bir gen taşıması ve bunların oğul döllere geçmesi şeklindeki hastalıkların giderilmesi esasına dayanmaktadır. Bu çeşit rahatsızlıklar hatalı genin teşhis ve tedavisi ile ortadan kalkabilecektir. Genetik orijinli rahatsızlıkların önlenebilmesi için hastalığın daha embriyo safhasında tespit edilerek, erken dönemde tedavi edilmesi gerekir. Deneysel olarak oluşturulan zigotta, 8 hücreli safhada iken içerdiği hatalı genleri belirlemek mümkündür. Hastalık sebebi olacak genlerin yerine hatalı olmayanların yerleştirilmesi amaçlanan tedavi yöntemidir. Sağlık alanına biyoteknolojik diğer önemli bir katkısı da rekombinant DNA teknolojisi uygulamasıyla elde edilen ve canlı tarafından sentez edilemeyen yada yetersiz üretilen protein ve enzimlerin yerine geçebilecek yapay ürünlerle tedavinin kolaylaşmasıdır.
Biyoteknoloji, bitkisel ve hayvansal üretim alanında da önemli uygulama alanı bulmuştur. Sağlıklı bir ürünün iyi ve kaliteli hammaddelerden elde edilebileceği düşünülürse biyoteknolojik yöntemlerle yetiştirilen soğuğa, sıcağa, kuraklığa ve fazla tuza dayanıklı bitkilerin ürünleri hem üretim kaybını en aza indirecek hem de tüketicinin istediği tipteki gıdanın yapımını sağlayacaktır. Sözgelişi dünya nüfusunun çoğunun temel gıda maddesi olarak kullandığı patatesin protein oranının artırılması yapay bir DNA parçası aktarılarak sağlanmış, aynı tür uygulamalarla hastalık ve zararlılara dayanıklı patates bitkisi elde edilmiştir.
Günümüzde değişik hastalıklar nedeniyle tonlarca hayvansal gıdanın çöplere döküldüğü kuş gribi ve deli hastalıkları ile hafızamızdaki tazeliğini korumaktadır. Biyoteknolojik yöntemlerle hayvan hastalıklarına etkili aşılar yapılması kullandığı yemlerden daha çok faydalanabilen verimli ve kısa sürede gelişen hayvan ırkları geliştirilmiştir. Söz gelişi bir araştırmada, embriyosuna gelişme artırıcı gen aktarılan sazan balıkları, atalarına göre %30 oranına daha fazla ağırlık oluşturmuşlar. Bu şekilde özellikte hayvan ırklarının yetiştirilmesi konusunda biyoteknolojik metotlar oldukça başarılı olmuştur.
Şeker kamışı ve mısır gibi yakıt alkol (etanol) üretimi için uygun bitkilerin devreye sokulması, biyogazların işlenir hale getirilmesi, petrol kaybının engellenmesinde mikro organizmaların kullanılması ile gerçekleşmektedir.
Gen tekniği ile biyolojik maddelerin süper silahlara dönüştüğü de bilinen bir gerçektir. Biyolojik silah olarak tarif edilen gözle görünemeyen bu yaratıklar kısa sürede çok çabuk çoğalır ve 24 saat içinde sadece bir mikroptan 281 trilyon öldürücü virüs üreyebilir. Biyolojik silah olarak gelecekte kullanılabilecek bir tüp içerisindeki tek hücreli canlıların insanlar arasında ayırım yapmadan bütün insanlığı kırıp geçireceği gözden ırak tutulmamalıdır.
Görüldüğü üzere,biyoteknolojik bilgi çağı olarak adlandırılacak 21 asra damgasını vurmaya aday bilim dalı hüviyetindedir. Teknolojik yenilikler uluslararası ilişkilerde çok önemli bir güç kaynağı durumundadır.
Biyoteknoloji şüphesiz geleceğin çehresini çizen unsurlardan biri olacak ve özellikle tarım, gıda, sağlık ve bilgisayar endüstrilerinde büyük atılımların gerçekleşmesine imkan sağlayacaktır.
Bu çerçevede ülkemizin de biyoteknolojiyle ilgili gelişme ve araştırmaları yakından izlemesi gereği açık olmakla birlikte biyoteknoloji imkanlarından doğru şekilde yararlanmak için acilen öncelik vermemiz gereken başka noktalar da mevcuttur. Özellikle tıbbi ve tarımsal uygulamaları açısından biyoteknoloji doğada mevcut genetik çeşitlilik temeli üzerinde yapılanır. Daha güçlü, daha verimli, daha ucuz maliyetli, daha bol ürün ya da ilaç ham maddesi elde etmek için gerek duyulan madde ya da canlıların biyolojisinin ve tabii ki genetiğinin çok iyi araştırılmış olması gerekir. Ülkemiz biyolojik çeşitlilik açısından dünyada en ayrıcalıklı yerlerden birinde bulunmasına rağmen, doğal ya da kültüre alınmış canlı türlerinin genetik özelliklerinin araştırılması şöyle dursun, tam bir envanterini ve dağılım haritasını dahi yapabilmiş değiliz. Bu konudaki birikimin çoğu da ne yazık ki yurt dışı kaynaklardan elde edilebilmektedir.
Doğal türlerin arşivlenmesindeki zorluklar nedeni ile dikkatimizi sadece kültüre alınmış türlere çevirirsek, ülkemiz topraklarının yerli tahıl, sebze ve meyve türleri ile bunların farklı coğrafyalarda ve farklı amaçlar için elde edilmiş kültür formların çeşitliliği dikkatimizi çeker. Biyoteknolojinin hammaddesi "biyo", ürünü "teknolojidir". Bir sonraki yüzyılda biyoteknoloji konusunda tüketici değil de üretici olmak istiyorsak mutlaka kendi sermayemizi iyi tanımak ve değerlendirmek zorundayız. Bu hedefe ulaşmak için öncelik iki noktaya verilmelidir: Birinci olarak biyoteknoloji için gerekli bilimsel ve teknolojik alt yapı anlaşılmalı ve kullanılabilmelidir; İkinci olarak da kendi topraklarımızda mevcut doğal canlılar ve kültür canlıları tesbit edilmeli ve üstünlükleri-zayıflıkları araştırılmalıdır.
İlk hedefe ulaşmak nisbeten kolaydır, bu konuda yetenekli gençler gerekirse yurt dışında eğitim görerek gerekli mali, idari ve bilimsel destek sağlandığında teknolojik altyapıyı kurarlar. Bence daha zor olanı ikinciyi başarmaktır. Bu konuda özellikle tarımsal ıslah konusunda bu güne dek çeşitli çalışmalar yapılmış olsa dahi, yine de mevcut potansiyelimizi anlamaktan oldukça uzakta olduğumuzu düşünüyorum; Bu duruma bir de bildiklerimizi yazmamak ve yazılanı da okumamak gibi hastalıklar da eklenince kendi ülkemizin biyolojik potansiyeli konusundaki cehaletimizi anlamak zor değil. Bu konuda acilen sistemli,yöntemli bilgi üretilmesine ve yayınlanmasına gerek vardır. Ziirat, fen-edebiyat, tıp ve eczacılık fakültesinde lisans ve lisans üstü eğitimi yapan gençlerimize yüzlerce, binlerce tez ve araştırma yaptırmalı, çevrede mevcut kültür formlarını, potansiyel geleneksel şifalı bitkileri, bunların bilinen ve yaygın kullanılan benzerlerine göre üretim, maliyet, kalite, verim vb. açılardan zayıflık ve üstünlüklerini araştırmalıyız ki, gerekli teknolojik alt yapı oluşturulduğunda neyin hedefleneceği ve dünya pazarında kendine yer bulacak ne tür bir ürünün elde edileceği bilinebilsin. Aksi taktirde bugün pek çok konuda olduğu gibi teknolojiyi doğuran bilimi üretmek yerine bilimin yerine teknolojiyi tüketen bir ülke olmaktan kurtulamayız.

9445
0
0
Yorum Yaz